Üvey annem hayatımızda sadece üç yıl kaldı
Yanına uzandım. Çocuklarımdan, eşimden ve hayatımdan bahsettik. Dışarıda yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Üşüdüğümü söyleyince üzerimi örttü. Ben de onu örttüm. Tıpkı çocukluğumdaki gibi. Ayakları buz gibiydi. Onları ısıtmak isterken ayağım o eski yara izine dokundu. Hayatımızın sessiz tanığı olan o uzun iz… Ve sebepsiz yere ağlamaya başladım. Kendi hayatımı düşündüm. Eşimi… Çocuklarımı… Sıcak yuvamı… Ve annemi… O sadece üç yıl eş olmuştu. Ama sonraki kırk yıl boyunca anne olmayı seçti. Belki onun da hayalleri vardı. Belki yeniden âşık olmak istemişti. Belki geceleri yalnız kalmaktan korkmuştu. Belki birinin omzuna yaslanmaya ihtiyacı olmuştu. Ama o bizi seçti. Dört çocuğu seçti. Gençliğini… Güzelliğini… Sağlığını… Ve bütün hayatını… Kendi kanından olmayan dört çocuk için harcadı. Anne… Ne kadar ağır bir seçim yaptın. Torunlarıma yıllarca masallar anlattın. Prenseslerden, kahramanlardan ve iyilik perilerinden bahsettin. Bir gün onlar büyüdüğünde ben de onlara gerçek bir perinin hikâyesini anlatacağım. Saçları bembeyaz olmuş… Elleri nasır tutmuş… Ayağında uzun bir yara izi taşıyan bir perinin hikâyesini… Bizim annemizin hikâyesini. Onun yazdığı masalda ne şatolar vardı ne de taçlar. O masal; Yorgunlukla, Acıyla, Gözyaşıyla, Alın teriyle, Uykusuz gecelerle ve koca bir ömürle yazıldı.