ŞİRKETİN DÜZENLEDİĞİ BİR DAVETTE

"Bana bunların şirket ortaklarından birinin yatırımı olduğunu söyledin! Hatta boşandıktan sonra birlikte yaşayacağımız evin parasını da o yatırımlardan kazandığını anlattın!" Boşandıktan sonra birlikte yaşayacakları ev... Demek her şeyi çoktan planlamışlardı. Ben hâlâ evliliğimizi kurtarabileceğimizi düşünürken kocam başka bir kadınla yeni bir hayat kurmanın hazırlığını yapıyordu. Ancak asıl darbe henüz gelmemişti. Orhan Bey kutunun içinden ikinci bir zarf çıkardı. Üzerinde benim adım yazıyordu. "Sevda, bunu açmanı istiyorum." Titreyen ellerimle zarfı aldım. İçinde birkaç resmi belge, eski tarihli bir mektup ve evimizin fotoğrafı vardı. İlk sayfayı okumaya başladığımda gözlerime inanamadım. Bu, oturduğumuz evle ilgili bir kredi başvurusuydu. Üstelik başvuruda benim imzam bulunuyordu. Ancak ben böyle bir belge imzalamamıştım! "Bu da ne?" Orhan Bey üzüntüyle başını salladı. "Vedat, yaklaşık altı ay önce evinizi teminat göstererek yüksek miktarda kredi kullanmaya çalışmış." Başımı kaldırıp kocama baktım. "Evimiz mi? Çocuklarımızla yaşadığımız evimizi mi?" Vedat gözlerini kaçırdı. "İşler biraz karışmıştı. Her şeyi geri ödeyecektim." "Neyi geri ödeyecektin Vedat? Benim haberim olmadan çekmeye çalıştığın krediyi mi, yoksa şirketten aldığın paraları mı?" Sesim bütün salonda yankılandı. Vedat'ın artık verecek bir cevabı kalmamıştı. Orhan Bey, banka görevlisinin şüpheli imzaları fark ederek kredi işlemini durdurduğunu anlattı. Daha sonra şirket hesaplarında ortaya çıkan tutarsızlıkları araştırırken Vedat'ın başka işlemlerini de tespit etmişti. "Bankayla görüşmemiz sonucunda bu belgeleri öğrendik. Ancak evinle ilgili başka bir gerçeği daha bilmen gerekiyor." Zarfın içindeki eski mektubu işaret etti. Mektubun üzerindeki el yazısını hemen tanıdım. Babamındı. Babam sekiz yıl önce hayatını kaybetmişti. Hastalığının son aylarında bütün birikimini bana bırakmak istediğini söylemiş, ancak ben bu konuyla ilgilenmek istememiştim. Vedat her şeyi halledeceğini söylemişti. Mektubu açtım. Babam, bana bıraktığı paranın özellikle benim güvencem olması gerektiğini yazmıştı. Evi alırken kullandığımız peşinatın büyük bölümünü o karşılamıştı. Daha da önemlisi, evin tapusunda benim de hakkımın güvence altına alınmasını istemişti. Ancak Vedat yıllardır bana evin bütün işlemlerinin kendi adına yürütüldüğünü, bunun sadece kredi nedeniyle gerekli olduğunu söylüyordu. Meğer babamın bıraktığı parayla alınan ev üzerinde benim adıma kayıtlı bir pay bulunuyormuş. Vedat bunu benden saklamıştı. Mektubu okurken gözyaşlarımı tutamadım. Babamın son günlerinde Vedat'ın ona ne kadar iyi davrandığını hatırladım. Hastane ziyaretlerini, elini tutuşunu, verdiği sözleri... Bütün bunları düşünmek midemi bulandırıyordu. Tam o sırada Vedat yanıma geldi. "Sevda, lütfen beni dinle. Her şeyi açıklayabilirim." Geri çekildim. "Artık senden hiçbir açıklama duymak istemiyorum." Orhan Bey bir adım öne çıktı. "Vedat, şirketimiz seninle ilgili hukuki süreci başlattı. İnceleme tamamlanana kadar bütün sistem erişimlerin kapatıldı. İş akdinle ilgili işlemler de yasal prosedüre uygun şekilde yürütülecek." Vedat'ın yüzündeki öfke bir anda paniğe dönüştü. "Orhan Bey, yapmayın! Yıllardır burada çalışıyorum. Çocuklarım var!" Bu sözleri duyunca istemsizce güldüm. "Çocukların olduğunu şimdi mi hatırladın?" Kocam bana baktı. "Sevda, ne olur..." Sözünü kestim. "Biraz önce herkesin önünde benim senin için hizmetçiden başka bir şey olmadığımı söyledin. Şimdi neden yardımımı istiyorsun?" Cevap veremedi. O gece restorandan ayrılırken Orhan Bey beni kapıya kadar geçirdi. Şirket avukatının benimle görüşebileceğini, ancak kendime ait bir avukattan da destek almamın önemli olduğunu söyledi. Arabaya bindiğimde telefonum çaldı. Arayan büyük kızım İdil'di. "Anne, babam beni aradı. Ağlıyordu. Ne oldu?" İşte o anda kendimi tutamadım. Direksiyona kapanıp dakikalarca ağladım. Kızım bütün gece yanımda kalmak istedi. Ancak ondan yalnızca eve gitmesini ve kardeşiyle birlikte beni beklemesini rica ettim. Çünkü ilk kez çocuklarıma anlatmam gereken, benim bile kabullenmekte zorlandığım gerçekler vardı. Eve döndüğümde iki çocuğum da salondaydı. Oturup onlara her şeyi anlattım. İdil sessizce ağlarken oğlum Baran öfkeyle ayağa kalktı. "Babam bizi de mi kandırmış?" Elini tuttum. "Bilmiyorum oğlum. Ama bundan sonra hiçbir şeyi saklamayacağım." O gece üçümüz aynı odada sabahladık. Vedat ise eve gelmedi. Ertesi sabah telefonuma onlarca mesaj gönderdi. Hata yaptığını, Pelin'le ilişkisinin bittiğini ve ailemizi kaybetmek istemediğini söylüyordu. Ancak mesajlarının hiçbirinde yaptığı şeylerin sorumluluğunu gerçekten üstlenmiyordu. Hep bir bahanesi vardı. Şirketin ona yeterince değer vermediğini, borçlarını kapatmak zorunda kaldığını, benim de yıllardır kendisiyle yeterince ilgilenmediğimi anlatıyordu. Sanki yaşananların suçlusu bendim. Mesajlarına cevap vermedim. Pazartesi sabahı bir avukatla görüştüm. Evimizle ilgili belgelerin incelenmesini, imzamın izinsiz kullanıldığı işlemlerin araştırılmasını ve boşanma sürecinin başlatılmasını istedim. Sonraki haftalar hayatımın en zor dönemiydi. Şirketin yürüttüğü incelemede Vedat'ın bazı sahte faturalar ve usulsüz para transferleri hazırladığı ortaya çıktı. Pelin de bildiklerini anlatmaya başladı. Hakkımdaki şüpheler ise dijital kayıtların incelenmesi sonucunda ortadan kalktı. Vedat'ın kredi başvurusu da bankanın müdahalesi sayesinde tamamlanmamıştı. Evimizle ilgili haklarımı korumak için gerekli hukuki işlemler başlatıldı. Ancak bütün bunlardan daha fazla canımı acıtan bir şey vardı. Bir akşam çocukların eski fotoğraf albümlerini düzenlerken Vedat'ın yıllar önce bana yazdığı bir notu buldum. "Sen benim hayatımın en güzel hediyesisin. İyi ki varsın." Notu uzun süre elimde tuttum. Bir insan nasıl bu kadar değişebilirdi? Sonra fark ettim ki belki de bütün mesele onun değişmesi değildi. Ben yıllardır onun bana gösterdiği küçük sevgisizlikleri görmezden gelmiştim. Yaptığım fedakârlıkları doğal karşılamasına, beni küçümsemesine ve başarılarımı önemsiz göstermesine sessiz kalmıştım. Çünkü ailemizin dağılmasından korkuyordum. Üç ay sonra Vedat'la boşanma sürecimiz devam ederken son kez yüz yüze görüştük. Bana dönmek istediğini söyledi. "Yirmi üç yılı böylece çöpe mi atacaksın Sevda?" Uzun süre yüzüne baktım. Sonra sakin bir sesle cevap verdim. "Hayır Vedat. Ben yirmi üç yılımı çöpe atmıyorum. Geriye kalan yıllarımı kurtarıyorum." İlk kez söyleyecek hiçbir şey bulamadı. Görüşmenin ardından babamın mektubunu yeniden okudum. Son sayfasında daha önce dikkat etmediğim bir cümle vardı. "Kızım, sana bırakabileceğim en büyük miras para değil. Kimsenin seni kendinden daha değersiz hissettirmesine izin vermeyecek kadar güçlü olmanı istiyorum." O satırları okurken gözyaşlarım yeniden aktı. Ama bu kez üzüntüden değildi. Aylar sonra şirketimizde yeni bir pozisyon açıldığında başvurumu yaptım. Yıllardır başkalarının başarılarını desteklemekle yetinmiş, kendi yeteneklerimi hep ikinci plana atmıştım. Bu kez kendim için bir adım attım. Yapılan değerlendirmelerin ardından terfi ettim. İlk maaşımla çocuklarımı yemeğe çıkardım. İdil kadehini kaldırarak gülümsedi. "Annemizle gurur duyuyoruz." O an anladım ki hayatımın en büyük başarısı evliliğimi sürdürmek ya da herkesi mutlu etmek değildi. Kendime duyduğum saygıyı yeniden kazanmaktı. Vedat'ın hikâyesinin nasıl sonuçlanacağını mahkeme belirleyecekti. Ancak benim hikâyemin nasıl devam edeceğine artık yalnızca ben karar verecektim. Babamın mektubunu küçük bir çerçeveye koyup çalışma masama yerleştirdim. Her sabah o cümleyi okuyorum. Çünkü o korkunç geceden geriye aklımda kalan şey, kocamın bana herkesin önünde hizmetçi demesi değil. O hakaretten sonra ilk kez kendi değerimi hatırlamış olmam. Yirmi üç yıl boyunca bir yuvayı ayakta tutmak için mücadele etmiştim. Şimdi ise o yuvanın içinde unuttuğum kadını yeniden ayağa kaldırıyordum.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.