Kızım, benim 24 yaşındaki bir kızı evime kiracı olarak aldığımı öğrendiğinde, aklımı kaybettiğimi sandı
Bölüm 2 Ayşe o günden sonra eskisi gibi olmadı. Motor bir kez çalışınca, sanki onun içinde de bir şey yeniden başlamıştı. Ama bu başlangıç uzun sürmedi. Şenliğin üzerinden iki hafta geçmişti. Kasaba normale dönmüş, sokaklar yine sessizleşmişti. Yazın tozu evlerin önünde ince bir tabaka gibi duruyordu. Ben sabahları yine aynı saatte kalkıyor, mutfakta tek başıma kahvemi içiyordum. Ama artık o sessizlik eskisi gibi değildi. Çünkü artık “alışılmış” değildi. “Boş”tu. Ayşe giderek daha az konuşmaya başladı. Başta fark etmedim. İnsan yorulur, dedim. İşler yoğun, dedim. Ama sonra küçük şeyler birikti. Defterini mutfakta açık bırakmaz oldu. Kamyonetinin anahtarını sürekli yanında taşımaya başladı. Ve en önemlisi… bana bakarken gözlerini kaçırır oldu. Bir akşam sofrada sadece iki tabak vardı.Yarın erken çıkıyorum,” dedi. “Nereye?” Cevap vermedi. Sadece kaşığı tabağa bıraktı. O metal ses mutfağa fazla yüksek geldi. “Mehmet Amca… ben burada kalamayacağım.” O an, sanki evin içindeki hava değişti. “Ne demek kalamayacağım?” “Bir teklif aldım.” Sustum. Devam etmesini bekledim. “Şehirden bir firma… mobil yemek projesi yapıyorlarmış. Birkaç araç, büyük organizasyonlar… beni de almak istiyorlar. Maaş, sigorta… düzenli bir hayat.” “Bu iyi bir şey,” dedim yavaşça. Ama sesim bana ait değildi. Ayşe başını salladı. “Evet… iyi bir şey. Ama burada kalırsam hiçbir yere gidemem.” O cümle, mutfağın ortasına düştü. Hiçbir yere gidemem. Ben o cümleyi başka bir yerden tanıyordum. Elif öldükten sonra ben de aynısını söylemiştim. Hiçbir yere gidemem. Sadece evin içinde kalırsın. Duvarlar büyür, dünya küçülür. Ayşe ayağa kalktı. “Yarın gidiyorum.” O gece uyuyamadım. Saatler mutfakta geçti. Çay demledim ama içmedim. Pencereden dışarı baktım. Kamyonet bahçede duruyordu. Eskisi gibi çalışır halde. Ama sanki bir daha çalışmayacakmış gibi. Ertesi sabah motor sesi duydum. Ayşe gidiyordu. Çıkıp durdurmadım. Çünkü bazen insanın gitmesini engellemezsin. Sadece izlersin. Ama tam kamyonet kapıdan çıkarken motor birden stop etti. Sessizlik. Sonra tekrar denedi. Yine yok. Ayşe direksiyonda öylece kaldı. İçimde bir şey koptu. Bahçeye çıktım. “Yine mi?” dedim. Bana bakmadı. “Ben bir şey yapmadım,” dedi. Ama yüzünde bir şey vardı. Korku değil. Kaçış. Kaputu açtım. Ama bu sefer farklıydı. Kablo değil. Akü değil. Motor da değil. Bir şey bilinçli olarak sökülmüştü. Bir vida gevşek bırakılmamıştı. Bir vida tamamen çıkarılmıştı. “Bunu sen yapmadın,” dedim. Ayşe sustu. Sonra yavaşça konuştu: “Mehmet Amca… ben gitmezsem onlar buraya gelecek.” “Kim gelecek?” Bir an gözlerini kapattı. “Borç aldığım insanlar değil… şirketin içindeki ortaklar. Beni buradan almak istiyorlar ama ben gitmezsem sorun çıkarıyorlar. Kamyoneti de geri istiyorlar. Her şeyi…” O an anladım. Bu sadece bir teklif değildi. Bir baskıydı. Bir sıkıştırma. Bir insanı yerinden sökme planı. “Sen imzaladın mı?” dedim. Başını salladı. “Evet… ama istemeden.” O an içimdeki sessizlik kırıldı. Yıllarca okul servisi kullanmış bir adamdım. Çocukları korumuştum. Ve şimdi… birini kendi evimde ezdirmeyecektim. “Kamyonet gitmiyor,” dedim. Ayşe bana baktı. “Mehmet Amca… bu iş büyük.” “Ben de küçük değilim.” O gün ilk kez Zeynep’i aradım. Uzun uzun anlattım. Sessiz kaldı. Sonra dedi ki: “Baba… ben hukuk bürosuna gidebilirim. Ama bu iş uzar.” “Uzatsın.” Ertesi gün kasabaya iki kişi geldi. Takım elbiseli, temiz konuşan, kirli niyetli insanlar. Kamyonetin yanında durdular. Biri bana baktı. “Beyefendi, bu araç artık şirketin.” “Bu araç burada doğdu,” dedim. Adam güldü. “Beyefendi, biz hukuktan bahsediyoruz.” “Ben de vicdandan.” Ayşe arkamdaydı. Ellerini yumruk yapmıştı. Ama konuşmuyordu. Çünkü konuşursa kırılacaktı. Ben bir adım öne çıktım.