O, doğum yapmak için hastaneye tek başına geldi

“Bebeğin babası nerede? Çünkü burada herkes yanında biriyle gelir… siz hariç.” Elif, elindeki küçük valizin sapını sıktı ve İstanbul’daki Özel Huzur Hastanesi’nin resepsiyon görevlisine zoraki bir gülümseme verdi. Dışarıda yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu; sokakları kirli aynalara çeviren, şehri olduğundan daha hüzünlü gösteren o ağır yağmurdan. İçeride ise klor, yanık kahve ve korku kokusu vardı. “Yolda geliyor,” diye yalan söyledi. Hamileliği boyunca bunu o kadar çok söylemişti ki artık otomatikleşmişti. Eczanedeki kadına, apartmandaki meraklı komşuya, ultrason hemşiresine, hatta otobüste izinsizce karnına dokunan yabancıya bile. Ama gerçek başka bir şeydi: Mert Yılmaz, Elif hamile olduğunu söylediği gece onu terk etmişti. Bağırmamıştı. Hakaret etmemişti. Masaya vurmamıştı. Sadece çatalı tabağın yanına bırakmış, Elif’e sanki hayatını mahvetmiş gibi bakmış ve demişti ki: “Düşünmem lazım.” Sonra bir sırt çantası alıp çıkmış ve bir daha geri dönmemişti. Elif yirmi altı yaşındaydı. Birikmiş kira borcu, İstanbul’da küçük bir lokantada garsonluk işi ve içeriden tekmeleyen bir bebeği vardı. Aylarca iki vardiya çalışmıştı; müşterilerin acı sos fazla diye şikâyet ettiği bir esnaf lokantasında tabak taşıyarak. Geceleri ikinci el pazardan aldığı bebek kıyafetlerini yıkamış, karnına fısıldamıştı. “Ben kalacağım,” diye söz vermişti. Şimdi, dokuz ay sonra, tek başına doğuma giriyordu. Onu karşılayan hemşirenin adı Zeynep’ti. Gözleri yorgundu ama sesi sıcaktı. “Eşiniz arabayı park mı ediyor?” Elif yine yalan söyledi. “Evet… geliyor.” Zeynep daha fazla sormadı. Elif’i doğum önlüğüne aldı, monitörleri yerleştirdi, tansiyonunu ölçtü. Sancılar giderek şiddetlendi; içeriden gelen dalgalar gibi bedenini parçalıyordu. Elif çarşafı ısırarak bağırmamaya çalıştı. Annesini düşündü; Sivas’taydı ve para olmadığı için gelememişti. Mert’i düşündü. Bir insanın pazartesi bir hayat vaat edip perşembe nasıl yok olabildiğini düşündü. Saatler sonra, acının artık adı kalmadığında, bebeği doğdu. Bebeğin ağlaması odayı doldurdu. Elif de ağladı. Ama acıdan değil. Rahatlamadan. Öfkeden. Sevgiden. “Her şey yolunda,” dedi Zeynep, bebeği beyaz bir battaniyeye sararken. “Sağlıklı bir erkek bebek.” Tam o sırada nöbetçi doktor içeri girdi. Saçı kırlaşmış, beyaz önlüğü tertemiz bir adamdı. Yaka kartında “Dr. Kemal Yılmaz” yazıyordu.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.