ÜVEY BABAM ÖLMEDEN ÖNCE BANA BİR ADRES VERDİ

"Aslı?" "Sen de kimsin?" Adam cevap vermeden Gülseren yanımıza geldi. "Buraya gelmeye hakkın yok, Vahit!" Adamın yüzündeki şaşkınlık yerini öfkeye bıraktı. "Fikret sözünü tutmadı, öyle mi?" İşte o anda her şeyi anlamaya başladım. Bu adam benim öz babamdı. Ancak asıl korkunç gerçeği öğrenmeme daha vardı. Vahit içeri girmeye çalışınca Gülseren telefonunu çıkarıp polisi arayacağını söyledi. Adam bir an duraksadı, ardından hiçbir şey söylemeden arabasına binip uzaklaştı. Gülseren kapıyı kilitledikten sonra koltuğa çöktü. "Artık sana her şeyi anlatacağım." Yıllar önce Vahit'le evlendiğinde henüz yirmi yaşındaymış. Başlangıçta mutlu olduklarını düşünmüş ancak ben doğduktan sonra Vahit'in kumar borçları ve tehlikeli ilişkileri ortaya çıkmış. Bir gün Vahit, borçlarını kapatabilmek için Gülseren'in babasından kalan evi satmak istemiş. Annem kabul etmeyince tehditler başlamış. Sonunda beni de alıp kaçmaya karar vermiş. Ancak Vahit planını öğrenmiş. "Seninle ilgili belgeleri imzalattığı gün hayatımın en korkunç günüydü," dedi Gülseren. "Neden polisi aramadın?" "Aradım. Ama tehditlerini kanıtlayamadım. Üstelik seni elimden almak için mahkemeye başvurmuştu." İşte o sırada Fikret hayatlarına girmiş. Fikret, annemin çocukluk arkadaşıymış. Anneme ve bana güvenli bir hayat sunmak istemiş. Annem boşandıktan sonra onunla evlenmiş. Fakat Vahit peşlerini bırakmamış. Bir gece arabalarının fren hortumlarına zarar verilmiş. Fikret kazadan hafif yaralarla kurtulurken annem ağır yaralanmış. "Öldüğümü düşünmenizin sebebi o kazaydı," dedi Gülseren. Şaşkınlıkla yüzüne baktım. "Yani gerçekten ölmek üzere miydin?" Başını salladı. "Haftalarca yoğun bakımda kaldım. Uyandığımda Vahit'in tehditleri devam ediyordu. Fikret, seni korumak için çok ağır bir karar verdi." Annemin öldüğünü söylemişlerdi. Bu sayede Vahit'in peşimi bırakacağını düşünmüşlerdi. Ancak anlamadığım bir şey vardı. "İyileştikten sonra neden geri dönmedin?" Gülseren'in gözleri doldu. "Çünkü Fikret senden vazgeçmek istemediği için değil, Vahit'in seni yeniden bulmasından korktuğu için uzak durmamı istedi. Ben de korktum. Sonra aylar yıllara dönüştü." Bu cevap beni teselli etmedi. "Ben büyüdüm anne! Üniversiteye gittim, evlendim, çocuk sahibi oldum. O zaman neden gelmedin?" Gülseren başını ellerinin arasına aldı. "Beni affetmeni beklemiyorum. Korkaklık ettim. Seni kaybetmekten korkarken hayatının tamamını kaçırdım." Tam o sırada telefonum çaldı. Arayan hastaneydi. Fikret birkaç dakika önce hayatını kaybetmişti. Telefon elimden kaydı. Yere çöktüğümde Gülseren yanıma geldi ancak sarılmasına izin vermedim. "Babam öldü," dedim. "Ve ben onun son dakikalarını burada geçirdim." Gülseren ağlayarak mutfağa gitti. Birkaç dakika sonra elinde kalın bir zarfla döndü. "Fikret bunu sana vermemi istedi." Zarfın üzerinde babamın el yazısıyla ismim yazıyordu. Titreyen ellerimle açtım. İçinden bir mektup ve eski bir banka hesap cüzdanı çıktı. Mektubu okumaya başladım. "Canım kızım Aslı, Bu satırları okuyorsan artık yanında değilim. Öncelikle senden özür dilemek istiyorum. Seni koruduğumu düşünürken annesiz büyümene sebep oldum. Başlangıçta bunun geçici olacağını sanıyordum. Ancak yıllar geçtikçe gerçeği söylemek zorlaştı. Seni kaybetmekten korktum. Annenle konuşmana engel oldum. Bunun hiçbir bahanesi yok. Bana baba dediğin her an dünyanın en mutlu insanı oldum. Ama şimdi anlıyorum ki gerçek sevgi, sevdiğimiz insanın hayatıyla ilgili kararları onun yerine vermek değildir. Sana gerçeği söylemek için çok geç kaldım. Beni affedebilirsen ne mutlu bana. Baban Fikret." Gözyaşlarım mektubun üzerine damlıyordu. Hesap cüzdanını açtığımda daha da şaşırdım. Fikret, yıllarca her ay düzenli olarak para yatırmıştı. Hesap benim adıma açılmıştı ancak açıklamalarda sürekli aynı ifade yazıyordu. "Gülseren'in tedavi ve güvenlik masrafları." Babam yalnızca beni değil, annemi de korumaya devam etmişti. Ancak mektubun en altında başka bir not vardı. "Vahit'in geçmişte yaptıklarına ilişkin belgeler avukatımda. Artık korkmanıza gerek yok." Ertesi sabah babamın avukatıyla görüştüm. Yıllar önceki kazayla ilgili saklanan belgeleri ve yeni ortaya çıkan bir tanığın ifadesini yetkililere teslim ettik. Vahit hakkında yeniden soruşturma başlatıldı. Artık korkarak yaşamayacaktım. Fikret'in cenazesinde annem de yanımdaydı. Mezarının başında saatlerce ağladım. Babama hem kızgındım hem de onu tarifsiz derecede özlüyordum. Keşke gerçeği daha önce söyleyebilseydi. Keşke hepimiz bunca yılı kaybetmeseydik. Cenazeden sonra annem yanıma yaklaştı. "Bana bir şans verebilir misin?" diye sordu. Uzun süre yüzüne baktım. "Otuz dört yılı geri getiremezsin. Ama torununu tanımak istersen pazar günü bize gelebilirsin." Gülseren ağlayarak başını salladı. O pazar sabahı kızımla birlikte mutfağa girdik. Fikret'in eski tarif defterini açıp elmalı krep hazırladık. Kapı çaldığında annem elinde küçük bir paketle bekliyordu. Paketin içinden yıllar önce kaybettiğimi sandığım oyuncak ayım çıktı. Gözlerim doldu. Onu içeri davet ettim. Kızım büyükbabasının fotoğrafını göstererek anneme onun kim olduğunu sorduğunda hiç düşünmeden cevap verdim. "Bu, beni büyüten ve bana sevmeyi öğreten babam." Çünkü o gün önemli bir şey anlamıştım. Fikret'in yaptığı yanlışları unutmak zorunda değildim. Annemi hemen affetmek zorunda da değildim. Ancak geçmişte başkalarının verdiği yanlış kararların, gelecekte sevdiklerimle yaşayacağım güzel günleri elimden almasına izin vermeyecektim. Aylar sonra babamın mezarını ziyaret ettiğimde yanımda annem ve kızım vardı. Mezar taşına küçük bir çiçek bıraktım ve fısıldadım: "Baba, sana verdiğim sözü tuttum. Herkesi dinledim. Ama artık kendi kararlarımı kendim vereceğim." Sonra kızımın elini tuttum. Babam bana hayatı boyunca pek çok şey öğretmişti. Fakat en önemli dersini, ölümünden sonra verdiği o mektupla öğrenmiştim. Sevgi, birini kaybetmemek için gerçeği saklamak değil, gerçek ne kadar acı olursa olsun onun yanında durabilmekti.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.