Komşusunun 20 Yıllık Begonvil Ağacını Kıskançlıktan Sabunlu Kimyasalla Kuruttu

İzmir’in sakin mahallelerinden birinde yaşayan 72 yaşındaki Doña Rosa, evinin önünü süsleyen dev begonvil ağacıyla tanınıyordu. Yirmi yıl boyunca emek verdiği bu ağaç, bahar geldiğinde mor ve pembe çiçekleriyle tüm sokağı adeta bir tabloya çevirirdi. Mahallede düğün fotoğrafları çektiren gençlerden tutun da sosyal medyada paylaşım yapmak isteyen turistlere kadar herkes Rosa Hanım’ın begonvilinin önünde durup fotoğraf çekilirdi. Bu ağaç sadece bir bitki değil, mahallenin sembolü haline gelmişti. Ancak tam karşı evde yaşayan emekli okul müdürü Neriman Hanım için durum farklıydı. Yıllardır yalnız yaşayan dul kadın, her gün penceresinden karşıdaki canlılığı izliyor, insanların Rosa Hanım’a gösterdiği ilgiyi sessizce kıskanıyordu. Kendi evi karanlık ve bakımsız görünürken, Rosa Hanım’ın evi çiçekler ve kahkahalarla doluydu. Bu kıskançlık zamanla içten içe büyüdü. Bir gün yerel bir gazete, mahallenin en güzel yeşil alanlarını konu alan bir haber hazırlamak için Rosa Hanım’ın evine geldi. Muhabirler begonvil ağacının önünde fotoğraflar çekti, Rosa Hanım’ın yıllar süren emeğini anlattığı röportajı yayınlamak üzere notlar aldı. O gün Neriman Hanım perde arkasından olanları izlerken yüzü öfkeden kıpkırmızı kesilmişti. “Bir ağaç için bu kadar övgü de fazla…” diye mırıldandı kendi kendine. O geceden sonra mahallede kimsenin bilmediği bir plan kurdu. Gece yarısını biraz geçe, herkes uykuya daldığında eline aldığı bir kovayla sessizce sokağa çıktı. Kovanın içinde yoğun temizlik kimyasalları ve sabunlu su karışımı vardı. Etrafı kontrol ettikten sonra Rosa Hanım’ın begonvilinin köklerine doğru eğildi. Dakikalar boyunca bütün karışımı ağacın dibine döktü. Sonra hiçbir şey olmamış gibi evine geri döndü. İlk gün yapraklar hafifçe sararmaya başladı. İkinci gün çiçekler dökülmeye başladı. Üçüncü gün ise mahalleyi güzelleştiren dev begonvil tamamen çökmüş, dalları kuruyup cansız hale gelmişti. Rosa Hanım manzarayı gördüğünde dizlerinin üzerine çöktü. Yirmi yıllık emeği gözlerinin önünde ölüyordu. Ağacın kuruyan dallarına dokunurken gözyaşlarını tutamadı. “O benim evladım gibiydi…” diye hıçkırıyordu. Yaşadığı üzüntü kısa sürede sağlığını da etkiledi. Tansiyonu yükseldi, günlerce yataktan çıkamadı. Fakat en acı olan şey henüz yaşanmamıştı. Birkaç gün sonra Neriman Hanım elinde küçük bir tatlı kutusuyla sözde geçmiş olsun ziyaretine geldi. Yüzünde sahte bir gülümseme vardı. “Ağaçların da kaderi vardır Rosa,” dedi alaycı bir ses tonuyla. “Yaş ilerleyince bakım zorlaşıyor tabii. Gazetelere çıkacağım diye uğraşmanın sonu böyle oluyor demek ki.” Bu sözler odadaki herkesi öfkelendirdi. Ancak kimsenin elinde kanıt yoktu. Mahalle sakinleri bir şeylerden şüpheleniyor ama hiçbir şey ispatlayamıyordu. Neriman Hanım ise günlerce rahat rahat dolaşmaya devam etti. Bir hafta sonra Neriman Hanım’ın 75. yaş günü kutlaması yapıldı. Çocukları, torunları ve akrabaları evde toplanmıştı. Herkes onun ne kadar saygın ve erdemli biri olduğundan bahsediyordu. Tam o sırada kapı çaldı. Gelen kişi Rosa Hanım’dı. Elinde sade bir zarf taşıyordu. Kimse kavga çıkacağını düşünmedi. Rosa Hanım sessizce içeri girdi ve zarfı Neriman Hanım’a uzattı. “Doğum gününüz için küçük bir hediye,” dedi. Meraklanan aile üyeleri zarfın açılmasını istedi. Neriman Hanım gülümseyerek zarfı açtı. Fakat içindeki ilk fotoğrafı gördüğü anda yüzündeki ifade dondu. Odadaki sessizlik bir anda ağırlaştı. Fotoğraflarda gece yarısı elinde kova taşıyan bir kadın görünüyordu. İkinci fotoğrafta kadın begonvil ağacının dibine sıvı döküyordu. Üçüncü ve dördüncü karelerde yüzü açıkça seçiliyordu. Bu kişi Neriman Hanım’dan başkası değildi. Aile üyeleri şok içinde fotoğrafları birbirlerine uzatmaya başladı. “Bu… bu imkânsız…” diye kekeledi yaşlı kadın. Ama görüntüler son derece netti. Tam o sırada torunu Emre ayağa kalktı. Bir fotoğrafa dikkatle baktıktan sonra yüzü bembeyaz oldu. “Büyükanne…” dedi titreyen bir sesle. “Bu görüntüyü çeken araba benim arabam.” Herkes ona döndü. Emre birkaç gün önce aracının park halindeyken çalışan araç kamerasının kayıt yaptığını hatırlamıştı. Ancak söyleyecekleri bununla bitmedi. “Kimyasallar toprağa sızmış…” Odadaki herkes nefesini tuttu. “Bahçene hediye ettiğim özel Japon akçaağacı da aynı yüzden öldü. Uzmanlar nedenini bulamamıştı. Meğer sebep buymuş.” Bir anda kutlama havası yok oldu. Çocukları ve torunları hayal kırıklığıyla Neriman Hanım’a bakıyordu. Yıllardır örnek insan olarak gördükleri kadının, sırf kıskançlık yüzünden böyle bir şey yaptığı ortaya çıkmıştı. Neriman Hanım’ın dudakları titriyordu. Savunacak hiçbir şeyi kalmamıştı. O gün yalnızca Rosa Hanım’ın ağacını değil, kendi itibarını da yok ettiğini anladı. Kısa süre içinde bütün mahalle gerçeği öğrendi. İnsanlar ona karşı mesafe koymaya başladı. Yıllarca koruduğunu düşündüğü saygınlığı birkaç dakikalık kıskançlık uğruna kaybolup gitmişti. Rosa Hanım ise daha sonra yeni bir begonvil fidanı dikti. Mahalle sakinleri ona yardım etti. Çünkü insanlar bir ağacın yeniden büyüyeceğini biliyordu. Ama kıskançlığın kirlettiği bir vicdanın yeniden temizlenmesi çok daha zordu. Kıskançlıkla yaşayan kişi, başkasının mutluluğunu yok etmeye çalışırken çoğu zaman kendi onurunu da sessizce yok eder. Başkalarının ışığını söndürmeye çalışanlar, sonunda karanlığın içinde kalan kişinin kendileri olduğunu geç de olsa öğrenirler.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.