KOCAM BOŞANMA DAVASI AÇTI

Tayfun cevap vermeden önce gülümsedi. “Peşine düşse bile bulamaz.” İşte o anda istemsizce başımı kaldırdım. Tayfun gözlerime baktı. Ben de ona baktım. O para transferlerini bulduğumu bilmiyordu. Henüz. Ekranda Tayfun konuşmaya devam etti. “Ödemeleri üç şirkete böldüm. Danışmanlık gideri gibi gösterdik. Son şirket Sude’nin kuzeninin adına.” Sude öfkeyle fısıldadı. “İsim verme demiştim.” Tayfun güldü. “Telefon mu dinliyor bizi?” Bu cümleden sonra görüntü birkaç saniye sallandı. Belli ki Lal, saklandığı yerde korkup hareket etmişti.Sonra ekranda küçük bir oyuncak tavşanın kulağı göründü. Ben kızımın kucağındaki tavşana baktım. O gün telefonu onun içine saklamıştı. Videoda bir kapı sesi duyuldu. Üçü birden sustu. Tayfun hızla koridora çıktı. Kamera yerinde kaldı. Yaklaşık on saniye sonra geri döndü. “Lal uyuyor.” Sonra Nermin, hayatım boyunca unutamayacağım bir cümle söyledi. “Çocuk annesinde kalırsa bütün plan bozulur.” Tayfun sandalyesine oturdu. “Lal annesinde kalmayacak.” Sude kaşlarını çattı. “Bundan nasıl bu kadar eminsin?” Tayfun önündeki dosyayı kapattı.“Çünkü gerekirse Pelin’in hesabına para aktarıp onu zimmete para geçirmiş gibi göstereceğim.” Kalbim duracak gibi oldu. İşte buydu. Son haftalarda eski iş hesabıma gelen ve kaynağını çözemediğim 280 bin liralık transfer. Paraya hiç dokunmamıştım. Bankaya yazılı bildirim yapmış ve hesabı bloke ettirmiştim. Ama Tayfun, bunu bile bilmiyordu. Çünkü hâlâ eski Pelin olduğumu sanıyordu. Her şeyi ailesi için sineye çeken, tartışma çıkmasın diye susan kadını. Video birkaç dakika sonra bitti. Mahkeme salonunda tam bir sessizlik vardı. Hakim Sevil Hanım ellerini birleştirdi. “Sayın Erdem, söylemek istediğiniz bir şey var mı?” Tayfun yüzünü avukatına çevirdi. Avukat eğilip kulağına bir şey söyledi. Tayfun ayağa kalktı.“Bu özel bir aile konuşmasıydı. Bazı şeyleri öfkeyle söylemiş olabilirim.” İlk kez ben konuştum. “Öfkeyle para transferi yapılmaz, Tayfun.” Başını bana çevirdi. “Ne?” Çantamdan kalın, siyah bir dosya çıkardım. Mahkeme salonuna gelirken bunu yanımda getirmiştim. Ama doğru anı bekliyordum. Dosyayı hakimin görevliye uzatması için masaya bıraktım. “Sayın hakim,” dedim, “videoda sözü edilen üç şirketin banka hareketleri, ticaret sicili bağlantıları ve sahte danışmanlık faturalarının analizleri burada.” Tayfun’un yüzü soldu. Devam ettim. “Ben kızım doğmadan önce on yıl adli muhasebe uzmanı olarak çalıştım. Eşim bunu biliyordu ama herhalde unuttu.” Hakim dosyayı açtı. Sayfaları çevirmeye başladı.“Bu raporu siz mi hazırladınız?” “Evet. Ancak bütün belgeler resmi kayıtlarla doğrulanabilir.” Sonra başka bir evrak çıkardım. “Videoda bahsedilen 280 bin liralık para da üç hafta önce hesabıma gönderildi. Paraya dokunmadım. Aynı gün bankaya şüpheli işlem bildirimi yaptım.” Hakim başını kaldırdı. Tayfun bana bakıyordu. Bu kez yüzünde ne küçümseme ne de öfke vardı. Sadece panik. Avukatı yeniden ayağa kalktı. “Sayın hakim, müvekkilimle görüşebilmek için—” Tam o sırada hakim elini kaldırdı. “Bu noktadan sonra konu yalnızca boşanma ve velayet davası değildir.” Salondaki hava değişti. Hakim mahkeme katibine döndü. “Video kaydının, mali belgelerin ve söz konusu psikolojik raporların kopyalarının savcılığa gönderilmesi için gerekli işlemleri başlatın.”Nermin birden ayağa kalktı. “Bu saçmalık! Oğlum kötü bir baba değil!” Lal irkildi. Hakim sertçe baktı. “Hanımefendi, oturun.” Nermin oturdu ama ağlamaya başlamıştı. Bu defa gözlerinde gerçekten yaş vardı. Tayfun kızımıza baktı. “Lal.” Kızım başını eğdi. “Babanı böyle mi bırakacaksın?” İşte o anda içimdeki bütün öfke kabardı. Ama ben bir şey söylemeden hakim konuştu. “Sayın Erdem, çocuğunuzla doğrudan konuşmayın.” Lal yine de başını kaldırdı. Sesinin çıkmayacağını sandım.Ama çıktı. Hem de beklediğimden daha güçlü. “Baba…” Tayfun’un gözleri parladı. Belki kızının hâlâ onun tarafını tutacağını düşündü. Lal pelüş tavşanını göğsüne bastırdı. “Bana annemi korumak istiyorsam susmam gerektiğini söylemiştin.” Tayfun’un dudakları kıpırdadı. “Tatlım, ben—” “Ama annemi koruyan şey susmak değilmiş.” Mahkeme salonu yeniden sessizleşti. Lal bana baktı. “Doğruyu söylemekmiş.” Gözlerim doldu. O an kızımı kucaklamak istedim. Ama yerimden kalkmadım.Çünkü belki de hayatındaki en önemli cümleyi kendi ayakları üzerinde durarak söylemişti. Hakim kısa bir ara verdi. Yaklaşık kırk dakika sonra kararını açıkladı. Dava sonuçlanmamıştı. Böylesine ciddi iddiaların incelenmesi gerekiyordu. Fakat geçici velayet bana verildi. Tayfun’un Lal’le görüşmeleri uzman gözetiminde yapılacaktı. Ortak mal varlığına ilişkin hesaplara tedbir kondu. Şüpheli şirket transferleri için de ayrı inceleme başlatıldı. Aylar süren süreç sonunda Tayfun’un gizlediği paraların büyük bölümü bulundu. Sahte faturalar ve hesabıma yaptığı transfer de doğrulandı. Sude soruşturmada iş birliği yaptı. Nermin ise uzun süre oğlunu savunmaya devam etti ama deliller karşısında söyleyecek sözü kalmadı. Boşanma kararımız yaklaşık dokuz ay sonra kesinleşti. Ev satıldı. Yasal payımı aldım.Ama garip bir şekilde, o süreç boyunca en az düşündüğüm şey paraydı. Benim için en önemli değişiklik Lal’deydi. Bir akşam yeni evimizin mutfağında ödev yaparken kalemini bıraktı. “Anne?” “Efendim?” “Mahkemede korktun mu?” Bir an düşündüm. “Çok korktum.” Şaşırdı. “Ama belli etmedin.” Gülümsedim. “Cesur olmak korkmamak değildir Lal. Bazen korktuğun halde doğru olanı yapmaktır.” Bir süre sessiz kaldı. Sonra odasına koştu. Elinde pelüş tavşanıyla geri döndü. Tavşanın arkasındaki fermuarı açtı.Telefon artık içinde değildi. “Bunu artık saklamak istemiyorum,” dedi. “Niye?” Tavşanı bana uzattı. “Çünkü sır saklaması gereken o değil.” Ne demek istediğini anlamam birkaç saniye sürdü. Sonra tavşanın fermuarını tamamen kapattım ve ona geri verdim. O gece Lal uyuduktan sonra pencerede uzun süre dışarıyı izledim. Bir yıl önce hayatımın dağıldığını düşünürdüm. Evliliğim bitmişti. Yıllarca güvendiğim adamın aslında kim olduğunu öğrenmiştim. Evimiz gitmişti. Birçok insanın gözünde küçük düşürülmüştüm. Ama o gece ilk kez başka bir şey fark ettim. Bazen bir hayat parçalandığında, geriye kalan şey enkaz değildir.Tayfun yıllarca bana sessizliğin aileyi ayakta tuttuğunu öğretmişti. Oysa altı yaşındaki kızım bana tam tersini göstermişti. Bir aileyi ayakta tutan şey sırlar, korkular ya da dışarıdan kusursuz görünmek değildi. İnsanın sevdiği kişiye gerçeği söyleyebilecek kadar güvende hissetmesiydi. Aylar sonra Lal’le birlikte adliyeden son kez çıktığımız gün elimi tuttu. “Anne,” dedi, “artık bitti mi?” Ona baktım. Gökyüzünde yağmurdan sonra güneş açmıştı. “Evet,” dedim. “Bu dava bitti.” Biraz düşündüm. Sonra ekledim: “Ama bizim hayatımız yeni başlıyor.” Lal gülümsedi ve elimi daha sıkı tuttu. O an anladım ki o mahkeme salonunda kızım yalnızca beni kurtarmamıştı. Kendisini de kurtarmıştı. Korktuğu halde konuşarak, bir çocuğun omuzlarına yüklenmemesi gereken bir sırrı yere bırakmıştı.Ve ben o gün ona tek bir söz verdim: Bundan sonra evimizde hiçbir zaman gerçeği söylemekten korkmayacaktı. Çünkü bazen bir annenin çocuğuna bırakabileceği en büyük miras bir ev, para ya da kusursuz bir aile fotoğrafı değildir. Bazen en büyük miras şudur: “Ne olursa olsun, burada sesin duyulacak.”
Copyright © 2015. All Rights Reserved.