Yıllarca yaşlı bir kadına tüm sevgimle baktım

Kızı beni işaret ederek telefonu havaya kaldırdı. "İşte bu!" diye bağırdı. "Tam da bundan bahsediyorum!" Odadaki herkes bana dönmüştü. Polis memurlarından biri telefonu aldı. "Eğer sakin olursanız, videoyu birlikte izleyebiliriz." Ellerim titriyordu. Ne olduğunu anlamıyordum. Video başladı. Ekranda Suna vardı. Görüntü birkaç hafta önce çekilmiş gibiydi. Pencerenin yanındaki en sevdiği koltuğunda oturuyordu. Üzerinde mavi hırkası vardı. Yüzü yorgundu ama gözleri her zamanki gibi sıcacıktı. "Bu videoyu izliyorsanız..." dedi hafifçe gülümseyerek. "...demek ki artık burada değilim." Odada çıt çıkmıyordu. Suna devam etti. "Öncelikle aileme söylemek istediğim bir şey var." Kızı hemen dikleşti. Oğlu kollarını göğsünde kavuşturdu. "Yıllarca sizi bekledim." Sessizlik. "Her doğum günümde. Her bayramda. Her hastane ziyaretimde." Suna'nın sesi titredi. "Ama siz gelmediniz." Kimse konuşmuyordu. "Benim için ağlamanıza gerek yok. Çünkü ben yalnız ölmedim." Kızı bir anda ayağa kalktı. "Bu saçmalık!" Polis memuru eliyle onu susturdu. Video devam ediyordu. Suna gözlerini kameraya çevirdi. "Çünkü son sekiz yıldır yanımda gerçek ailem vardı." Kalbim sıkıştı. Nereye varacağını anlamaya başlamıştım. Ve korkuyordum. "Bu videoyu izleyen kişi..." Kamera hafifçe bana dönmüş gibiydi. "...benim evladım gibiydi." Gözlerim doldu. "Kan bağıyla değil. Sevgiyle." Odada derin bir sessizlik oluştu. Suna yavaşça gülümsedi. "Ben hasta olduğumda yanımda o vardı. Korktuğumda elimden o tuttu. Doğum günlerimde pastamı o getirdi. Beni gerçekten dinleyen tek kişi oydu." Kızının yüzü kıpkırmızı olmuştu. Oğlu gözlerini kaçırıyordu. Sonra Suna'nın sesi yeniden duyuldu. "Bu yüzden son isteğimi açıklamak istiyorum." Avukat öne çıktı. Elindeki dosyayı açtı. "Merhumenin vasiyeti burada." Suna videoda devam etti. "Evim, birikimlerim ve bana ait her şey..." Kızı nefesini tuttu. "...beni aile gibi seven kişiye bırakılmıştır." Odadaki hava bir anda değişti. Kızı çığlık attı. "Hayır!" Oğlu masaya vurdu. "Bu mümkün değil!" Ama avukat çoktan belgeyi açmıştı. "Vasiyet tamamen yasal şartlara uygun hazırlanmıştır." Polis memurları sessizce bekliyordu. Suna'nın sesi son kez duyuldu. "Paraya ihtiyacım yok artık. Ama sevginin ödüllendirilmesi gerektiğine inanıyorum." Gözlerimden yaşlar akıyordu. Çünkü mesele para değildi. Hiçbir zaman olmamıştı. Son sözleri odanın içinde yankılandı: "Hayatım boyunca çocuklarımın beni sevmesini bekledim. Ama Tanrı bana başka bir evlat gönderdi. Ve bunun için minnettar olarak gidiyorum." Video sona erdi. Kimse konuşmadı. Aile üyeleri birer birer odadan çıktı. Öfkeliydiler. Ama ilk kez sessizdiler. Çünkü gerçeği biliyorlardı. Saatler sonra evde tek başıma otururken avukatın bana verdiği küçük kutuyu açtım. İçinde eski bir fotoğraf vardı. Birlikte yaptığımız ilk yemeğin fotoğrafı. Arkasında Suna'nın el yazısıyla şu cümle vardı: "Aile bazen doğduğun insanlar değildir. Kapını çalıp kalbinde yer açan insanlardır." Fotoğrafı göğsüme bastırdım. O an anladım ki Suna bana bir ev bırakmamıştı. Bir servet de bırakmamıştı. Bana ait olma hissini bırakmıştı. Ve bazı miraslar, dünyadaki bütün paralardan daha değerlidir. O gece pencerenin önündeki koltuğa oturdum. Tam onun yıllarca oturduğu yere. Gökyüzüne baktım ve sessizce fısıldadım: "Merak etme Suna. Artık yalnız değilsin. Ve ben de değilim."
Copyright © 2015. All Rights Reserved.