Kayıp Aşkın Yeniden Buluşması
Annem bizimle gelmedi. İlk kez hiç kimse nedenini sormadı. İki hafta sonra Can bizi Mert’in mezarının olduğu mezarlığa götürdü. Madalyonu toprağın üzerine bıraktım. "Selam Mert," diye fısıldadım. "Artık biliyorum." Eve döndüğümüzde mezuniyet fotoğrafımızı şöminenin üzerine koydum. Lale bana yaslandı. "İyi misin?" "Hayır," dedim. "Ama en azından artık neyin yasını tuttuğumu biliyorum."Aradan altı ay geçti. Bazı yaralar kapanmaz. Sadece kabuk bağlar. Mert'in mezarını ilk ziyaret ettiğim gün ağlamıştım. İkinci ziyaretimde sessiz kalmıştım. Üçüncü ziyaretimde ise yanımda bir termos kahve getirmiştim; çünkü gençliğimizde hep aynı şeyi yapardık. Ona kaybettiğimiz kırk yılı anlatıyordum. Lale ve Can düğün tarihlerini ertelemişti. Kimse acele etmiyordu artık. Çünkü bazen bir aileyi kurmadan önce geçmişin enkazını temizlemek gerekir. Can sözünü tutmuştu. Bir daha hiçbir şey saklamadı. Babasının bıraktığı bütün mektupları, fotoğrafları ve anıları benimle paylaştı. Bir akşam eski mektuplardan birini okurken gözüm son satıra takıldı. *"Eğer bir gün seni tekrar göremezsem, umarım mutlu olursun. Çünkü seni sevmenin en zor tarafı, yanında olamasam bile iyi olmanı istemekten vazgeçememek."* Mektubu kapatıp uzun süre sessizce oturdum. Kırk yıl boyunca Mert'in beni terk ettiğine inanmıştım. Oysa gerçekte ikimiz de aynı şeyi yaşamıştık. Ben onun gittiğini sanmıştım. O ise benim onu istemediğimi. İkimiz de aynı yalanın içinde yaşlanmıştık. Bir sonbahar sabahı telefonum çaldı. Arayan annemdi. Aylardır ilk kez. Telefon uzun süre elimde kaldı. Sonunda açtım. Karşı taraftan yaşlı ve kırılmış bir ses geldi. "Emel..." Bekledim. "Özür dilerim." Yıllarca duymayı beklediğim cümle buydu. Ama garip olan şuydu ki, artık ona ihtiyacım kalmamıştı. Pencereden dışarı baktım. Lale bahçede Can'la birlikte gülüyordu. Hayat devam ediyordu. "Özür dilerim," dedi annem yeniden. Gözlerimi kapattım. "Seni affediyorum," dedim. Ve ilk kez bunun onun için değil, kendim için olduğunu fark ettim. Çünkü affetmek, olanları unutmak değildi. Geçmişin artık geleceğini yönetmesine izin vermemekti. Bir ay sonra Lale ve Can evlendi. Nikâh töreninden önce hazırlık odasında kızım yanıma geldi. "Anne," dedi. "Efendim?" Elimi tuttu. "Eğer anneanne o gece yalan söylemeseydi..." Sözünü tamamlayamadı. İkimiz de cevabı biliyorduk. Belki hayatım tamamen farklı olacaktı. Belki Mert'le evlenecektim. Belki Lale hiç doğmayacaktı. Belki bugün burada olmayacaktık. Gülümsedim ve kızımın yanağını okşadım. "Hayat bazen bizden çok şey alır," dedim. "Ama bazen geriye kalanlar da bir mucizedir." Nikâh başladığında ilk sırada oturuyordum. Can'ın yüzüne baktım. Bir anlığına genç Mert'i gördüm. Sonra görüntü değişti. Karşımda artık kendi hayatını yaşayan, kendi seçimlerini yapan genç bir adam vardı. Geçmiş değildi. Gelecekti. Tören bittikten sonra herkes alkışlarken gökyüzüne baktım. İçimde yıllardır taşıdığım o düğüm ilk kez tamamen çözülmüş gibiydi. Kırk yıl boyunca kaybettiğimi sandığım şey aslında aşk değildi. Gerçekti. Ve sonunda ona kavuşmuştum. O gece eve döndüğümde şöminenin üzerindeki mezuniyet fotoğrafının önünde durdum. Fotoğraftaki iki genç bana gülümsüyordu. Parmağımla Mert'in yüzüne dokundum. "Hoşça kal," diye fısıldadım. Sonra yıllardır ilk kez fotoğrafı yerine bırakıp arkamı döndüm. Çünkü bazı hikâyeler mutlu sonla bitmez. Ama sonunda gerçeğe ulaşır. Ve bazen insanın ihtiyacı olan tek şey de budur.