KOCAMIN TELEFONUNDA GÖRDÜĞÜM O MESAJ
Tarık'ın arabası şehir merkezindeki lüks bir otelin önünde durduğunda ellerim titremeye başladı. Arabadan indi. Önce etrafına bakındı. Ardından telefonunu çıkarıp birini aradı. Birkaç saniye sonra otelin girişinde bir kadın belirdi. Uzun, koyu renk saçları vardı. Üzerinde kırmızı bir palto bulunuyordu. Hiç tereddüt etmeden doğruca kocama doğru yürüdü. Direksiyonun başında oturmuş, nefesimi tutarak onları izliyordum. Ancak kadın Tarık'ın yanına geldiğinde kocamın yaptığı şeyi görünce gözlerime inanamadım. Kadını belinden tutup kendine çekti ve dudaklarından öptü. Otuz bir yıllık evliliğimin gözlerimin önünde paramparça oluşunu izliyordum. Çığlık atmak, arabadan inip ikisinin de yüzüne haykırmak istedim. Ancak ellerim direksiyona öylesine sıkı yapışmıştı ki hareket edemiyordum. Tam o sırada kadın çantasından küçük, siyah bir zarf çıkardı. Tarık zarfı açıp içindekilere baktığında yüzündeki gülümseme aniden kayboldu. Kadının kolunu sertçe tuttu. Aralarında hararetli bir tartışma başladı. Ardından ikisi de telaşla çevrelerine bakındı. Tarık'ın başını benim bulunduğum tarafa çevirdiğini görünce hemen koltuğuma doğru eğildim. Kalbim öylesine hızlı çarpıyordu ki sesini duyabileceklerinden korktum. Birkaç dakika sonra başımı kaldırdığımda ikisi de ortadan kaybolmuştu. Arabadan indim ve otele girdim. Resepsiyondaki görevliye yaklaşıp az önce içeri giren adamı sordum. Görevli, misafirlerin bilgilerini paylaşamayacağını söyledi. Tam ayrılacağım sırada lobideki asansör açıldı. Kırmızı paltolu kadın dışarı çıktı. Telefonla konuşuyordu. "Merak etme. Kadın hiçbir şey bilmiyor. Pazartesi günü bütün işlemler bitecek." Olduğum yerde donakaldım. Kadın otelden ayrılırken peşinden gitmek istedim. Ancak duyduklarım kafamı öylesine karıştırmıştı ki ayaklarım hareket etmiyordu. Hangi işlemlerden bahsediyordu? Ve neden pazartesi? O akşam Tarık eve geldiğinde her zamanki gibi davranmaya çalıştım. Masayı hazırladım, yemeğini koydum ve karşısına oturdum. "Bugünkü müşteri görüşmen nasıl geçti?" Bir an duraksadı. "İyi geçti. Biraz yorucuydu." "Yeni bir anlaşma mı yapacaksınız?" Çatalını bıraktı. "Neden bu kadar soru soruyorsun Sevda?" Gülümsedim. "Otuz bir yıllık karınım. Merak etmem normal değil mi?" Yüzü gerildi. Yemeğini bitirmeden masadan kalktı. O gece Tarık uyuduktan sonra yıllardır ilk kez çalışma odasına girdim. Çekmecelerini karıştırırken kendimden utanıyordum. Ancak artık güvenebileceğim hiçbir sözü kalmamıştı. En alttaki çekmecede bir dosya buldum. Üzerinde bizim evimizin adresi yazıyordu. Dosyayı açtığımda gözlerime inanamadım. Evliliğimiz boyunca yaşadığımız evin satışına ilişkin belgeler hazırlanmıştı. Üstelik benim adıma düzenlenmiş bir vekâletname de bulunuyordu. İmza bölümündeki imzayı gördüğümde dizlerimin bağı çözüldü. Benim imzamdı. Daha doğrusu, benim imzama benzetilmişti. Dosyadaki evrakların fotoğraflarını çektim. Ardından her şeyi eski yerine koydum. Sabaha kadar uyuyamadım. Ertesi sabah Tarık erkenden işe gitti. Kapı kapanır kapanmaz yıllardır görüşmediğim eski arkadaşım Neriman'ı aradım. Kendisi avukatlık yapıyordu. Bir saat sonra bürosundaydım. Fotoğrafları gösterdiğimde yüzündeki ifade değişti. "Sevda, bunları nereden buldun?" "Tarık'ın çalışma odasından." Belgeleri dikkatle inceledi. "Bu imza gerçekten sana mı ait?" "Hayır." Neriman sandalyesinde doğruldu. "Öyleyse vakit kaybetmeden harekete geçmeliyiz. Öncelikle tapudaki kayıtları ve bu vekâletnamenin gerçek olup olmadığını kontrol edeceğiz." Ona otelde gördüklerimi de anlattım. Kırmızı paltolu kadından, mesajdan ve pazartesi günü tamamlanacak işlemlerden bahsettim. Neriman uzun süre sessiz kaldı. Sonunda elimi tuttu. "Sevda, seni üzmek istemiyorum ama burada yalnızca bir aldatma meselesi olmayabilir." O cümleyi duyduğumda içimdeki son umut kırıntısı da kayboldu. O gün gerekli başvuruları yaptık. Neriman, söz konusu vekâletnamenin gerçekten düzenlenip düzenlenmediğini araştırmaya başladı. Ertesi gün beni aradığında sesindeki endişeyi hemen fark ettim. "Sevda, mümkünse hemen büroma gel." Gittiğimde masasında birkaç belge duruyordu.