KIZIMIN OKUL ÇANTASINDA HER PAZARTESİ 500 TL BULUYORDUM
Ellerim titremeye başladı. Bir sonraki pazartesi Duru’yu okula bıraktıktan sonra eve dönmedim. Parkın karşısına gidip bekledim. Yaşlı adam saat üçe doğru geldi. Aynı bankta oturdu. Elinde yine küçük bir zarf vardı. Bu kez arabada kalmayacaktım. Kapıyı açıp indim. Adam beni gördüğü anda yüzündeki renk çekildi. Ayağa kalkmaya çalıştı. “Banu…”Adımı onun ağzından duyunca olduğum yerde durdum. “Sen kimsin?” Adam bastonuna yaslandı. Gözleri doldu. “Bunu söylemeye hakkım olup olmadığını yıllardır bilmiyorum.” “Duru’dan uzak dur.” “Onu korkutmak istemedim.” “On bir yaşındaki bir çocuğa gizlice para veriyorsun.” “Para onun için değil.” “Öyleyse ne için?” Adam cebinden eski bir fotoğraf çıkardı. Arabadan gördüğüm fotoğraftı. Bana uzattı. Fotoğrafta küçük bir kız, genç bir kadının yanında duruyordu. Küçük kız bendim. Kadın annemdi. Ve yanımızdaki adam… Karşımda duran kişinin gençliğiydi. Fotoğraf elimden düşecek gibi oldu. Başımı kaldırdım. “Bu nasıl mümkün olabilir?” Yaşlı adamın sesi titredi. “Çünkü ben senin babanım.” Geriye doğru bir adım attım. “Babam öldü.” “Hayır.” “Annem bana öldüğünü söyledi.” “Biliyorum.” “Yalan söylüyorsun.” “Keşke yalan söylüyor olsaydım.” O sırada çocukluğumdan küçük ayrıntılar birer birer zihnime dökülmeye başladı. Çenesindeki ince yara izi. Gülerken dudağının sağ tarafının biraz yukarı kalkması. Omuzlarında oturduğum adam. Annemle geceleri tartışan ses. “Sen bizi terk ettin,” dedim. Adam başını öne eğdi. “Evet.” O tek kelime bütün öfkemi geri getirdi. “Sonra annem bana öldüğünü söyledi.” “Bunu yıllar sonra öğrendim.” “Niye dönmedin?” Derin bir nefes aldı. “Çünkü utandım.” Gençliğinde kumar borçlarına battığını anlattı. Evdeki paraları almaya başlamıştı. Sonunda annemin yıllarca biriktirdiği bütün parayı da götürmüş ve kaçmıştı. Annem bunun ardından onu hayatından tamamen çıkarmıştı. “Ben giderken sen sekiz yaşındaydın,” dedi. “Annen bana bir daha yaklaşmamamı söyledi.” “Ve sen de otuz yıl bunu yaptın?” “Hayır.” Cebinden eski banka dekontları çıkardı. “Önce borçlarımı kapattım. Sonra içkiyi bıraktım. Yıllarca çalıştım. Seni uzaktan takip ettim ama kapına gelemedim.” “Duru’yu nasıl buldun?” “Okuldan çıktığınızı birkaç kez uzaktan gördüm. Sonra bir gün Duru beni fark etti.” Öfkeyle ona baktım. “Ve ona her pazartesi 500 TL vermeye başladın.” “Çünkü sana borçlu olduğum parayı geri vermek istiyordum.” “Bana mı? Kızıma vererek mi?” Adam gözlerini kapattı. “Doğrudan sana vermeye cesaret edemedim.” Sonra çantasından kalın bir dosya çıkardı. İçinde banka dekontları, hesap dökümleri ve bir tasarruf hesabı vardı. Hesap Duru’nun adına değildi. Benim adıma da değildi. Ama açıklama kısmında tek bir cümle yazıyordu: “Banu’dan aldığım hayatı geri veremem. Bari aldığım parayı geri vereyim.” Yıllardır her ay küçük miktarlarda para yatırmıştı. Toplam tutar, annemden çaldığı paranın bugünkü değerinden bile fazlaydı. “Bunu neden şimdi anlatıyorsun?” Adam gözlerini yere indirdi. “Çünkü doktorlar fazla zamanım kalmadığını söyledi.” İlk kez yüzüne dikkatle baktım. Zayıflamıştı. Ellerinin titremesi yalnızca yaşlılıktan değildi. “Duru’ya para vermemin sebebi de buydu,” dedi. “Onu gördüğümde senin çocukluğunu gördüm. Bir şey bırakmak istedim. Ama yanlış yaptım. Yine gizli saklı hareket ettim.” Tam o sırada arkamızdan Duru’nun sesi geldi. “Anne?” Dönüp baktım. Bizi uzaktan görmüş, koşarak gelmişti. Yanımıza yaklaşınca elimi tuttu. Sonra diğer eliyle yaşlı adamın bastonuna dokundu. “Artık kızgın mısın?” Cevap vermedim. Babamı o gün affetmedim. Otuz yılın acısı tek konuşmayla geçmezdi. Ama ilk kez ona gitmesini de söylemedim. Sonraki aylarda Duru’yla sadece benim yanımdayken görüşmesine izin verdim. Bazen parkta oturduk. Bazen hiç konuşmadık. Bazen babam çocukluğumdan hatırlamadığım şeyleri anlattı. Üç ay sonra hastaneye kaldırıldı. Son görüşmemizde bana: “Beni affetmek zorunda değilsin,” dedi. “Biliyorum.” “Tek istediğim, Duru’ya benim hakkımda yalan söylememen.” Bu cümle canımı yaktı. Çünkü annem yıllar önce beni korumak için babamın öldüğünü söylemişti. Ben de aynı şeyi Duru’ya yapabilirdim. Ama yapmadım. Babam birkaç hafta sonra hayatını kaybetti. Cenazeden sonraki ilk pazartesi Duru’nun okul çantasını hazırlarken küçük ön cebinde yine katlanmış bir 500 TL buldum. Bir an nefesim kesildi. Sonra yanında bir not olduğunu gördüm. Duru yazmıştı: “Anne, bu dedemin verdiği son paralardan biri. Okulda geziye katılamayan bir arkadaşım var. Onun ücretini ödemek istiyorum. Dedem bana paranın geçmişi düzeltemeyeceğini ama bazen gelecekte güzel bir şeye dönüşebileceğini söyledi.” Notu elimde tutarken gözlerim doldu. Babamın yaptıklarını unutmadım. Onu kusursuz bir insan olarak da hatırlamadım. Ama sonunda önemli bir şeyi öğrendim. Affetmek, geçmişte yapılanları doğru kabul etmek değildi. Bazen sadece geçmişin, geleceğin tamamını zehirlemesine izin vermemekti. O 500 TL yıllarca bana ihanetin, yalanın ve kayıp zamanın simgesi gibi göründü. Ama kızım onu başka bir şeye dönüştürdü. Bir çocuğun okul gezisine. Bir iyiliğe. Yeni bir başlangıca. Ve o gün anladım: İnsan geçmişte yaptığı hataları silemez. Ama kalan zamanında neye dönüşeceğine hâlâ karar verebilir. Babam benden yıllar çalmıştı. Duru ise onun geride bıraktığı son parayla başka bir çocuğa güzel bir gün hediye etti. Belki geçmiş böyle düzelmiyordu. Ama bazen iyileşme, aynı acıyı bir başkasına miras bırakmamayı seçtiğimiz anda başlıyordu.