Komşusunun 20 Yıllık Begonvil Ağacını Kıskançlıktan Sabunlu Kimyasalla Kuruttu
Bölüm 2: Mahallenin Unutamadığı Hesaplaşma Neriman Hanım’ın doğum gününde yaşanan olayın üzerinden yalnızca birkaç saat geçmişti ama bütün mahalle gerçeği öğrenmişti bile. İnsanlar yıllardır aynı sokakta yaşadıkları kadının böyle bir şey yapabileceğine inanamıyordu. Kahvehanede, markette, cami çıkışında herkes aynı konuyu konuşuyordu. “Demek Rosa’nın ağacını gerçekten o öldürmüş…” “Yirmi yıllık emeğe nasıl kıydı?” “Bir insan sırf kıskançlıktan bunu yapar mı?” Neriman Hanım ise o günden sonra evinden çıkmamaya başladı. Perdeler hep kapalıydı. Bahçesinde oturmayı seven kadın artık kapısının önüne bile çıkmıyordu. Çünkü her baktığı yerde insanların kendisine farklı gözlerle baktığını hissediyordu. Ancak asıl darbe henüz gelmemişti. Ertesi sabah büyük oğlu Murat kapısını çaldı. Yüzü her zamankinden çok daha sertti. “Neden yaptın anne?” diye sordu. Neriman Hanım başını öne eğdi. “Ben… ben sadece…” “Sadece ne?” Murat’ın sesi titriyordu. “Biz seni çocuklarımıza örnek gösterdik. Torunların seni dürüstlüğünle anlattı. Şimdi herkes bizim yüzümüze bakıyor.” Yaşlı kadın cevap veremedi. Çünkü ilk kez yaptığı şeyin yalnızca Rosa Hanım’a değil, kendi ailesine de zarar verdiğini anlamaya başlamıştı. Aynı gün torunu Emre de geldi. Elinde birkaç belge vardı. “Büyükanne, sigorta şirketi zarar raporunu çıkardı.” Neriman Hanım şaşkınlıkla baktı. “Ne raporu?” “Ölen ağacımın raporu.” Genç adam belgeleri masaya bıraktı. “Uzmanlar toprağa karışan kimyasalın köklere zarar verdiğini doğruladı. O ağacı yurt dışından özel olarak getirmiştim.” Neriman Hanım rakamı görünce nefesi kesildi. Zarar sandığından çok daha büyüktü. Ama Emre’nin yüzündeki kırgınlık para meselesinden çok daha ağırdı. “Biliyor musun büyükanne?” dedi. “Çocukluğum boyunca bana insanların emeğine saygı duymayı sen öğrettin.” Bu sözler yaşlı kadının kalbine bıçak gibi saplandı. Çünkü haklıydı. Yıllarca verdiği bütün öğütler, bir gecelik kıskançlığın altında ezilip gitmişti. O sırada Rosa Hanım da zor günler geçiriyordu. Kuruyan begonvilin dalları hâlâ evinin önünde duruyordu. Her sabah pencereyi açtığında ilk gördüğü şey o kuru gövde oluyordu. Bazen elini ağacın kabuğuna koyuyor, yıllar boyunca geçirdiği günleri hatırlıyordu. Rahmetli eşiyle birlikte ilk fidanı diktikleri günü… Çocuklarının dalların altında oynadığı yaz akşamlarını… Torunlarının çiçeklerin arasında saklambaç oynayışını… Hepsi bir anda gözlerinin önünden geçiyordu. Ama mahalle sakinleri onu yalnız bırakmadı. Bir akşam üzeri kapısı çalındı. Dışarı çıktığında şaşkınlıktan olduğu yerde kaldı. Sokakta onlarca komşu vardı. Kiminin elinde kürek, kiminin elinde fide, kiminin elinde saksılar bulunuyordu. Mahallenin en yaşlı sakinlerinden Mehmet Amca öne çıktı. “Rosa Hanım,” dedi. “Bir kişi ağacını yok etmiş olabilir.” Sonra etrafındaki insanları gösterdi. “Ama burada onu yeniden büyütecek onlarca kişi var.” Rosa Hanım’ın gözleri doldu. O gün bütün mahalle birlikte çalıştı. Eski ağacın kuruyan dalları dikkatlice kaldırıldı. Toprak temizlendi. Yeni begonvil fideleri dikildi. Çocuklar su taşıdı. Gençler destek direkleri hazırladı. Yaşlılar dua etti. Akşama kadar süren çalışma sonunda boş kalan köşe yeniden umutla dolmuştu. Rosa Hanım ilk kez günler sonra gülümsedi. Ancak birkaç gün sonra beklenmedik bir şey oldu. Sabah erkenden kapısı çalındı.Kapıyı açtığında karşısında Neriman Hanım’ı gördü. Yaşlı kadın birkaç hafta içinde sanki yıllarca yaşlanmış gibiydi. Yüzü çökmüş, gözlerinin altı morarmıştı. Elinde küçük bir kutu taşıyordu. Dakikalarca konuşamadı. Sonunda gözlerinden yaşlar akmaya başladı. “Affet beni Rosa.” Rosa Hanım sessizce dinledi. “Her gün senin mutluluğunu izledim.” Neriman Hanım’ın sesi kırılıyordu. “İnsanların seni sevmesini izledim.” Bir an durdu. “Ve zamanla bunun bana ait olması gerektiğini düşünmeye başladım.” Utanç içinde başını eğdi. “Sonunda sahip olmadığım şeyi yok etmeye çalıştım.” Kutuyu uzattı. Kutunun içinde eski bir fotoğraf vardı. Yıllar önce çekilmiş siyah beyaz bir kare… Fotoğrafta genç Rosa ve genç Neriman aynı sokak festivalinde yan yana gülümsüyorlardı. Bir zamanlar dost olduklarını gösteren bir fotoğraf… Rosa Hanım uzun süre resme baktı. İkisi de sessizdi. Sonunda Rosa derin bir nefes aldı. “Yaptığını unutamam.” Neriman Hanım’ın gözlerinden yaşlar aktı. “Ama hayatım boyunca taşıyacağım öfkeyle yaşamak da istemiyorum.” Yaşlı kadın başını kaldırdı. İlk kez umutla baktı. Rosa Hanım devam etti: “Affetmek olanları silmek değildir.” Sonra kuruyan ağacın olduğu yere baktı. “Affetmek, kötülüğün geleceğimi zehirlemesine izin vermemektir.” Neriman Hanım hıçkırarak ağlamaya başladı. Belki mahalle onu hemen affetmeyecekti. Belki insanlar uzun süre güvenmeyecekti. Ama ilk kez yaptığı şeyin sonuçlarıyla gerçekten yüzleşiyordu. Aylar geçti. Yeni begonviller büyümeye başladı. İlk çiçekler açtığında bütün mahalle sevinçle fotoğraflar çekti. Rosa Hanım çiçeklere bakarken hafifçe gülümsedi. Çünkü artık o köşede yalnızca bir ağaç değil, çok daha büyük bir şey vardı. İnsanların dayanışması… Dostluğun gücü… Ve kıskançlığın yıkabildiğinden çok daha fazlasını inşa edebilen bir mahalle ruhu… O gün herkes aynı gerçeği anladı: Bir insan başkasının mutluluğunu yok ederek asla mutlu olamaz. Ama insanlar bir araya geldiğinde, en derin yaraları bile yeniden çiçek açtırabilirler.