Oğlum Alçısının İçinde Bir Şey Hareket Ettiğini Söylüyordu
“Caleb, beni dinle. Bu alet derini kesmez. Sadece alçıyı kesecek. Ben buradayım. Annen burada. Baban burada. Artık sana kimse ‘sabret’ demeyecek.” Bu cümle beni bıçak gibi kesti. Çünkü o demişti. Ama biz de demiştik. Ben oğlumun elini tuttum. Bu kez çekmedi. Alçı kesilmeye başladığında oda sessizleşti. Sadece cihazın sesi vardı. Beyaz kabuk iki çizgi hâlinde açıldı. Doktor dikkatle ayırmaya başladı. Önce iç pamuk göründü. Sararmıştı. Nemliydi. Sonra koku güçlendi. Keskin. Çürük gibi. Claire yüzünü çevirdi. Ben nefesimi tutmaya çalıştım. Doktorun yüzü taş gibi oldu. “Tamam,” dedi hemşireye. “Steril set. Hemen.” Alçı tamamen açıldığında Caleb öyle bir çığlık attı ki, koridordaki insanlar bile sustu. Kolunun altında, deriye yapışmış nemli pamukların arasında küçük koyu renkli şeyler kıpırdıyordu. Bir değil. Birkaç tane. Claire sendeledi. Ben onu tutmasam yere düşecekti. “Tanrım,” diye fısıldadı. “Tanrım…” Doktor hemen Caleb’in gözlerini eliyle kapattı. “Bakma tatlım. Bana bak. Sadece bana bak.” Ama ben gördüm. Derisinin bazı yerleri kızarmış, bazı yerleri kabarmıştı. Alçının altında, nem ve kirin içinde böcek larvaları oluşmuştu. Caleb’in “hareket ediyor” dediği şey buydu. O haklıydı. En başından beri haklıydı. Ben sandalyeye çöktüm. Kulaklarım uğulduyordu. Aklımda sadece onun geceleri söylediği cümle dönüyordu. “Baba, içinde bir şey hareket ediyor.” Ve benim verdiğim cevap: “Caleb, artık uyuman lazım.” Doktorlar hızla çalıştı. Hemşireler Caleb’i sakinleştirdi. Kolunu temizlediler. Enfeksiyon için örnek aldılar. İlaç verdiler. Yeni röntgen çekildi. Neyse ki kemik zarar görmemişti. Ama derisi ciddi şekilde tahriş olmuştu. Daha kötüsü, Caleb’in gözlerindeki güven kırılmıştı. O gece tedavi odasının kapısının dışında otururken Claire benim yanıma geldi. Yüzü solgundu. “Bize söyledi,” dedi. Cevap veremedim. “Her gece söyledi Mark. Biz de ona korktuğunu söyledik.” Başımı ellerimin arasına aldım. “Oğlumuz yardım istedi.” Claire’in sesi kırıldı. “Biz onu yatıştırdığımızı sandık.” Hayır. Gerçek o kadar yumuşak değildi. Biz onu susturmuştuk. Sabah olduğunda Caleb pediatri bölümünde gözlem altına alınmıştı. Koluna pansuman yapılmıştı. Yorgunluktan uyuyakalmıştı. Yüzü hâlâ solgundu. Kirpikleri gözyaşından yapışmıştı. Ama ilk kez huzurlu görünüyordu. Çünkü artık alçı yoktu. Artık kimse ona inanmazlık etmiyordu. Doktor Ramirez bizi odanın dışında durdurdu. “Fiziksel olarak iyileşecek,” dedi. “Ama bundan sonra onu dinlemeniz gerekiyor. Çok dikkatli. Çok sabırlı.” Claire başını salladı. Ben konuşamadım. Doktor gözlerimin içine baktı. “Çocuklar bazen acıyı tam anlatamaz. Ama bu, acının gerçek olmadığı anlamına gelmez.” O cümle hayatım boyunca peşimi bırakmadı. Öğleden sonra okuldan biri aradı. Müdür. Derek’in “şaka” diye alçının içine su döktüğünü başka bir çocuk görmüştü. Üstelik sadece su da değil. Kantin masasından aldığı şekerli içeceği de dökmüştü. “Çocuklar bazen düşüncesiz davranır,” dedi müdür telefonda. O an içimde bir öfke yükseldi. Ama bağırmadım. Sadece sordum: “Benim oğlum üç hafta boyunca alçısının içinde enfeksiyonla yaşarken, siz bunu düşüncesizlik mi diyeceksiniz?” Karşı taraf sustu. O gün okula resmi şikâyet verdik. Avukat tuttuk. Derek’in ailesi önce özür dilemek yerine kendilerini savundu. “Çocuklar arasında olur böyle şeyler.” “Caleb abartmış olabilir.” “Bizim oğlumuz kötü niyetli değildir.” Ama hastane raporları geldiğinde sesleri kısıldı. Okul kamerasından görüntü bulununca tamamen sustular. Görüntüde Derek, Caleb’in kolunu tutuyor, içeceği alçının açıklığından içeri döküyordu. Caleb geri çekilmeye çalışıyor. Derek gülüyordu. Etraftaki iki çocuk da gülüyordu. Öğretmen ise odanın diğer tarafındaydı. Claire görüntüyü izleyemedi. Ben sonuna kadar izledim. Çünkü bunu oğluma borçluydum. Artık gözümü kaçırma hakkım yoktu. Derek okuldan uzaklaştırıldı. Ailesi tedavi masraflarını ve terapi desteğini karşılamak zorunda kaldı. Öğretmen hakkında soruşturma açıldı. Müdür ise “olayı yeterince ciddiye almadığı” için görevinden alındı. Ama bütün bunlar Caleb’in gecelerini hemen düzeltmedi. Eve döndüğümüzde artık alçısı yoktu. Ama korkusu vardı. Bazı geceler kolunu göğsüne bastırıp uyanıyordu. “Yine olacak mı?” diye soruyordu. Claire her seferinde yanına koşuyordu. Ben de.