YENGEM, 70 YAŞINDAKİ ANNEMDEN 150 BİN TL BORÇ ALDI

Bana o tatile arkadaşının davetiyle gittiğini söylemiştin." Sevil bağırmaya başladı. "Benim de biraz eğlenmeye hakkım yok mu? Sürekli hesap vermekten bıktım!" Bu sözleri duyunca artık kendimi tutamadım. "Senin eğlenmeye elbette hakkın var! Ama yetmiş yaşındaki bir kadının yıllarca biriktirdiği parayla değil!" Annem başını eğdi. O an fark ettim ki bütün bu tartışmadan en çok zarar gören kişi yine oydu. Kendi parasını geri istemeye bile utanıyordu. Nükhet belgelerini toplayıp ayağa kalktı. "Ben alacağımı tahsil etmek için hukuki yollara başvuracağım. Ancak buraya gelmemin asıl sebebi, sizin ailenize de aynı şeyi yapmış olabileceğinizi öğrenmemdi." Ardından anneme dönerek ekledi: "Hanımefendi, kimse sizin iyi niyetinizi kullanma hakkına sahip değil." Nükhet gittikten sonra Sevil çantasını kaptı. "Bu evde bir dakika daha kalmayacağım!" Tam kapıya yönelecekken Kaan önüne geçti. "Önce annemin parasını ne zaman geri ödeyeceğini söyleyeceksin." Sevil gözlerini devirdi. "Yeter artık! Annenin o paraya gerçekten ihtiyacı olduğunu mu düşünüyorsun?" Kaan'ın vereceği cevabı beklerken annemin sandalyesinden kalktığını gördüm. Hayatım boyunca annemi ilk kez bu kadar kararlı görüyordum. "Sevil, ben o parayı kırk yıl boyunca çalışarak biriktirdim. Kocam öldükten sonra kimseye muhtaç olmamak için her kuruşun hesabını yaptım. Bazen kendime yeni ayakkabı bile almadım." Sevil sessizleşti. Annem devam etti. "Sen kapıma geldiğinde seni gelinim olduğun için değil, yardıma ihtiyacı olan bir insan olduğun için dinledim. Ama sen benim sana duyduğum güveni küçümsedin." Sonra hayatım boyunca unutamayacağım o cümleyi söyledi: "Benim paramdan daha değerli olan tek şey, insanların bana duyduğu saygıydı. Sen ikisini de elimden almaya çalıştın." Sevil'in gözleri doldu ama hiçbir şey söylemedi. Ertesi sabah Kaan beni aradı. Karısıyla uzun uzun konuşmuştu. Sevil'in yalnızca anneme değil, kendisine de yalan söylediğini öğrenmişti. Üstelik ortak hesaplarından habersizce para çektiğini fark etmişti. Kaan, evliliklerini sürdürüp sürdürmeyeceğini düşünmek için biraz zamana ihtiyacı olduğunu söyledi. Ancak annemizin daha fazla beklemesini istemiyordu. O gün kendi birikiminden annemin hesabına 150 bin TL gönderdi. Paranın Sevil'in borcu olduğunu özellikle belirtti ve anneme geri ödemeyi kendisinin üstlenmek istediğini söyledi. Fakat annem bunu kabul etmedi. "Oğlum, sen bana borçlu değilsin. Ben paramı onu alan kişiden istiyorum." Kaan annemin kararlılığı karşısında şaşkına döndü. Birkaç gün sonra Sevil, yanında Kaan'la birlikte annemin kapısını çaldı. Elinde imzalanmış bir borç ödeme taahhüdü vardı. Sahip olduğu pahalı çantaları ve bazı ziynet eşyalarını satmış, annemin parasının büyük bölümünü toplamıştı. Kalan kısmını da üç ay içinde ödemeyi kabul ediyordu. Ama annem belgeyi hemen imzalamadı. Önce Sevil'in gözlerinin içine baktı. "Bana bir şey söylemeni istiyorum. O gün benim için gerçekten böyle mi düşünüyordun?" Sevil başını önüne eğdi. Bir süre sessiz kaldıktan sonra ağlamaya başladı. "Size ihtiyacım olduğunda yardım edeceğinizi biliyordum. Nasıl olsa benden paranızı istemezsiniz diye düşündüm. Kendimden başka kimseyi önemsemedim." Annem derin bir nefes aldı. "İnsan hata yapabilir. Ama hatasını kabul etmek, verdiği zararı ortadan kaldırmaz." Sevil başını salladı. O günden sonra annem kalan borcun bütün ödemelerini takip etti. Sevil de söz verdiği gibi üç ay içinde son taksiti gönderdi. Ancak annem eskisi gibi davranmadı. Artık kimseye düşünmeden borç vermiyor, gerektiğinde hayır demekten çekinmiyordu. Kaan ise evliliğine bir şans daha verdi ama Sevil'le birlikte bir aile danışmanından destek almaya karar verdiler. Benim içinse bütün bu olayın en güzel kısmı bambaşkaydı. Anneme yeni bir buzdolabı aldığımız gün, eski dolabın arkasına sıkışmış küçük bir zarf bulduk. İçinde yıllar önce rahmetli babamın anneme yazdığı bir mektup vardı. Son satırında şöyle yazıyordu: "Bir gün ben yanında olamazsam kendinden hiçbir şeyi esirgeme. Çünkü sen bu evin en kıymetli varlığısın." Annem mektubu okurken gözyaşlarına boğuldu. Ona sarıldım ve uzun süre öylece kaldık. Sonra annem gözlerini silip gülümsedi. "Baban yaşasaydı ne derdi, biliyor musun?" "Ne derdi anne?" "İnsan parasını kaybedince yeniden kazanabilir. Ama kendine duyduğu saygıyı kaybederse onu geri kazanması çok daha zordur." O gün annemin mutfağında yeni buzdolabımızın fişini takarken önemli bir şey anladım. Sevil'e verdiğimiz asıl ders, onu herkesin önünde utandırmak değildi. Yaptıklarının sorumluluğunu üstlenmesini sağlamaktı. Çünkü yaşlı insanların birikimleri, başkalarının gözünde harcanmayı bekleyen fazladan para değildir. O paranın her kuruşunda yıllarca verilmiş emek, ertelenmiş hayaller ve kimseye muhtaç olmadan yaşama isteği vardır. Ve annem o gün yalnızca parasını geri kazanmadı. Kendi hayatıyla ilgili karar verme hakkının daima kendisine ait olduğunu bütün aileye hatırlattı.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.