KOCAM HER AY MAAŞININ BİR KISMINI TANIMADIĞIM BİR KADINA GÖNDERİYORDU

Ece hâlâ o cümleyi unutmamış gibiydi. “Ne demek sandığım gibi değildi?” Bir sandalye çekip oturdu. “Ben hamileydim.” Kalbim sıkıştı. Defne’yi düşündüm. “Babam bunu öğrenince seni mi kovdu?” “Evet. Ama mesele sadece hamile olmam değildi.”“Çocuğun babası kimdi?” Ece’nin gözleri doldu. Cevap vermedi. O suskunluk bana yetti. Bir anda midem bulandı. “Hayır.” Ece ağlamaya başladı. “Abla…” “Hayır.” Ayağa kalktım. “Serkan mı?” Ece hızla başını kaldırdı. “Hayır!” Sesindeki sertlik beni durdurdu. “Defne Serkan’ın kızı değil.” “Peki neden sekiz yıldır sana bakıyor?” “Çünkü olanları biliyor.” “Ne olanları?” Ece ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi. “Defne’nin babası, Serkan’ın çocukluk arkadaşı Tolga’ydı.” İsmi hatırlıyordum. Serkan’ın yıllar önce birlikte çalıştığı, sonra ortadan kaybolduğunu söylediği adam. “Tolga, ben hamileyken beni bırakıp gitti,” dedi Ece. “Babama söylemeye korktum. Annem yaşasaydı belki her şey farklı olurdu. Ama babam öğrendiğinde evden attı.” “Serkan nereden biliyordu?” “Çünkü Tolga gitmeden önce ona her şeyi anlatmış.” Boğazım düğümlendi. “Ve Serkan bunu bana hiç söylemedi.” “Ben istemedim.” Ece gözlerimin içine baktı. “Sen o zaman yeni evliydin. Babanla aranı bozmak istemedim. Zaten bana kızgındın.” Başımı iki yana salladım. “Serkan bana yalan söyledi.” “Evet.” Bu cevabı beklemiyordum. “Onu savunmayacak mısın?” “Hayır. Çünkü onun yaptığı da doğru değildi.” Ece kalkıp bir dolap açtı. İçinden küçük bir dosya çıkardı. Dosyada banka dekontları vardı. Serkan’ın her ay gönderdiği paralar. Ama hepsi kira değildi. Bazılarında okul ödemeleri, hastane masrafları ve faturalar vardı. “On dokuz ay önce neden başladı?” Ece uzun süre sustu. “Çünkü hastalandım.” Kalbim sıkıştı. “Ne hastalığı?” “Ameliyat oldum. Bir süre çalışamadım. Defne’nin masraflarını karşılayamaz hale geldim.” “Bana neden gelmedin?” Acı bir kahkaha attı. “Sekiz yıl önce bana söylediğin son cümleyi hatırlıyor musun?” Hatırlıyordum. Hem de çok iyi. Başımı eğdim. “Serkan seni buldu mu?” “Hayır. Ben onu aradım.” Bu cevap daha da ağır geldi. “Beni değil, kocamı.” “Çünkü senin bana yardım etmeyeceğini düşündüm.” Söyleyecek söz bulamadım. Tam o sırada dış kapı açıldı. Serkan içeri girdi. Beni görünce olduğu yerde kaldı. Elindeki poşet yere düştü. “Sen burada ne yapıyorsun?” Ayağa kalktım. “Bunu ben sana soracaktım.” Serkan yüzüme baktı. Sonra Ece’ye. “Banka kayıtlarını gördüm,” dedim. “Mesajları da.” Serkan gözlerini kapattı. “Bana neden söylemedin?” “Çünkü Ece istemedi.” “Ben senin karınım.” “Biliyorum.” “On dokuz ay boyunca bana yalan söyledin.” “Evet.” Bu kadar doğrudan kabul etmesi öfkemi daha da artırdı. “Ben seni başka bir kadınla ilişki yaşıyorsun sandım.” Serkan’ın yüzü düştü. “Bunu hiç düşünmedim.” “Ben düşündüm. Çünkü bana güvenebileceğim hiçbir şey bırakmadın.” Sessizlik oldu. Sonra Defne odadan çıktı. Elinde yaptığı resmi tutuyordu. Resimde dört kişi vardı. Ece. Defne. Serkan. Ve yüzü boş bırakılmış bir kadın. Defne bana yaklaşıp resmi uzattı. “Buraya kimi çizeceğimi bilmiyordum,” dedi. Dizlerimin bağı çözüldü. “Kim olacaktı?” “Annemin ablası.” Gözlerim doldu. “Beni hiç görmedin ki.” Defne omuz silkti. “Annem bazen fotoğrafına bakıyor.” Başımı Ece’ye çevirdim. Ağlıyordu. O anda yıllardır birbirimize ne yaptığımızı anladım. Ben Ece’yi hayatımdan çıkarmıştım. Ece benden vazgeçmişti. Serkan ise aramızdaki kırığı onarmak yerine sırrın etrafında dolaşmıştı. Herkes bir şey saklamıştı. Ve sonunda hepimiz kaybetmiştik. O gece Serkan’la eve döndüğümüzde saatlerce konuştuk. Onu hemen affetmedim. Çünkü yardım etmek doğru olsa bile benden on dokuz ay boyunca gerçeği saklaması doğru değildi. Ama Ece’ye yardım etmiş olmasına da kızamadım. İki hafta sonra kız kardeşimin evine tekrar gittim. Bu kez kapıyı çaldığımda elimde hiçbir banka dekontu yoktu. Sadece küçük bir çanta ve Defne için aldığım boyama kalemleri vardı. Ece kapıyı açınca ikimiz de sustuk. Sonra ona yıllardır söylemem gereken şeyi söyledim: “Özür dilerim.” Ece sarılmadı. Ben de beklemedim. Bazı yaralar tek cümleyle kapanmazdı. Ama kapıyı yüzüme de kapatmadı. Aylar sonra Defne’nin doğum gününde hepimiz aynı masadaydık. Serkan karşı köşede oturuyordu. Ece pasta kesiyordu. Defne ise hazırladığı yeni resmi bana gösterdi. Bu kez resimdeki boş yüz tamamlanmıştı. Ben vardım. Altına da kendi el yazısıyla şunu yazmıştı: “Ailem.” O kelimeye uzun süre baktım. Çünkü sonunda anlamıştım: İhanet her zaman başka birine âşık olmak değildi. Bazen en büyük ihanet, gerçeği sevdiğimiz insandan saklamaktı. Ama aile de yalnızca hiç kırılmamak değildi. Bazen aile, kırıldıktan sonra aynı masaya yeniden oturmayı seçebilmekti.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.