Ablam, altı aylık kızına göz kulak olmamı istedi

Koridorun sonundaki boş bekleme alanına geçtim. Çantanın yan ceplerini karıştırdım. Islak mendiller, yedek kıyafetler, biberon... Sonunda astarın içine sıkıştırılmış küçük bir hafıza kartı buldum. Yanında katlanmış bir market fişi vardı. Fişin arkasına ablamın titrek yazısıyla tek cümle yazılmıştı: “Bana bir şey olursa gerçeği burada bulacaksın.” Kalbim hızlandı. Hastanenin yakınındaki bir kırtasiyeden kart okuyucu alıp bilgisayarımı açtım. Kartta tarihleri sıralanmış görüntüler vardı. İlk videoda mutfak görünüyordu. Masal mama sandalyesinde ağlıyordu. Şebnem kadraja girdi. “Bacağını doktora göstermemiz gerekiyor,” dedi. Ardından Turgay'ın sesi duyuldu. “Bir morluk yüzünden rezil mi olacağız? Kapat şunu.” “Bebeğin canı yanıyor!” “Ben sana ne yapacağını söyledim.” Görüntü sarsıldı. Turgay kameraya yaklaşınca kayıt bitti. İkinci videoda Şebnem banyoda tek başınaydı. Kolundaki parmak izine benzeyen morlukları gösteriyordu. “Bugün de kızım için doktora gitmek istedim,” diyordu ağlayarak. “Telefonumu aldı. Beni eve kilitledi. Bir gün bunu izleyen olursa bilsin: Kızımı korumaya çalıştım.”Elim titriyordu. Son dosyayı açtım. Gece yarısını gösteren güvenlik kamerasında Turgay'ın Masal'ı beşiğinden sertçe kaldırdığı görülüyordu. Şebnem koşup araya giriyor, bebek ağlamaya başlıyor, görüntünün dışında boğuk bir çarpma sesi duyuluyordu. Kameranın açısı yaralanmanın nasıl gerçekleştiğini açıkça göstermiyordu. Ama yaşananların sıradan bir bebek huzursuzluğundan ibaret olmadığı ortadaydı. Hemen Nevin Hanım'ı buldum. “Bunları görmeniz gerekiyor.” Videoları izledikçe yüzü sertleşti. Görüntülerin asıllarının korunması, kayıt cihazının incelenmesi ve adli makamlara teslim edilmesi gerektiğini söyledi. “Peki ablam neden beni suçladı?” diye sordum. “Bunu ondan güvenli bir ortamda öğrenmeliyiz.” O gece Masal çocuk servisinde gözetim altında kaldı. Doktor Selin, kırığın tedavi edildiğini ve önceki yaralanma şüphesinin ayrıca araştırıldığını anlattı. Beni en çok yaralayan, altı aylık bir bebeğin acısını kelimelerle anlatamamasıydı. Ertesi sabah polis merkezine ifade vermeye çağrıldım. İş yerimden aldığım kartlı geçiş dökümü ve kamera kaydı, sahte tutanağın düzenlendiği saatte ofiste olduğumu doğruluyordu. Üstelik belgede imzamın yanında tanık olarak görünen kişinin adını tanıdım. Cihan Özdemir. Turgay'ın şirketindeki muhasebe sorumlusuydu. “Bu adamı hiç görmedim,” dedim polise. “Ama eniştemin yanında çalışıyor.” İnceleme sırasında ortaya çıkan başka bir ayrıntı herkesi şaşırttı. Sözde şikâyet tutanağının resmî bir başvuru kaydı yoktu. Kurum adı ve mühür görüntüsü bilgisayarda hazırlanmıştı. Yani birileri sahte belge üretmiş, sonra gerçek bir dosyanın içine sokulmasını sağlamaya çalışmıştı. Fakat belge Nevin Hanım'a nasıl ulaşmıştı? Cevap birkaç saat sonra geldi. Turgay, hastaneyi aradığında belgeyi kendi avukatı aracılığıyla iletmişti. Nevin Hanım da beni sorgularken iddianın doğruluğunu sınamaya çalışıyordu. Öğleden sonra bilinmeyen bir numara telefonumu çaldırdı. “İdil, benim.” Şebnem'in sesiydi. “Neredesin?” “Bilmiyorum... Turgay beni annemize götürdüğünü söyleyip şehir dışına çıkardı. Sonra bir dinlenme tesisinde bıraktı. Bir taksiye bindim.” “Konumunu söyle. Polisle geleceğiz.” Ablam hıçkırdı. “Bana inanacaklar mı?” “Ben sana inanıyorum. Ama bu kez hiçbir şeyi saklamayacağız.” Telefon kapandı. Hemen görüşmenin ayrıntılarını polise ilettim. Bir saat sonra Şebnem güvenli bir yere götürüldü. Onu gördüğümde birbirimize sarıldık. Uzun süre konuşamadık. Sonunda ellerimi tuttu. “Senin başına bunları getireceğimi biliyordum,” dedi. “Biliyordun da neden beni suçladın?” Gözyaşları yanaklarından aktı. “Turgay aylar önce kimlik bilgilerinin fotoğrafını çekmişti. Sahte bir ifade hazırladı. ‘Bana karşı gelirsen Masal'ın yaralanmasını İdil'in üzerine yıkarım,’ dedi. Dün hastaneye giderken beni arabadaki telefonundan konuşturdu. Söylediklerimi o dikte etti.” “Peki bebeğin bacağına ne oldu?” Şebnem derin bir nefes aldı. “Perşembe gecesi Masal ağlıyordu. Turgay televizyon izliyordu. Susturmak için onu kucağına aldı. Bebeği sertçe kaldırınca Masal çığlık attı. Sonra bacağını beşiğin kenarına çarptı. Doktora götürmek istedim. İzin vermedi.” Sözünü kesmedim. “Sabah bacağı şişmişti. Ben ambulans çağırmaya kalkınca telefonumu elimden aldı. Üzerine fondöten sürdü. ‘Kimse görmeyecek,’ dedi. Seni aramayı başardım çünkü mutfağa indiğinde telefonumu kısa süreliğine almıştım.” “Ama neden doğrudan anlatmadın?” “Evde kameralar vardı. Mesajlarımı okuyordu. Seni seçtim çünkü Masal'ın ağrısını fark edeceğini biliyordum. O gün bizi götürürken senin onu hastaneye kaldırmandan korktu. Beni de kontrol altında tutmak istedi.” İçimde öfkeyle acı birbirine karıştı. “Bana o sözü bu yüzden verdirdin,” dedim. Başını salladı. “Bir yetişkinden yardım istemeyi unutmuştum, İdil. Kendi kız kardeşimden bile.” Şebnem'in ifadesi ve dijital kayıtlarla soruşturma genişledi. Turgay gözaltına alındı. Cihan'ın bilgisayarında sahte tutanağın taslakları bulundu. Cihan, belgeyi Turgay'ın talimatıyla hazırladığını söyledi. Kayıt cihazı da incelendi; görüntülerin tarihleri ve dosya bütünlüğü adli uzmanlarca değerlendirildi. Duruşmalar aylar sürdü. Her aşama kolay değildi. Şebnem bazen korkudan ifade veremeyeceğini söyledi. Bazen herkesin ona inanmadığını düşündü. Ama avukatı, psikolojik destek aldığı uzman ve ben yanında kaldık. Mahkeme, delilleri değerlendirerek Turgay'ı bebeğe yönelik şiddet, eşine karşı tehdit ve sahte belgeyle ilgili suçlardan mahkûm etti. Cihan'ın sorumluluğu da ayrı karara bağlandı. Şebnem boşanma davasını açtı; Masal'ın korunması için gerekli tedbirler sürdürüldü. Masal iyileşirken doktorlar onun gelişimini yakından takip etti. Alçısı çıkarıldığı gün ablamla beraber muayenehanedeydik. Masal, annesini görünce iki bacağını birden neşeyle kıpırdattı. Şebnem ağladı; bu kez korkudan değil. Ancak dava sonuçlanmadan önce yaşadığımız bir akşamı hiç unutmadım. Şebnem, gece yarısı beni aradı. Masal uykusunda ağlayınca yerinden fırlamış, birkaç saniye boyunca yeniden eski evde olduğunu sanmıştı. Yanına gittiğimde mutfak masasının başında oturuyordu. Önünde yeni evinin kira sözleşmesi, üzerinde ise hiç içilmemiş bir bardak çay vardı. “Ya büyüyünce babasını sorarsa?” dedi. “Bir gün soracak,” diye cevap verdim. “Ona yaşına uygun biçimde gerçeği anlatırsın. Ama yaşadıklarının onun suçu olmadığını da söylersin.” “Ya beni suçlarsa?” “Belki zor sorular soracak. Sen de kaçmadan cevap vereceksin. Onu korumak için yaptıklarını anlatırken yapamadıklarını da inkâr etmeyeceksin.” Şebnem uzun uzun sustu. Sonra Masal'ın odasına yürüdü. Kapının eşiğinden kızını izlerken ilk defa kendisi hakkında korkunç sözler söylemedi. Yalnızca sabah kahvaltısında ona hangi meyveyi vereceğini düşündü. Ben de o gece başka bir gerçeği kabullendim. Ablamın bana yönelttiği iftira canımı yakmıştı. Korku altında söylediği sözlerin sebebini anlamak, acıyı bir anda silmiyordu. Onunla bunu açıkça konuştuk. Benden özür diledi. Ben de zaman içinde yeniden güvenebileceğimi söyledim. Aramızdaki bağ, hiçbir şey olmamış gibi davranarak değil, yaşananların adını koyarak onarıldı. Bu süreçte başka aile üyelerimiz de gerçeği öğrendi. Kimileri başlangıçta Turgay'ın toplum içindeki saygınlığına inanıp kuşku duydu. Kanıtları görünce sustular. Şebnem onlardan yalnızca bir şey istedi: “Bir daha bir kadın korktuğunu söylediğinde, kocasının ne kadar iyi göründüğünü anlatmayın. Önce onu dinleyin.” Bir yıl sonra ablam küçük bir eve taşındı. Yeniden çalışmaya başladı. Evin anahtarını ilk kez yalnızca kendi cebinde taşıyordu. Pazar sabahları kahvaltıya giderken Masal kapıya doğru koşuyor, beni gördüğünde kollarını açıyordu. Bir gün Şebnem, eski bebek çantasını önüme koydu. “Bunu atmaya karar verdim,” dedi. “İçinde kötü anılar var, biliyorum.” “Hayır,” diye karşılık verdi. “İçinde hayatımızı kurtaran bir karar vardı. Ama artık korkuyu yanımızda taşımamıza gerek yok.” Çantanın astarını son kez düzelttim. Bir zamanlar orada saklanan hafıza kartını düşündüm. Sonra Masal'ın bahçeden gelen kahkahasını duydum. Ablama sarıldım. “O sabah bana içgüdülerime güvenmemi söylemiştin. Keşke kendine de aynı güveni verebilseydin.” Şebnem gözlerime baktı. “Artık veriyorum.” O gün anladım ki bir çocuğu korumak yalnızca tehlikeyi fark etmek değildir. Bazen kimsenin duymak istemediği gerçeği söylemek, korkan birinin elini bırakmamak ve suçlunun kurduğu sessizliği bozmak gerekir. Masal bahçeden bize seslendi: “Anne! Teyze! Gelin!” Şebnem kapıyı açtı. Kızına doğru yürürken ne arkasına baktı ne de irkildi. Ve ben ilk kez ablamın yüzünde, yıllardır görmediğim o huzurlu gülümsemeyi gördüm. Bazı aileleri ayakta tutan şey sırların korunması değil, gerçeğin sonunda söylenebilmesiydi.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.