Son Dans İçin Lise Aşkını Bulmak
Aylar sonra, sonbaharın ilk yağmurlarından birinde, Hikmet'i anneannemin mezarını ziyaret ederken gördüm. Elinde her zamanki gibi bir demet beyaz papatya vardı. Sessizce yanına yaklaştım. Bir süre ikimiz de konuşmadık. Yağmur damlaları mermer taşın üzerine düşerken, o mezar taşındaki ismi parmaklarıyla okşadı. "Geç kaldım," dedi sonunda. Başımı salladım. "Hayır," dedim. "Bence tam zamanında geldin." Gözleri doldu ama gülümsedi. "Cenazeden sonra her gün ona bir şey anlatıyorum," dedi. "Bugün bahçedeki güller açtı dedim. Dün torununun ne kadar güçlü olduğunu anlattım. Bazen de hiçbir şey demiyorum. Sadece burada oturuyorum." Sonra ceketinin iç cebinden eski bir fotoğraf çıkardı. Mezuniyet gecesinde çekilmiş o siyah beyaz fotoğraf... Genç bir kız ve genç bir erkek, bütün hayat önlerinde uzanıyormuş gibi gülümsüyorlardı. "İnsan ilk aşkını unutamıyor," dedi. "Sanırım gerçek sevgiyi de." Uzun süre mezarın başında oturduk. O gün eve dönerken anneannemin bana söylediği son sözleri hatırladım: "Sevgi kaybolmaz yavrum. Bazen yolu uzar sadece." Yıllar sonra bile o sözü unutamadım. Çünkü artık biliyordum ki bazı insanlar birbirlerinden ayrılır, bazı mektuplar yerine ulaşamaz, bazı danslar yarım kalır. Ama gerçek sevgi, bütün eksik kalan yılların arasından bile yolunu bulur. Ve bir gün, mutlaka eve döner. Belki gençliğindeki gibi koşarak değil... Belki saçları beyazlamış, elleri titreyerek... Ama döner. Çünkü sevgi, ölümden bile daha sabırlıdır.