OĞLUM KARISININ ÖNÜNDE BANA 30 KEZ TOKAT ATTI
Telefonun dördüncü çalışında açtım. Karşımdan gelen ses, bir gece önceki küstahlığından hiçbir şey kaybetmemişti. “Baba, evimin kapısında iki adam var. Kızılçam Yatırım adına geldiklerini söylüyorlar. Bunlar da kim?” Houston'daki avukatım Selçuk Demir'in toplantı odasında oturuyordum. Önümde imzalanmış belgeler, yanımda soğumaya başlamış bir fincan kahve vardı. Selçuk gözlerime baktı ve sessizce başını salladı.“Şirketin görevlendirdiği kişiler,” dedim. “Mülkün durumuyla ilgili bilgilendirme yapıyorlar.” “Benim mülkümle ilgili kimseyi görevlendiremezsin!” “Tapu kayıtlarına bak, Kutay.” Telefonun öbür ucunda birkaç saniyelik sessizlik oldu. Ardından Jülide'nin tiz sesi duyuldu. Birilerine kapıyı kapatmalarını söylüyordu.Kutay yeniden konuştu. “Bu nasıl bir şaka? Babam olduğun için beni korkutabileceğini mi sanıyorsun?” “Dün gece bana otuz kez vurdun. Bugün sana yalnızca gerçeği söylüyorum.” “Ev benim!” “Öyle olduğunu düşünmene ben izin verdim. Ama hiçbir zaman tapuyu üzerine devretmedim.” Telefonu kapattı.Selçuk derin bir nefes aldı. “Kendinizi hazırlayın. Bu iş yalnızca satışla bitmeyecek.” Haklıydı. Masadaki belgelerin gösterişli görünmesine rağmen sürecin henüz tamamlanmadığını biliyorduk. Alıcıyla bağlayıcı bir satış sözleşmesi imzalamıştık. Tapu devri, mülkiyet incelemesi ve mevcut oturma düzenine ilişkin hukuki işlemler tamamlandıktan sonra gerçekleşecekti. Sabah malikaneye giden görevliler de kimseyi zorla dışarı çıkarmak için değil, satış sürecini ve inceleme taleplerini bildirmek için oradaydı. Selçuk özellikle uyarmıştı: “Oğlunuzun evde yaşamasına yıllardır izin verilmiş olması, hiçbir hakkı yokmuş gibi davranabileceğimiz anlamına gelmez. Gerekli bildirimleri ve gerekirse mahkeme sürecini usulüne uygun yürütmeliyiz.” “Biliyorum,” dedim. “Kimsenin kapının önüne atılmasını istemiyorum. Yalnızca artık benim paramla beni aşağılamalarını istemiyorum.” O sırada Selçuk masadaki kâğıtları bırakıp yüzüme dikkatle baktı. “Ercüment Bey, dün gece olanları hâlâ anlatmadınız. Gözünüzün çevresi morarmış, dudağınız yaralanmış. Bir doktora görünmeniz gerekiyor.” İlk kez biri bana evin değil, kendimin durumunu soruyordu. Sabah erkenden bir sağlık merkezine uğramıştım. Doktor baş ve yüz yaralanmaları açısından beni değerlendirmiş, gerekli kontrolleri yapmış ve izlemem gereken belirtileri anlatmıştı. Birkaç gün sonra yeniden kontrole gitmem gerekiyordu. Muayene kayıtlarını da çantama koymuştum.