Aramak için nişanlımın telefonunun kilidini açtığımda
BÖLÜM 1. Fotoğraf, Kerem’in telefonunda tamamen tesadüf eseri karşısına çıkmıştı. Kerem, İstanbul’daki dairelerinde koltuk minderlerinin arasına sıkışıp kaybolan kendi telefonunu çaldırması için cihazını ona vermişti. Telefonun kilidini açtığında galeri hâlâ ekrandaydı. Son karede Kerem’in annesi Sevim Hanım, Elif’in Şile’deki bağ evinin çardağı altında oturuyordu. Masanın üzerinde Elif’in seramik fincanlarından biri, bir deste anahtar ve koyu renkli bir konserve kavanozu vardı. Elif bir saniyeliğine nefes bile alamadı. O ev ikisine ait değildi. Elif orayı Kerem’le tanışmadan 6 yıl önce, anneannesinden kalan küçük daireyi satarak kendi birikimiyle almıştı. Her odasını ilmek ilmek, yavaş yavaş yenilemiş; babasıyla birlikte avlu duvarının dibine mis kokulu eski güller dikmişti. Kerem’de ise sadece acil durumlar için evin yedek anahtarı vardı. — Annenin benim evimin anahtarlarıyla ne işi var? Kerem gözünü televizyondan bir an bile ayırmadı. — Ben verdim. Sürekli çalışıyorsun, düğüne şurada 3 ay kaldı ve orayla birilerinin ilgilenmesi gerekiyordu. Elif, yanlış duyduğundan emin bir ifadeyle ona baktı. — Ne zamandan beri orada? — Cuma gününden beri. Bayıldı oraya. Evin, düzen kurmayı bilen gerçek bir kadının eline ihtiyacı olduğunu söyledi. Sonra Kerem gülümsedi ve durumu daha da beter hâle getiren şu sözleri ekledi: Sevim Hanım hangi mobilyaların atılacağına, küçük bostanın nereye kurulacağına ve akrabaları ağırlamak için evin hangi hafta sonları kullanılacağına çoktan karar vermişti bile. — Evlendiğimizde her şey sadece seninmiş gibi davranmaya devam etmenin hiçbir anlamı yok, dedi. Biz artık bir aileyiz. Elif fotoğrafa tekrar baktı. Kavanoz gözüne hiç yabancı gelmiyordu. Aylar önce ardiye odasını boşaltırken bulmuştu onu. Kapağı paslanmıştı ve içinde ne olduğunu, ne zamandır orada durduğunu kimse bilmiyordu. Onu hiçbir zaman bir yiyecek olarak görmemiş; daha sonra çöpe atmak üzere raflardan birine öylece bırakmıştı. — Annene telefon et. Hemen. Sevim Hanım telefonu yorgun bir ses tonuyla açtı. Karşısında Elif’i duyunca sesi bir anda düşmanca bir tavır takındı. — Boşuna drama yaratma. Evi çekip çevirmeye geldim. Bu arada, dipte köşede gayet işe yarar şeyleri saklamışsın. — Kilerdeki o kavanozdan bir şey mi yedin sen? Hatta kısa bir sessizlik oldu. — Senin evindeydi, ben de sana ait olduğunu düşündüm tabii. Elif’in göğsünde kuru, buz gibi bir ürperti belirdi. — Ne zamandan kaldığını bile bilmiyorum. Yıllardır orada duruyor olabilir. Eğer kendini kötü hissediyorsan doğruca acile git. Kerem yerinden fırladı. — Annemin senin bir şeyin yüzünden zehirlenmiş olabileceğini mi ima ediyorsun sen? Elif gözlerini ağır ağır ona çevirdi. — Annenin benden izin almadan evime girdiğini, ona asla ikram etmediğim bir şeyi açıp yemeye karar verdiğini söylüyorum. Kerem’in yüz ifadesi aniden değişti. Artık endişeli görünmüyordu; düpedüz içerlemiş, alınmıştı. — Ona bir şey olmasa iyi edersin. Bu cümle bardağı taşıran son damla oldu. Elif yatak odasına gitti, Kerem’in bavullarından birini çıkardı ve yatağın üzerine ardına kadar açık bıraktı. — Eşyalarını toplamak için 20 dakikan var. Kerem inanmaz bir kahkaha patlattı. — Bir anahtar yüzünden koca düğünü iptal edecek değilsin ya! — Hayır. Düğünü iptal ediyorum, çünkü parmağına o yüzük geçtiğinde bana ait olanlara nasıl davranacağını bana az önce çok güzel gösterdin. Kerem bunun anlık bir blöf olduğunu sandı. Sevim Hanım ise Şile’deki evde kalmaya hâlâ hakkı olduğuna inanıyordu. Oysa hiçbiri, Elif o akşamüstü bağ evine vardığında kendisinden çalınan şeylerin sadece anahtarlarla sınırlı olmadığını göreceğini tahmin bile edemezdi. PARTE 2.Elif arabasıyla Şile’ye gittiğinde bahçe kapısını ardına kadar açık buldu. Sevim Hanım koltukta bembeyaz bir yüzle uzanmış, etrafı poşetler ve ilaç kutularıyla çevrilmişti. Avluda ise Elif’in babasıyla diktiği gül fidanlarının birçoğu köklerinden sökülüp atılmıştı. — Burada ayakbağı oluyorlardı, dedi Sevim Hanım. İşe yarar şeyler ekmek için yer açtım. Elif her şeyin fotoğrafını çekti. — Eşyalarını topla. 20 dakika içinde buradan gitmezsen jandarmayı arayacağım. Sevim Hanım tehditler savurarak evi terk etti. Ertesi sabah Elif kapı kilitlerini değiştirdi. Tam o sırada komşusu Pınar Hanım ona can sıkıcı bir şey anlattı: Hafta sonu boyunca bağ evini gezmeye birkaç çift gelmişti. Kerem evin fotoğraflarını çekerken, Sevim Hanım da rezervasyonlardan, kutlamalardan ve müsait tarihlerden bahsediyordu. Elif hemen internette araştırma yaptı. Evi, kır düğünleri ve özel davetler için kiralanan lüks bir mekan olarak ilan edilmişti. İletişim numarası olarak da Kerem’in telefonu yazıyordu. Bir hafta sonra, Sevim Hanım tarafından gönderilen 18.000 avroluk bir talep yazısı geldi; tıbbi masraflar, sözde yapılan tadilatlar ve kaçırılan kârlar talep ediliyordu. Elif tam bunu yırtıp atacaktı ki, Nehir adında tanımadığı bir kadından mesaj geldi. Kadın, düğününü orada yapmak için 3.500 avro kapora ödemişti. Nehir dekontu, sözleşmeyi ve altında Elif’in adı yazan imzalı izin belgesini gönderdi. İmza sahteydi. Ama en kötüsü bir ses kaydıydı. Kayıtta Kerem, evlendikten sonra neler yapmayı planladığını anlatıyordu. Arka planda ise Sevim Hanım’ın sesi açıkça duyuluyordu.