Küçük kız kırık bir oyuncağa sarılmış eve dönmek için yalvarıyordu
BÖLÜM 2 —Ne yaptın anne? İş yerinde polisler sanki ben bir suçluymuşum gibi beni aradı! Leyla’nın sesi, Fatma Hanım tek bir kelime bile edemeden telefondan patladı. —Kızım, beni dinle… —Hayır! Şimdi sen beni dinleyeceksin! Nuri Bey bana yardım ediyordu. Bakıcı tutacak param yok, okul tadilat nedeniyle 1 hafta kapalıydı ve bilirsin, devamsızlık yaparsam maaşımdan kesiyorlar. Bu skandalı çıkarmak zorunda mıydın? Fatma Hanım gözlerini kapattı. Ayşe, hâlâ kırık oyuncak ayıya sarılı halde yatakta uyuyordu. Arada bir, rüyasında bir şeyden kaçıyormuş gibi huzursuzca kıpırdanıyordu. —Leyla, torununu karanlık bir odada ağlarken buldum. Nuri Bey adının ne olduğunu bile bilmiyordu. Ona Pilar dedi. Üzerine çarşaf geçirmişti. Çocuk dehşet içindeydi. —Daha 4 yaşında! O yaşta her şey onları korkutur. —Hayır, Leyla. Bu bir oyun değildi. Karşı tarafta sessizlik oldu. Sonra kızının sesi daha kısık ama bir o kadar da sert çıktı. —Ne kadar yorgun olduğumu anlamıyorsun. —Anlıyorum. Ama yorgun olmak, Ayşe’yi iyi durumda olmayan birine bırakmak anlamına gelmez. Leyla telefonu kapattı. O gece Fatma Hanım uyumadı. Şafak vaktinde Ayşe’yi güvenilir bir komşuya bıraktı ve Nuri Bey’in mahallesine geri döndü. Hesap sormaya gitmedi. Sormaya gitti. İlk komşu, Meche Teyze kapıyı ihtiyatla açtı. Nuri Bey’in adını duyunca sesini alçalttı. —Ben de onun garip olduğunu fark etmiştim. Birkaç gün önce terliklerle sokağın ortasına çıkıp evinin nerede olduğunu sormuştu… oysa kendi kapısının tam önünde duruyordu. Başka bir komşu, Nuri Bey’in kendi arabası sanarak yabancı birinin arabasını açmaya çalıştığını anlattı. Bir hanımefendi ise onu başka bir evin önünde çöp bırakırken gördüğünü ve şunları söylediğini aktardı: —Burada yaşıyorum, değil mi? Fatma Hanım ürperdi. Bu kötülük değildi. Bu hastalıktı.Küçük bir kafeye oturdu, bir çay istedi ve telefonundan arama yaptı: “Yaşlılarda Alzheimer belirtileri”. Her satır Nuri Bey’i tanımlıyor gibiydi: insanları karıştırmak, bilinen yerlerde kaybolmak, soruları tekrarlamak, geçmişin anılarını şimdiki zamanmış gibi yaşamak. O zaman o ismi anladı. Pilar. Pilar, Nuri Bey’in küçük kızıydı ve Ayşe ile hemen hemen aynı yaştayken bir kazada ölmüştü. Leyla yıllar önce bir kez bahsetmişti ama Fatma Hanım, o acının bu adamın içinde açık bir yara gibi hâlâ yaşadığını hiç düşünmemişti. Eski bir defterden Nuri Bey’in büyük oğlu Damián’ın telefonunu buldu ve onu aradı. —Babanızın yardıma ihtiyacı var —dedi doğrudan—. Yalnız yaşayamaz. Hele bir çocuğa hiç bakamaz. Damián uzun bir süre sessiz kaldı. —Bazı şeyleri unuttuğunu biliyordum… ama bu kadar ciddi olduğunu düşünmemiştim. —Ciddi olan şu ki, herkes bunu fark etti ama kimse hiçbir şey yapmadı. Aynı gün Nuri Bey ağlayarak Leyla’yı aradı. Ondan özür diledi. Ara sıra Pilar’ın evde yürüdüğünü gördüğünü söyledi. Ayşe’yi gördüğünde, kızının geri döndüğünü sandığını anlattı. Öğleden sonra Leyla, gözleri kızarmış bir halde Fatma Hanım’ın evine geldi. —Onu görmeye gideceğim —dedi—. Bunu onun ağzından duymam lazım. Fatma Hanım başıyla onayladı ama gitmeden önce onu durdurdu. —Hazırlıklı git kızım. Karşında bulacağın şey bir kötü adam değil. Kendi hafızasının içinde kaybolmakta olan bir adam. Leyla cevap vermedi. Sadece anahtarları o kadar sıkı sıktı ki parmak boğumları bembeyaz oldu. Ve Nuri Bey’in kapısından içeri girdiğinde, duyduğu gerçek onu nefessiz bıraktı…