13 YIL BOYUNCA KOCAMIN BAŞKA BİR KADINI
“Şimdi sana aslında neyi devrettiğini söyleyebilirim.” Turgay'ın gözleri korkuyla açıldı. Kalp monitörünün tiz sesi yoğun bakım odasını doldururken Selda'nın yüzündeki kendinden emin ifade kayboldu. Avukatın elindeki dosyaya baktım. On üç yıldır beklediğim an nihayet gelmişti. “Bu sekiz gayrimenkulün hiçbirini tek başına satın almadın, Turgay,” dedim. “Üstelik üçünün gerçek sahibi bile değilsin.” Avukat kaşlarını çattı. “Hanımefendi, böyle ciddi bir iddianız varsa…” “Belgeleri var. Hem de sizin dosyanızdakilerden daha eski belgeleri.” Çantamdan lacivert bir klasör çıkardım. Turgay onu tanıyordu. Babamın ölümünden sonra bana bıraktığı küçük tekstil atölyesinin muhasebe klasörüydü. Bir zamanlar bu klasörü gereksiz bulup çöpe atmamı istemişti. Babam bana büyük bir servet bırakmamıştı. Yalnızca bir atölye, birkaç makine ve şu öğüdü bırakmıştı: “İmzanı okumadığın hiçbir kâğıda atma kızım.” Ben o öğüdü hiç unutmadım. Ama kocama güvenip yıllarca şirketin günlük işlerini onun yönetmesine izin verdim. Turgay, atölyeyi büyütmek bahanesiyle şirketten para çekmiş, bazı taşınmazları şirket adına satın almış, sonra da sahte kararlarla kendi üzerine geçirmeye çalışmıştı. Bunu öğrenmem on üç yılımı almamıştı. İlk usulsüzlüğü, Selda'nın bebeğiyle ilgili mesajı gördüğüm hafta fark etmiştim. “Yalan söylüyor!” diye bağırdı Selda. “Turgay, bir şey söylesene!” Turgay yalnızca dudaklarını oynattı. Solgun parmakları yatağın kenarını kavrıyordu. “Şu anda bağırmak kimseye yardım etmez,” dedi avukat. İmzalatılan belgeleri yeniden incelemeye başladı. Ben ise sözümü sürdürdüm. “Beş taşınmaz senin adına kayıtlı olabilir. Onlarla ilgili haklarımızı mahkemede tartışacağız. Ama öteki üçü hâlâ şirketin. Bir şirketin mallarını hasta yatağında kişisel hediyeymiş gibi devredemezsin.” Avukat dosyadaki parsel numaralarını kontrol edince yüzü değişti. Selda onun koluna yapıştı. “Bu ne demek? Tapular bizim olmayacak mı?” “Bu, belgelerin bir kısmının geçerli bir devir sağlamayabileceği anlamına gelir,” dedi avukat. “İnceleme yapılması gerekiyor.” O sırada kapı aralandı. Arın içeri girmek için izin istedi. Yirmi yaşındaki oğlumun gözleri kıpkırmızıydı. Koridorda konuşulanların bir bölümünü duymuştu.