KOCAM HER AY MAAŞININ BİR KISMINI TANIMADIĞIM BİR KADINA GÖNDERİYORDU
Kocam Serkan ile on iki yıldır evliydik. Evliliğimiz kusursuz değildi ama ona güvendiğimi düşünüyordum. Ta ki bir akşam ortak hesabımızdaki hareketleri kontrol ederken her ay düzenli olarak aynı kişiye para gönderildiğini fark edene kadar. Miktar her seferinde değişiyordu. Bazen 4.000 TL. Bazen 7.500 TL. Bazen maaşının neredeyse dörtte biri. Alıcı kısmında ise daha önce hiç duymadığım bir kadın ismi vardı: Sibel Arslan. İlk başta bunun bir borç ödemesi olabileceğini düşündüm. Ama transferler tam on dokuz aydır devam ediyordu. Üstelik bazı açıklamalar midemi daha da bulandırdı. “Bu ay için.” “Eksik kalanı haftaya yollarım.” “Lütfen ona söyleme.” Son cümleyi gördüğümde ellerim buz kesti. Serkan o akşam eve geldiğinde doğrudan sormadım. Telefonuna daha dikkatli bakmaya başladım. Son aylarda banyoya bile telefonuyla girdiğini fark ettim. Bazı geceler balkona çıkıp alçak sesle konuşuyordu. Ben yanına yaklaştığım anda konuşmayı bitiriyordu. Bir gece: “Kimdi?” diye sordum. “İşten biri.” Cevabı fazlasıyla hızlıydı. İçimde büyüyen şüphe artık tek bir yere gidiyordu. Kocamın başka bir kadınla ilişkisi vardı. Ama asıl anlamadığım şey neden ona her ay para gönderdiğiydi. Birkaç gün sonra Serkan duş alırken telefonuna bir mesaj geldi. Ekranda yalnızca birkaç kelime göründü: “Para geldi. Bu hafta gelme. O şüpheleniyor.” Göğsümün ortasına ağır bir şey oturdu. “O” bendim. Artık emin olduğumu düşündüm. Beni aldatıyordu. Üstelik karşısındaki kadın benim varlığımı biliyordu. Ertesi sabah Serkan işe gittikten sonra banka hareketlerini yeniden açtım. Transferlerden birinin açıklamasında küçük bir ayrıntı fark ettim. Bir adres. Şehrin öbür ucunda eski bir apartman. O anda ne yapacağımı biliyordum. Serkan’ı aramadım. Mesaj atmadım. Kadını da uyarmadım. Arabaya bindim ve doğruca adrese gittim. Yol boyunca kafamda onlarca sahne kurdum. Kapıyı genç bir kadının açacağını düşündüm. Belki içeride kocamın kıyafetlerini görecektim. Belki duvarda birlikte çekilmiş fotoğrafları olacaktı. Belki de bana hiç beklemediğim kadar sakin bir sesle: “Sonunda öğrendin,” diyecekti. Apartmana vardığımda ellerim titriyordu. Üçüncü kata çıktım. Kapının üzerindeki numarayı banka kaydındaki adresle üç kez karşılaştırdım. Doğru yerdi. Zile bastım. İçeriden ayak sesleri geldi. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki kapı açıldığında söyleyeceğim bütün cümleleri unuttum. Ama karşımdaki kişiyi gördüğümde asıl nefesim kesildi. Kapıyı kız kardeşim Ece açmıştı. Onu yaklaşık sekiz yıldır görmemiştim. Aile içinde yaşanan büyük bir tartışmanın ardından birbirimizin hayatından tamamen çıkmıştık. Ece beni görünce yüzündeki renk çekildi. Ben ise birkaç saniye konuşamadım. Sonunda yalnızca:“Sen burada ne yapıyorsun?” Ece birkaç saniye boyunca yüzüme baktı. Dudakları aralandı ama sesi çıkmadı. Ben bir adım öne çıktım.“Burası Sibel Arslan’ın evi değil mi?” Bu ismi duyar duymaz yüzü değişti. İşte o anda içimdeki bütün şüpheler yeniden alevlendi. “Demek tanıyorsun.” “Abla, önce sakin ol.” “Bana sakin olmamı söyleme.” Sesim apartman boşluğunda yankılandı. “Serkan on dokuz aydır bu adrese para gönderiyor. Telefonuna gelen mesajları gördüm. Buraya geldiğini de biliyorum. Şimdi kapıyı sen açıyorsun. Bana ne olduğunu söyle.” Ece başını koridora çevirdi. “İçeri gel.” “Hayır. Burada söyle.” Tam o sırada evin içinden küçük bir kız çocuğunun sesi geldi. “Anne?” Olduğum yerde donup kaldım. Yaklaşık altı yaşlarında, kıvırcık saçlı küçük bir kız koridorda belirdi. Elinde boya kalemleri vardı. Ece hızla yanına gidip onu başka odaya götürdü. “Defne, odanda biraz daha resim yap, tamam mı?” Küçük kız bana merakla baktıktan sonra uzaklaştı. Başımı Ece’ye çevirdim. “Senin çocuğun mu?” Başını salladı. “Evet.” “Benim bundan neden haberim yok?” Ece acı bir şekilde gülümsedi. “Çünkü sekiz yıldır benimle konuşmuyorsun.” Bu cümle canımı yaktı ama geri adım atmadım. “Serkan neden sana para gönderiyor?” Ece derin bir nefes aldı. “Sibel Arslan ev sahibim.” “Ne?” “Banka hesabı onun adına. Kirayı ve bazı masrafları Serkan doğrudan ona gönderiyor.” Bir an rahatlamam gerektiğini düşündüm. Ama rahatlayamadım. “Serkan senin kiranı mı ödüyor?” “Evet.” “Neden?” Ece gözlerini yere indirdi. İşte asıl cevabın orada olduğunu anladım. “Ece.” Sessizlik. “Bana gerçeği söyle.” Sonunda başını kaldırdı. “Çünkü sekiz yıl önce beni bu şehirden gönderen şey sandığın gibi değildi.” Ailemizle yaşadığı o büyük tartışmayı hatırladım. Ece o zaman yirmi dört yaşındaydı. Babamla korkunç şekilde kavga etmiş, birkaç gün sonra evi terk etmişti. Ben de onun aileyi utandırdığını düşünmüştüm. Hatta son konuşmamızda ona: “Bir daha bana kardeşim deme,” demiştim.