7 YAŞINDAKİ KIZIM

7 YAŞINDAKİ KIZIM YANLIŞLIKLA KOCAMIN ARABASININ BAGAJINI AÇTI VE BANA HİÇBİR ŞEY SÖYLEMEDİ… AMA ERTESİ SABAH ARKADAŞININ ANNESİ BENİ ARAYIP, “KIZININ ORADA NE BULDUĞUNU BİLMEN GEREKİYOR,” DİYE FISILDADI. Kocam Ulaş ile dışarıdan bakıldığında herkesin “Ne kadar mutlu bir aile” diyeceği çiftlerden biriydik. Ama o mutluluğa ulaşmamız hiç kolay olmamıştı. Evliliğimizin ilk üç yılında çocuk sahibi olabilmek için çok uğraştık. Doktorlar, testler, uykusuz geceler ve her defasında yaşadığımız hayal kırıklıkları… Sonunda kızımız Derin dünyaya geldiğinde bütün hayatımız değişmiş gibiydi. Ulaş kızına adeta tapıyordu. İşten ne kadar yorgun gelirse gelsin, yere oturup saatlerce onunla oyuncak bebek oynayabilecek bir babaydı. Derin kısa süre önce yedi yaşına girmiş ve yeni bir okula başlamıştı. Birkaç hafta sonra sonunda Bade adında yeni bir arkadaş edinmişti. Bu yüzden Bade onu evlerine oynamaya davet ettiğinde çok sevindim. Bade’nin annesi Jale ile okulda daha önce tanışmıştım. Sakin, güler yüzlü ve güven veren bir kadına benziyordu. O öğleden sonra evden çıkmamıza yalnızca birkaç dakika kala Derin, montunu babasının arabasında unuttuğunu hatırladı. Arabanın anahtarını ona verdim. “Koşup al, hemen gel.” Araba garajdaydı. Birkaç dakika sonra Derin yeniden içeri girdi. İlk bakışta onda tuhaf bir şey fark etmedim. Sadece mutfağın kapısında birkaç saniye durup bana sorduğu soruyu hatırlıyorum: “Anne, sen hiç babamın arabasının bagajında bir şey aradın mı?” Güldüm. “Hayır. Neden sordun?” Omuzlarını silkti. “Öylesine merak ettim.” O anda üzerinde hiç durmadım. Derin’i Bade’nin evine bıraktım ve yaklaşık üç saat sonra gidip aldım. Eve dönerken neşeyle oynadıkları oyunları anlatıyordu. Akşam da o kadar yorulmuştu ki her zamankinden erken uyudu. Ertesi sabah da her zamanki gibi başladı. Ulaş kahvesini içti, Derin’i ve beni öperek evden çıkıp işe gitti. Yaklaşık yirmi dakika sonra telefonum çaldı. Arayan Jale’ydi. “Merhaba Jale.” Karşı taraftan cevap gelmedi. Birkaç saniyelik sessizliğin ardından çok alçak bir sesle konuşmaya başladı. “Bunu sana söylemem doğru mu bilmiyorum… ama dün Derin’in Bade’ye anlattıklarını istemeden duydum.” Kalbim bir anda hızlanmaya başladı. “Ne anlatıyordu?” Jale yeniden sustu. “Babasının arabasının bagajında bulduğu şeylerden bahsediyordu.” Gülmeye çalıştım. “Herhâlde birkaç alet ya da eski bir kutu görmüştür.” “Hayır.” Jale’nin sesi bir anda ciddileşti. “Derin orada küçük bir kız çocuğunun fotoğrafını bulduğunu söyledi. Bir de birkaç mektup varmış.” Elimdeki kahve fincanı havada kaldı. “Nasıl mektuplar?” Jale derin bir nefes aldı. “Mektupların üzerinde Ulaş’ın adı yazıyormuş. Ama mektuplardan birinin üzerinde başka bir şey daha varmış…” Boğazım düğümlendi. “Ne yazıyordu?” Jale birkaç saniye cevap vermedi. Sonra fısıldadığı cümleyi duyduğum anda dizlerimin bağı çözüldü.“Derin, mektubun üzerinde ‘Babam Ulaş’a’ yazdığını söyledi.” Telefonu kulağımdan çekip birkaç saniye ekrana baktım. “Ne?” “Ben de yanlış duyduğumu sandım,” dedi Jale. “Ama Bade ona tekrar sordu. Derin de aynı şeyi söyledi. Fotoğraftaki küçük kızın arkasında da bir tarih varmış. Yaklaşık dokuz yıl öncesine ait.” Dokuz yıl. Ulaş’la evleneli on yıl olmuştu. Bir anda nefes alamadığımı hissettim. “Jale, Derin başka bir şey söyledi mi?” “Bir mektubu açmış.” “Ne okumuş?” Jale’nin sesi daha da alçaldı. “Tamamını okuyamamış. Ama ilk satırda ‘Baba, annem senin artık gelmeyeceğini söylüyor’ yazıyormuş.” Telefon elimden kayacak gibi oldu. Mutfak sandalyesine oturdum. Dokuz yıl önce. Biz evliydik. Üstelik çocuk sahibi olabilmek için hastane hastane dolaştığımız dönemdi. Ben geceleri banyoda gizlice ağlarken Ulaş bana sarılıyor, “Bir gün mutlaka bizim de çocuğumuz olacak,” diyordu. Peki başka bir çocuk zaten varsa? Telefonu kapatır kapatmaz garaja koştum. Ulaş’ın arabası gitmişti. Bagaj da onunla birlikte. İlk düşündüğüm şey onu aramak oldu. Ama vazgeçtim. Eğer gerçekten yıllardır sakladığı bir şey varsa, telefonda soracağım tek bir soru ona bütün izleri yok etmesi için zaman verebilirdi. O gün nasıl geçti, hâlâ tam olarak hatırlamıyorum. Derin okuldaydı. Ben ise evde odadan odaya yürüyüp duruyordum. Öğleden sonra Ulaş eve geldiğinde onu kapıda karşıladım. Her zamanki gibi gülümsedi. “Bugün erken geldim. Derin’i beraber alırız diye düşündüm.” Yüzüne baktım. On yıldır tanıdığım yüzdü. Ama ilk kez bir yabancının yüzüne bakıyor gibiydim. “Arabanın anahtarını verir misin?” Gülümsemesi dondu. “Neden?” “Bagajdan bir şey alacağım.” Sadece yarım saniye sürdü. Ama o yarım saniyede gözlerinin içindeki korkuyu gördüm. “Ne alacaksın?” “Bilmem. Belki küçük bir kızın fotoğrafını.” Ulaş’ın yüzündeki renk çekildi. Sessizlik o kadar ağırlaştı ki mutfaktaki saatin sesi bile duyuluyordu. “Derin mi gördü?” İşte o anda her şey değişti. “Demek gerçekten var.” Ulaş gözlerini kapattı. “Ben açıklayabilirim.” “Harika. Çünkü on yıldır tanımadığım kocamı ilk defa bugün tanıyacağım gibi görünüyor.” Garaja indik. Ulaş bagajı açtı. Sağ tarafta siyah bir spor çantası vardı. Altından eski, metal bir kutu çıkardı. Kutuyu mutfak masasına koydu. İçinde fotoğraflar, mektuplar ve küçük bir çocuk bilekliği vardı. Fotoğraflardan birini elime aldım. Altı ya da yedi yaşlarında bir kız çocuğu.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.