Kocam Oğlumuzu 18 Yaşında Evden Kovdu

“Bebeğin annesi üç gün önce doğum yaptı. Şu anda hastanede, doktorların gözetiminde. Bebek sağlıklı olduğu için taburcu edildi. Annesinin yazılı izniyle onu geçici olarak ben teslim aldım. Resmî işlemleri hastanenin sosyal hizmet birimiyle birlikte yaptık.” “Peki Orhan neden o fotoğrafta?” Batuhan gözlerimi kaçırmadan cevap verdi. “Çünkü bu bebeğin babası olduğunu söylüyor.” Dizlerimin bağı çözüldü. En yakın sandalyeye oturdum. O anda kapıdan girip bunu söyleyen herhangi biri olsa inanmazdım. Ama karşımdaki, on iki ay boyunca tek kelime etmediği annesine dönmek için bütün cesaretini toplamış oğlumdu. “Bunu nasıl öğrendin?” “Tesadüfen. Ama önce benim neden gittiğimi bilmen gerekiyor.” Batuhan sözlerini seçerek konuşuyordu. Evden kovulduğu sabahın öncesindeki gece Orhan'ın onunla uzun süre tartıştığını anlattı. Babası, bir süre önce telefonunda gördüğü bir mesaj yüzünden öfkelenmişti. Mesaj, Batuhan'ın yarı zamanlı çalıştığı kafeye gelen bir kadındandı. Kadın, Orhan'ı tanıdığını ve onunla konuşmak istediğini yazmıştı. Batuhan mesajı babasına göstermiş, fakat Orhan konuşmayı reddetmişti. Ardından oğlunun kendi özel hayatına karıştığını söyleyerek onu tehdit etmişti. “Ertesi sabah çantayı getirmesi rastlantı değildi,” dedi Batuhan. “Beni susturmak istedi. Ama o zamanlar kadının kim olduğunu ben de bilmiyordum.” “Bana neden anlatmadın?” “Anlatmaya çalıştım. O gece odama geldiğinde ağladığımı gördün. Sana bir şey söylemek istediğimi söyledim. Sen de babamın sabah sakinleşeceğini söyledin.” Hatırladım. Yalnızca birkaç saniyelik, önemini anlamadığım bir konuşmaydı. Oğlumun yüzüne bakmadan onu teselli etmeye çalışmıştım. Bunun onu ne kadar yalnız bıraktığını şimdi anlıyordum. “Beni affetmek zorunda değilsin,” dedim. Batuhan başını eğdi. “Şu anda affetmekten konuşamayız, anne.” Bebeğin hafifçe kıpırdanması ikimizi de susturdu. Batuhan çantanın yanındaki küçük bebek çantasından temiz bir örtü çıkardı. Onun dikkatli hareketleri, bu sorumluluğu ne kadar ciddiye aldığını gösteriyordu. “Bebek burada güvende mi?” diye sordu. İlk kez ne yapmam gerektiğini açıkça biliyordum. “Baban gelmeden gidebileceğimiz bir yer bulacağız.” Telefonumu aldım. Yıllardır görüşmediğim ablamın numarasını aradım. Aramızdaki kırgınlıklara rağmen açtığında tek bir şey söyledim: “Sana ihtiyacım var.” Ablam uzun açıklamalar istemedi. Evine gelebileceğimizi söyledi. Batuhan bebeğin evraklarını toplarken ben de kimliğimi, birkaç kıyafetimi ve gerekli eşyalarımı aldım. Kapıdan çıkmak üzereyken telefonum çaldı. Orhan'dı. Aramayı cevaplamadım. Ardından mesaj geldi: “Batuhan eve gelirse hemen haber ver.” Ekrana bakakaldım. Oğlumun neden korktuğu artık daha anlaşılır hale geliyordu. “Babam biliyor,” dedi Batuhan. “Nereden?” “Dün hastaneye gelmiş. Kadın onunla görüşmeyi reddedince ben konuşmak zorunda kaldım. Bebeğin annesinin kararına saygı duymasını istedim. Beni suçladı. Bugün nereye gideceğimi tahmin etmiş olabilir.” Telefonu sessize aldım. Oğluma bakıp kapıyı açtım. “Bu kez seni geride bırakmayacağım.” Ablamın evine vardığımızda bebek hâlâ sakin görünüyordu. Batuhan, hastanenin verdiği bakım ve beslenme bilgilerini dikkatle kontrol etti. Ben onun yanında oturup anlatacaklarını dinledim. Evden ayrıldıktan sonra önce bir arkadaşının koltuğunda kalmış, sonra küçük bir lokantada bulaşık yıkamaya başlamıştı. Birkaç ay içinde paylaşımlı bir eve taşınmış, gündüz çalışıp akşamları açık öğretim derslerine devam etmişti. Benim aramalarımı gördüğünü saklamadı. “Her mesajı okudum,” dedi. “Ama cevap verirsem babamın nerede olduğumu öğrenmesinden korkuyordum. Bir de senin gerçekten onun karşısında durabileceğine inanmıyordum.” Bu sözler içimde ağır bir yere oturdu. Onun suskunluğu yalnızca öfke değil, kendisini korumak için aldığı bir karardı. Batuhan, kafedeki kadının aylar sonra yeniden kendisine ulaştığını anlattı. Kadın hamileydi ve Orhan'la uzun süredir ilişkisi olduğunu söylüyordu. Önceleri Orhan'ın evli olduğunu bilmediğini, öğrendiğinde ilişkiyi bitirdiğini anlatmıştı. Doğuma yaklaştıkça yalnız kalmış, Batuhan'dan yalnızca güvenebileceği bir yetişkin olarak hastaneye eşlik etmesini istemişti. “Ben de önce inanmadım,” dedi Batuhan. “Ama babamın ona yazdığı mesajları gördüm. Bir kısmı hâlâ telefonunda duruyor. Bir de babamın gönderdiği para transferleri var. Yine de bunların hepsi onun baba olduğunu tek başına kanıtlamıyor. O yüzden kimseye kesin bir şey söylemedim.” Bu ayrıntı benim için önemliydi. Batuhan gerçeğin peşindeydi ama öfkesiyle hüküm vermemeye çalışıyordu. “Peki bebeği neden sana teslim ettiler?” “Annesi doğumdan sonra hastanede biraz daha kalmak zorunda. Ailesiyle görüşmüyor. Hastane, uygun belgeler tamamlanmadan bebeği kimseye veremeyeceklerini söyledi. Annesi beni geçici bakıcı olarak gösterdi. Ben de kabul ettim. Ama kaldığım evde bebekle kalmam mümkün değil. Bu akşam başka bir güvenli düzenleme yapılması gerekiyor.” Bebeğin annesiyle telefonla konuştuk. Sesi yorgundu ama kararlıydı. Önce bebeğinin nasıl olduğunu sordu. Batuhan onu sakinleştirdikten sonra telefonu bana verdi. “Size bir şey borçlu değilim,” dedi genç kadın. “Siz de bana borçlu değilsiniz. Fakat çocuğumun yetişkinlerin kavgasının ortasında kalmasını istemiyorum.” “Ona zarar gelmesine izin vermeyeceğim,” dedim. “Lütfen bunu yalnızca sözle bırakmayın,” diye karşılık verdi. “Her şey kayıtlı ve açık olsun. Ben iyileştiğimde bebeğimi yanıma alacağım.” Haklıydı. Bu çocuğun annesi oydu. Bizim görevimiz onun kararlarına saygı duymaktı. Ertesi sabah hastanenin sosyal hizmet görevlisiyle görüştük. Mevcut geçici bakım düzenlemesini, bebeğin annesinin bilgisi ve onayıyla netleştirdik. Ablamın da yardımıyla gerekli birkaç günlük bakım koşullarını hazırladık. Batuhan, annesine söz verdiği gibi bebeği düzenli ziyaret ve görüşme imkânıyla güvende tutuyordu. Orhan o süre boyunca defalarca aradı. Sonunda konuşmaya karar verdim. Ancak bunu evde, yalnız başıma yapmadım. Gündüz vakti, bir aile yakınımızın da bulunduğu sakin bir yerde buluştuk. Masaya oturduğunda ilk sorusu Batuhan'ın nerede olduğuydu. “İyi,” dedim. “Ve onun nerede olduğuna kendisi karar verecek.” Orhan kaşlarını çattı. “O benim oğlum.” “Bir yıl önce ona evinden gitmesini söyleyen de sendin.” “Ona hayat dersi verdim.” “Hayat dersi değil, korku verdin.” Yüzü sertleşti. Fakat bu kez sesini yükseltmesi beni susturmadı. Önüne fotoğrafın bir kopyasını bıraktım. “Bu kadınla ilişkin oldu mu?” Orhan birkaç saniye konuşamadı. Sonra gözlerini kaçırdı. “Bu konuyu nereden çıkardın?” “Artık inkâr etmek yerine doğruyu söylemeni istiyorum.” Uzun bir sessizliğin ardından ilişkiyi kabul etti. Yaklaşık iki yıl önce başladığını, birkaç ay önce sona erdiğini söyledi. Hamileliği öğrendiğini de itiraf etti. Ancak bebeğin kendisinden olduğuna dair kesin bir bilgi bulunmadığını savundu. “Babalık konusu gerektiğinde usulüne uygun biçimde açıklığa kavuşur,” dedim. “Ama benim asıl sorum başka. Oğlumuzu neden evden kovdun?” Orhan bu soruya hemen cevap veremedi. Sonunda, Batuhan'ın öğrendiklerini bana anlatmasından korktuğunu söyledi. Onu uzaklaştırmanın bir süreliğine her şeyi kontrol altında tutacağını düşünmüştü. Karşımda yirmi üç yıl boyunca tanıdığımı sandığım adam vardı. Ona duyduğum güven, o masada sessizce sona erdi. “Batuhan senden korktuğu için bir yıl boyunca annesine dönemedi,” dedim. “Ben de onun korkusunu fark edemedim. Bunun benim payıma düşen sorumluluğundan kaçmayacağım.” Orhan özür dilemeye çalıştı. Ama özrünün sonunda yine kendisini haklı çıkaran cümleler vardı. İlk kez bunları değiştirmekle görevli olmadığımı anladım. “Ben ayrılacağım,” dedim. Eve dönüp eşyalarımı almak için güvenli bir zaman belirledim. Ardından evlilikle ilgili gerekli işlemleri görüşmek üzere hukuki destek aldım. Ne büyük bir kavga yaşandı ne de bir gecede her şey çözüldü. Yalnızca uzun zamandır ertelenmiş kararlar, ilk kez açıkça alınmaya başladı. Birkaç gün sonra bebeğin annesi hastaneden çıktı. Kızını kucağına aldığı an Batuhan'ın yüzünde haftalardır görmediğim bir rahatlama belirdi. Genç kadın geçici bir aile destek programına başvurmuş, kendisi ve bebeği için güvenli bir yer ayarlamıştı. Bize teşekkür ederken Batuhan yalnızca başını salladı. “Önemli olan ikinizin iyi olması,” dedi. Orhan'ın babalıkla ilgili sorumlulukları ise tarafların katıldığı resmî süreçte ele alınacaktı. Batuhan ne tanık olmayı reddetti ne de kendisini bu anlaşmazlığın hâkimi gibi gördü. Bildiği gerçekleri gerektiğinde paylaşmaya karar verdi. Aradan üç ay geçti. Ben ablamın yakınlarında küçük bir daire kiraladım. Batuhan işine ve derslerine devam etti. Bir süre sonra benimle kahve içmek için haftada bir uğramaya başladı. Bir akşam mutfakta otururken ona yıllardır söylemem gereken sözleri söyledim. “Evden gönderildiğin gün seni koruyamadım. Sonrasında da seni nasıl incittiğimi anlamakta çok geç kaldım. Özür dilerim.” Batuhan fincanını masaya bıraktı. “Ben de o gün seni affetmeyeceğimi söyledim,” dedi. “Hâlâ her şeyi unutmuş değilim. Ama artık konuşabiliyoruz.” “Bundan daha fazlasını istemeye hakkım yok,” dedim. Hafifçe gülümsedi. “Yine de bir şey isteyebilirsin. Gelecek hafta mezuniyet törenim var. Tam bir mezuniyet değil, ama mesleki eğitim programının ilk bölümünü bitiriyorum. Gelmeni isterim.” Gözlerim doldu. “Orada olacağım.” Bir hafta sonra küçük salonun arka sırasında oturup oğlumun adının okunmasını dinledim. Batuhan sahneye çıktığında alkışladım. Elindeki sertifika, onun tek başına kurmaya çalıştığı hayatın küçük ama önemli bir parçasıydı. Tören bittikten sonra yanıma geldi. Bu kez aramızda bavul, kilitli bir kapı ya da söylenmemiş sırlar yoktu. “Anne,” dedi, “bir fotoğraf çekilelim mi?” Yanında durdum. Omzunu omzuma yasladı. Fotoğraf çekilirken gülümsedik. O an, geçmişte kaybettiğimiz yılı geri alamayacağımızı biliyordum. Fakat gelecekte nasıl bir aile olacağımıza artık korkunun karar vermesi gerekmiyordu. Oğlumun bana verdiği ikinci şans, unutmak için değil, değiştiğimizi her gün gösterebilmek içindi.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.