84 Yaşındaki Dedemi Çamurlu Kıyafetleri Yüzünden

Ben beklerken Ragıp dedemin karşısına oturdu. “Kaç yıl oldu Vehbi Amca?” diye sordu. “Son görüşmemizin üzerinden mi?” “Evet.” “En az dört yıl. Babanın cenazesinde konuşmuştuk.” Ragıp başını salladı. Sonra bana döndü. “Dedenin kim olduğunu biliyorsun elbette. Ama benim için ne yaptığını biliyor musun?” Dedem hemen araya girdi. “Ragıp, eski defterleri açmayalım.” “Bugün açalım,” dedi müdür. “Çünkü bazı şeylerin hatırlanması gerekiyor.” Merakla ikisine baktım. Ragıp altmış yaşındaydı. Dedem seksen dört. Aralarında yirmi dört yaş vardı. Ragıp çocukken kasabanın eski sanayi yolundaki küçük evlerden birinde oturuyormuş. Babası hastalanınca ailesinin geliri azalmış. Bir kış, evlerinin sobası bozulmuş. Annesi yardım istemeye utanırken dedem traktör römorkuna yüklediği odunları kapılarına bırakmış. “Babam o zamanlar on bir yaşımda olduğumu söylerdi,” dedi Ragıp. “Siz odunları indirmiş, sobayı tamir eden ustayı da çağırmıştınız. Annem parasını ödeyemeyeceğini söyleyince, ‘Çocuklar üşümesin yeter,’ demiştiniz.”Dedem belli belirsiz gülümsedi. “Hatırlıyorum. Annen güzel tarhana çorbası yapardı.” Ragıp'ın gözleri doldu. “Sonra lise yıllarımda her yaz tarlanızda çalıştım. Bana sadece ücret vermediniz. Hesap tutmayı, malın maliyetini bilmeyi, söz verdiğin parayı günü gününe ödemeyi öğrettiniz. Ben ekonomi okumaya karar verdiğimde ilk hesap makinesini siz almıştınız.” Şaşkınlıkla dedeme baktım. Böyle bir hikâyeyi hiç anlatmamıştı. “Bütün bunları neden bilmiyorum?” diye sordum. Dedem omuz silkti. “Çocuk çalışkandı. Yardıma ihtiyacı vardı. Büyütülecek ne var?” Ragıp hafifçe güldü. “Ben büyüttüm Vehbi Amca. Hayatım boyunca unutmadım.” Sonra ciddi bir sesle ekledi: “Ama bugün burada gördüğüm yanlışlık, sizin bana yaptığınız iyilikten bağımsız. Siz başka biri olsaydınız da aynı saygıyı hak ederdiniz.”İşte o cümle beni en çok etkileyen şey oldu. Ragıp dedemi tanıdığı için değil, doğru olanı savunmak için konuşuyordu. Dedemin geçmişte yaptığı iyilikler kapıları açan özel bir ayrıcalığa dönüşmemeliydi. Bu sırada deneyimli banka çalışanı yanımıza geldi. “Ragıp Bey, kimlik ve hesap doğrulaması tamamlandı. Hesapta yeterli bakiye var. İki bin doların nakit çekim işlemini gerçekleştirebiliriz.” Ragıp başını salladı. “Normal prosedürle devam edin. Çekim belgesini de Vehbi Bey'e gösterin.” Dedem evrakı dikkatle okudu, imzaladı. Banka görevlisi kasadan aldığı banknotları saydı. İki bin doları dedemin önüne koydu ve tekrar saymasına fırsat verdi. Dedem de alışkanlıkla parayı tek tek kontrol etti. İşlem tamamlandığında şapkasını yeniden eline aldı. “Sağ ol kızım,” dedi parayı veren çalışana. Kadın içtenlikle gülümsedi. “Güle güle kullanın Vehbi Bey.” Ragıp, az önce güvenliği arayan yeni görevliyi de yanımıza çağırdı. Kadının gözleri dolmuştu. “Adınız neydi?” diye sordu dedem.“Cansu,” dedi kısık sesle. “Cansu kızım, seni zor durumda bırakmak istemedim. Ama insan bazen tarladan doğruca bankaya gelir. Özellikle hasat zamanı.” Cansu başını salladı. “Haklısınız. Size karşı saygısız davrandım. Özür dilerim.” Dedem şapkasının kenarını iki parmağıyla sıktı. “Özrünü kabul ettim. İşini yap, kuralları uygula. Ama kimsenin yüzüne bakıp ne kadar değerli olduğuna karar verme.” Ragıp o gün Cansu'yu herkesin önünde daha fazla azarlamadı. Yalnızca görüşmeden sonra odasına gelmesini istedi. Daha sonra öğrendiğimize göre yaşanan olay yazılı olarak değerlendirildi. Cansu'ya müşteri iletişimi, ayrımcılık yapmama, yaşlı müşterilere yaklaşım ve güvenlik çağrılarının hangi koşullarda yapılması gerektiği konusunda ek eğitim verildi. Şikâyet süreci de kayıt altına alındı. Ferit ise dedeme yaklaşıp özür diledi. “Vehbi Bey, sizi rahatsız ettiysem kusura bakmayın.” Dedem elini uzattı. “Sen çağrıldığın için geldin evladım. Ama bir dahaki sefere önce ne olduğunu sor.” Ferit elini sıktı.“Haklısınız.” Tam çıkacağımız sırada bankanın temizlik görevlisi paspas ve temizlik arabasıyla geldi. Halıdaki çamurlu izlere bakıp sessizce işe koyuldu. Dedem hemen yanına gitti. “Bacım, kusura bakma,” dedi. “İstemeden iş çıkardık sana.” Kadın şaşkınlıkla başını kaldırdı. “Önemli değil amca, benim işim bu.” “İşin olabilir ama ben de dikkat etmeliydim.” Dedem teşekkür etti. Kadın gülümsedi. Dışarı çıktığımızda eski Ford'un yanına yürüdük. Saat ilerliyordu. Dedem iki bin doları cüzdanına yerleştirip bana döndü. “Parçacıyı ara. Siparişi yetiştirelim.” Telefon ettim. Usta hâlâ dükkândaydı ama öğle sevkiyatının kapanmasına az kalmıştı. Hemen yola çıktık. Dedem direksiyonda sakince ilerlerken ben bankada olanları düşünüyordum. “Dede,” dedim, “Ragıp Bey'in anlattıklarını neden bize hiç söylemedin?” “Çünkü insan yaptığı iyiliği anlata anlata büyütürse sonunda karşılık beklemeye başlar,” dedi. “Ben karşılık beklemedim.”“Peki ya bugün? Seni öyle küçümsemelerine nasıl dayanabildin?” Yola bakmayı sürdürdü. “Sinirlendim tabii. Ama bağırınca karşımdaki daha iyi anlamıyor. Ben kendi paramı istemeye gitmiştim, kavga etmeye değil.” Parçacıya vardığımızda iki bin doları ödedik. Usta sipariş belgesini hazırladı, kayışın ölçülerini bir kez daha kontrol etti. Parçanın ertesi sabah geleceğini söyledi. Dedem, gecikmenin hasat programını etkileyeceğini bildiği hâlde aceleyle yanlış parça alınmasına izin vermedi. O akşam çiftliğe döndüğümüzde komşu tarladan gelen bir arkadaşımız diğer biçerdöveriyle bazı işleri üstlenmemize yardım etti. Biz de ertesi gün takılacak parçaya hazırlık yaptık. Makinenin kalan bölümlerini kontrol edip gerekli temizliği tamamladık. Ertesi sabah yedek parça geldi. Usta kayışı takıp gerekli kontrolleri yaptı. Biçerdöver çalıştığında dedemin yüzünde çocuk gibi bir sevinç vardı. Motorun düzenli sesini dinledi, sonra bana döndü. “Duydun mu? Hasat bitmeden pes etmek yok.” O gün öğleden sonra yeniden tarlaya girdik. Güneş başakların üzerinde parlıyordu. Dedem direksiyonda, ben yanında oturuyordum. Bankadaki olay artık geride kalmıştı ama öğrendiklerim zihnimden çıkmıyordu. Bir hafta sonra kasabaya uğradığımda bankanın önünden geçtim. İçeri girdiğimde Cansu gişedeydi. Bu kez yaşlı bir kadına işlem konusunda sabırla yardımcı oluyordu. Kadının sorularını kesmeden dinliyor, ekranı açıklıyordu. Beni görünce tanıdı, hafifçe gülümsedi.“Dedeniz nasıl?” diye sordu. “İyi. Hasat devam ediyor.” “Sevindim,” dedi. “O gün söylediklerini unutmadım.” Ben de gülümsedim. “Dedem de size kırgın değil.” O akşam çiftliğe döndüğümde dedemi ahırın yanındaki bankta otururken buldum. Botları yine çamurluydu. Şapkası yine eskiydi. Ellerinde yılların emeğini gösteren çatlaklar vardı. Yanına oturdum. “Dede, bankadaki olay bana çok şey öğretti,” dedim. “Ne öğrendin bakalım?” “İnsanın değerinin kıyafetinden, hesabındaki paradan ya da tanıdığı insanlardan anlaşılmadığını.” Dedem başını salladı. “Güzel. Bir şeyi daha unutma. Herkes hata yapabilir. Önemli olan o hatadan sonra nasıl davrandığıdır.” Bir süre konuşmadan oturduk. Uzaktan biçerdöverin sesi geliyordu. Hasadın büyük kısmı tamamlanmıştı. Çiftliğin üstüne akşamın serinliği çökerken dedem ayağa kalktı, şapkasını başına geçirdi. “Haydi,” dedi, “işimiz bitmedi.” Onun arkasından yürürken anladım ki o gün bankada asıl verilen ders, müdürün odasından koşarak çıkması değildi. Seksen dört yaşında, üstü başı çamurlu bir çiftçinin kimseye bağırmadan kendine gösterilmesi gereken saygıyı istemesiydi. Ragıp'ın da dediği gibi, dedem geçmişte birilerine yardım ettiği için değil, sıradan bir insan olduğu için saygıyı hak ediyordu. Ve ben o gün, insanın gerçek zenginliğinin cebindeki para değil, başkalarının onurunu koruyabilmesinde saklı olduğunu öğrendim.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.