Kızımızın cenazesinden hemen sonra, eşim ısrarla eşyalarını atmamı istedi

Sonunda diz çöktüm ve yatağın altına baktım. İlk başta hiçbir şey göremedim. Sonra en arka köşede duran küçük ahşap kutuyu fark ettim. Kalbim deli gibi atıyordu. Kutuyu çıkardım. Üzerinde benim adım yazıyordu. "Anne." Parmaklarım titreyerek kapağı açtım. İçinde onlarca zarf vardı. Her biri farklı tarihlerle işaretlenmişti. "18. yaş günün için." "İlk torunun olduğunda." "Kendini yalnız hissettiğinde." "Babam için." Ve en üstte duran bir mektup... Üzerinde sadece şu yazıyordu: "Hemen oku." Gözyaşlarımı silerek zarfı açtım. Kızımın tanıdık el yazısı sayfanın tamamını dolduruyordu. "Anne, Eğer bunu okuyorsan, artık burada değilim demektir. Öncelikle senden özür dilemek istiyorum. Biliyorum, çok üzgünsün. Ama lütfen kendini suçlama. Hiçbir şey için. Bana verdiğin sevgiyi, güveni ve sıcaklığı hayatım boyunca hissettim. Ben korktuğum için sana her şeyi anlatamadım. Ama seni hiç suçlamadım. Hiçbir zaman." Gözyaşlarım kâğıdın üzerine damlıyordu. Devamını okumakta zorlanıyordum. "Şimdi senden bir şey istiyorum. Babama kızma. Biliyorum son zamanlarda farklı davranıyordu. Biliyorum bazen seni anlamadığını düşündün. Ama bilmediğin bir şey var." Mektubu okurken nefesim kesildi. "Babam her gece hastanede benim yanımdaydı. Sen uyuduktan sonra odama gelirdi. Ben uyuyormuş gibi yapardım ama onu duyuyordum. Ağladığını da duydum. Sadece seni korumaya çalışıyordu." Elimdeki kâğıt titriyordu. Son haftalarda eşimin neden bu kadar soğuk göründüğünü ilk kez anlamaya başlamıştım. Belki de soğuk değildi. Belki sadece kırılmıştı. Mektubun sonuna geldim. "Bir şey daha var anne. Odamı hemen boşaltma. Çünkü her eşyanın içinde bir anımız var. Ama sonsuza kadar da bu odada yaşama. Bir gün kapıyı aç. Perdeleri kaldır. Güneş içeri girsin. Sonra yeniden yaşamaya başla. Benim için değil. Kendin için. Çünkü seni mutlu görmek, beni her zaman mutlu eden şeydi. Seni çok seviyorum. Dünyadaki herkesten fazla." Artık satırları göremiyordum. Gözyaşlarım her şeyi bulanıklaştırmıştı. Kutunun içinde bir şey daha vardı. Küçük bir video kaydı. Titreyen ellerle açtım. Ekranda kızım vardı. Saçları dağınıktı. Yüzü biraz solgundu. Ama gülüyordu. "Merhaba anne." Sanki odanın içindeymiş gibi hissettim. "Bu videoyu izliyorsan, muhtemelen yine ağlıyorsundur." İstemeden güldüm. Tam da bunu yapıyordum. "Eğer ağlıyorsan bir dakika dur. Derin nefes al. Çünkü sana son kez bir şey söylemek istiyorum." Bir an sustu. Sonra o çocukluğundan beri sevdiğim gülümsemesi yüzüne yayıldı. "Hayatım boyunca aldığım en güzel hediye senin kızın olmaktı." Video sona erdi. O gece sabaha kadar odasında oturdum. Ama ilk kez acının yanında başka bir şey de vardı. Huzur. Ertesi sabah eşim kapının önünde durdu. Elinde kahve vardı. Uzun süre birbirimize baktık. Sonra sessizce yanımdaki yere oturdu. Kutuyu ona uzattım. Birlikte ağladık. Birlikte güldük. Ve yıllardır ilk kez birbirimize sarıldık. Aylar sonra odasının kapısını yeniden açtık. Ama bu kez onu kaybettiğimiz için değil... Onu ne kadar sevdiğimizi hatırlamak için. Çünkü bazı insanlar bu dünyadan ayrılır. Ama geride bıraktıkları sevgi hiçbir zaman gitmez. Ve bazen bir çocuğun son hediyesi, ailesine yeniden yaşamayı öğretmektir.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.