2. BÖLÜM Ertesi sabah sekizde tüm kilitler değiştirilmişti. Dokuzda, Deniz’in şirket telefonu kapandı. Onda, Perihan’ın anahtarı dış kapıda işlemedi. Yatak odamdan, sabahlığıma sarılmış, ellerim aylardır hiç olmadığı kadar sabit bir şekilde sade kahvemi içerken onu güvenlik kamerasından izledim. Anahtarı tekrar kilide soktu ve sertçe çevirdi. Tık yok. Arkasında Deniz, dünkü gömleğiyle veranda duruyordu; elinde, sanki altı dolara özür satın alınabilirmiş gibi iki kahve tutuyordu. Perihan kapıyı yumrukladı. “Rüya! Derhal aç şu kapıyı!” Hoparlör düğmesine bastım. “Günaydın Perihan Hanım.” Olduğu yerde kaldı, sonra öfkeyle kameraya baktı. “Bu ne demek oluyor? Anahtarım neden açmıyor?” “Çünkü bu ev benim,” dedim. Deniz hızla öne atıldı. “Rüya, yapma böyle. İçeride konuşalım.” “Hayır.” Perihan’ın dudağı büküldü. “Bizi Deniz’in mülküne sokmamazlık edemezsin.” Telefona biraz daha yaklaştım. “Perihan, bu ev hiçbir zaman onun olmadı.” Sessizlik muazzamdı. Tanıştığımızdan beri ilk kez Perihan’ın verecek bir hakareti yoktu. Deniz’e baktı; ondan gülmesini, bunu yalanlamasını, gururunu kurtarmasını bekliyordu. Deniz ise verandanın zeminine bakıyordu. O küçük hareket onu yerle bir etti. “Ne demek istiyor bu?” diye fısıldadı Perihan. Deniz’in çenesi kasıldı. “Anne, burada olmaz.” Ancak aşağılanma halka açık bir yerde gerçekleştiğinde onu dizginlemek zordur. Caddenin karşısında, köpeğini gezdiren komşumuz Bayan Keriman yavaşladı. Bahçıvan çitlerin yanında duraksadı. Perihan onları fark edince saldırıya uğramış bir asilzade gibi dikleşti. “Yalan söylüyorsun,” diye tısladı. Bahçe kapısını uzaktan açtım ama ev kapısını değil. “Deniz şahsi eşyalarını daha sonra avukatım aracılığıyla alabilir. Burada kalırsanız ikiniz de mülke tecavüz etmiş sayılacaksınız.” Deniz kameraya baktı, karizmasının arasından panik sızıyordu. “Hata yapıyorsun.” “Hayır,” dedim. “Hatayı üç yıl önce yapmıştım.” O cevap veremeden kaldırıma siyah bir sedan yanaştı. Asistanım Mert, elinde bir not defteri ve iki güvenlik görevlisiyle araçtan indi. Deniz onlara bakakaldı. Yüzünden kan çekildi. Mert neredeyse mahcup bir ifadeyle, “Deniz Bey, arabanın anahtarlarını almam gerekiyor,” dedi. Perihan sertçe döndü. “Ne arabası?” “Araç, Meridyen Holding üzerine kayıtlı,” dedi Mert. “Geri çağrıldı.” Perihan gözlerini kırpıştırdı. “Meridyen Holding de ne?” Ekrana bakıp gülümsedim. “Benim şirketim.” Deniz gözlerini kapattı. İşte oradaydı. İkinci yalan. İki yıl boyunca Deniz, annesinin kendisini güzel ve ona muhtaç karısına bakan yükselen bir yönetici olduğuna inanmasına izin vermişti. Yemeklerde benim yatırım firmamdan “Rüya’nın küçük projesi” diye bahsederdi. Müşteriler beni övdüğünde sözlerini keserdi. Perihan geç saatlere kadar çalışmamla alay ettiğinde, sanki bu benim bir tuhaflığımmış gibi gülümserdi. Ama ona gerçeği hiç söylememişti. Ben onun süsü değildim. Ben onun patronuydum. Ve onun için daha kötüsü; erişimlerini, maaşını, kredi kartını, aracını ve kimsenin izlemediğini sandığı bölge hesaplarını onaylayan kişi bendim. Mert elini uzattı. “Anahtarlar, Deniz Bey.” Deniz’in sesi bir tehdide dönüştü. “Rüya, beni utandırma.” Yanımdaki sandalyenin üzerinde duran yırtık beyaz elbiseye baktım. “Sen kendini zaten utandırdın.” Perihan, Deniz’in koluna yapıştı. “Yalan söylediğini söyle bana.” Deniz söylemedi. Anahtarları teslim etti. Araba uzaklaşırken Perihan daha küçük görünüyordu ama pişman değildi. Gururu kanıyordu ve suçlayacak birini arıyordu. “Bütün bunlar bir elbise yüzünden mi?” diye bağırdı. “Hayır,” dedim. “Elbise sadece rol yapmayı bıraktığım andı.” O sırada avukatım Hale Hanım aradı. “Transferleri bulduk,” dedi. Kameradan Deniz’e baktım. O zaten yukarıya, bana bakıyordu. Biliyordu. “Her şeyi yönetim kuruluna gönderin,” dedim. Hale duraksadı. “Hepsini mi?” “Hepsini.” Deniz kapıya yaklaştı, sesi şimdi titriyordu. “Rüya, ne bulduğunu sanıyorsan hepsini açıklayabilirim.” Aramayı sonlandırdım ve hoparlöre tekrar bastım. “Eminim açıklarsın,” dedim. “Ama bugün, avukatlara açıklayacaksın.”