ÜVEY BABAM ÖLMEDEN ÖNCE BANA BİR ADRES VERDİ
"Babam sonunda seni buraya gönderdi, demek..." Karşımda duran kadının bu sözlerini duyduğumda olduğum yere çakıldım. Kalbim öylesine hızlı çarpıyordu ki nefes almakta zorlanıyordum. Çünkü kapıyı açan kadın, yıllardır yatak odamın duvarında fotoğrafı asılı duran anneme inanılmaz derecede benziyordu. Aynı gözler, aynı gülümseme, hatta sol kaşının üzerindeki küçücük iz bile aynıydı. "Sen... Sen kimsin?" diye fısıldadım. Kadının gözleri doldu. "İçeri gel, Aslı. Sana anlatmam gereken çok şey var." Adımı nereden bildiğini sormaya hazırlanıyordum ki arkasındaki duvarda asılı duran fotoğrafı gördüm. Fotoğrafta genç bir Fikret, annem ve karşımda duran kadın birlikte gülümsüyordu. Bacaklarım titremeye başladı. "Annem nerede? Sen onun nesisin?" Kadın derin bir nefes aldı. "Ben annenim, Aslı." Bir an kulaklarımın uğuldadığını hissettim. Ardından istemsizce gülmeye başladım. Ancak bu, mutluluktan değil, duyduklarımın saçmalığından kaynaklanan sinirli bir gülüştü. "Bu imkânsız! Annem ben dört yaşındayken öldü!" Kadın sessizce başını eğdi. "Hayır, kızım. Ben ölmedim. Seni terk etmek zorunda kaldım." O iki kelime içimde yıllardır kapanmış sandığım bir yarayı yeniden açtı. Beni terk etmişti! Tam otuz dört yıl boyunca annemin mezarına çiçekler bırakmış, doğum günlerimde fotoğrafını öpmüş, her Anneler Günü'nde yokluğuna ağlamıştım. Oysa karşımdaydı. Üstelik babamın evinden yalnızca birkaç sokak uzakta yaşıyordu. "Demek bunca yıl buradaydın!" diye bağırdım. "Ben annesiz büyürken sen bu evde mi oturuyordun?" Kadın gözyaşlarını silerek kenara çekildi. "Lütfen önce beni dinle. Sonra istersen bir daha yüzümü görme." İçeri girmek istemiyordum. Fakat Fikret'in ölmeden önce söylediği sözler kulaklarımda yankılanıyordu. "Benden nefret etmeye karar vermeden önce her şeyi dinleyeceksin." Salona girdim. Kadın kendisini tanıttı. Adı Gülseren'di. Çantasından eski bir fotoğraf çıkardı. Fotoğrafta dört yaşındaki hâlim onun kucağında oturuyordu. Üzerimde çiçekli bir elbise vardı ve elimde hâlâ sakladığım oyuncak ayım duruyordu. Fotoğrafın arkasında annemin el yazısıyla yazılmış birkaç kelime vardı. "Canım kızım Aslı, dördüncü doğum günün." Artık şüphem kalmamıştı. "Neden?" diye sordum. "Bana sadece nedenini söyle!" Gülseren titreyen elleriyle eski bir kutuyu açtı. "Baban sandığın Fikret'le evlenmeden önce başka biriyle evliydim. Senin öz babanla..." Cümlenin devamını getiremeden kapının önünden bir araba sesi duyuldu. Gülseren birden ayağa kalktı. Perdeleri aralayarak dışarı baktı. Yüzündeki korkuyu gördüğümde içim ürperdi. "Ne oldu?" "Bilmiyorum. Yıllardır bu anın geleceğinden korkuyordum." O sırada kapı sertçe çalındı. Gülseren bana dönerek fısıldadı. "Aslı, mutfağa geç ve sakın ses çıkarma!" Ancak artık saklanmaya niyetim yoktu. Hayatım boyunca başkalarının benden sakladığı gerçeklerle yaşamıştım. Kapıya doğru yürüdüm ve açtım. Karşımda altmışlı yaşlarında, uzun boylu bir adam duruyordu. Yüzüme dikkatlice baktıktan sonra şaşkınlıkla geri çekildi.