ABLAM, BAŞIMI KALDIRAMAYACAK KADAR GÜÇSÜZ

Bu soruya yalnızca o anı düşünerek cevap veremezdim. Sorunun kökü yıllara uzanıyordu. Yine de dudaklarımı ıslatıp, “Evet,” diyebildim. Bunun üzerine hastanenin hasta hakları biriminden biri ve bir sosyal hizmet uzmanı çağrıldı. Doktor da kısa süre sonra gelip muayenemi yaptı; ağrım ve hızlı nefes alışım nedeniyle gözlem altında kalmam gerektiğini, monitörün de bu yüzden önemli olduğunu anlattı. Fişin çekilmesi kalbimi durdurmamıştı ama benim için gerekli takip kesilmişti. Bunu bir profesyonelin ağzından duymak, yaşadığım dehşeti küçültmüyor, aksine doğruluyordu.Sosyal hizmet uzmanı Belgin yanıma oturduğunda aklıma birden zarf geldi. “Arabamdaki bir zarf,” dedim. “Kalın, kahverengi. Çok önemli.” Belgin not aldı. “İstersen güvenlik ve polisle bunu da konuşuruz.” Bir saat sonra kaza nedeniyle bilgi almak için gelen polis memuru Murat Bey’e hem olayı hem de zarfı anlattım. O an konuşmak bile canımı yakıyordu ama susmak daha kötüydü. Ona, o akşam kazadan önce bir avukatla görüştüğümü söyledim. Sekiz yıl önce ölen babamın ardından çözülemeyen bazı aile belgeleri sonunda bir bankanın arşivinden çıkmıştı. Avukat, resmi kopyaları bir kahverengi zarfın içine koymuştu. “İçinde tam olarak ne vardı?” diye sordu Murat Bey. “Babamın ölümünden önce düzenlediği bazı mali kayıtlar,” dedim. “Bir de bana özel bir mektup.” Söz ağzımdan çıkınca boğazım düğümlendi. Çünkü o mektubu daha tam okuyamamıştım bile.Avukatın ofisinden çıktığımda arabaya binmeden önce zarfa göz atmıştım. Dış bölümde, babamın birikimlerinden oluşan küçük bir yatırım hesabına ait dökümler vardı. Hesabın yıllar önce benimle ablam arasında eşit paylaştırılması planlanmış görünüyordu. Ama kayıtlarda, babamın ölümünden sonraki on ay içinde annemin onayıyla hesabın büyük bölümünün Feride’nin borçlarını kapatmak için kullanıldığı görülüyordu. Ben o sırada bundan habersizdim. Bana “hesap masraflar yüzünden kapandı” denmişti.Asıl gizli içerik ise zarfın iç kapağındaki ikinci ince bölmedeydi. Avukat, babamın oraya yerleştirdiği mektubu özellikle ayrı göstermişti. Babam mektubunda yıllardır evin içindeki dengesizliği gördüğünü, Feride’nin yaptıklarının “kız kardeş şakası” diye geçiştirildiğini, annemin de çoğu zaman buna göz yumduğunu yazmıştı. En çok da şu cümle zihnime kazınmıştı: “Bir gün kendini korumak için kapıyı kapatman gerekirse, bunu sevgisizlik sanma.” Murat Bey dikkatle dinledi. “Zarf araçta kaldıysa, çekici alanına götürülen otomobilin envanterinde olabilir. Biz bunu sorgularız,” dedi. Sonra farlardan bahsettim. Dikiz aynamdaki o aşırı yakın ışıkları, sarsıntıdan hemen önceki baskıyı, yolun kenarına savrulmadan önce hissettiğim paniği anlattım. Murat Bey, olayın ilk kaydının tek taraflı kaza gibi tutulduğunu ama benim ifademle birlikte bunun yeniden değerlendirilebileceğini söyledi. Hastane çıkışında değil, süreç içinde konuşulacağını vurguladı; kesin şeyler vaat etmiyordu. Bu dürüstlük garip bir şekilde içimi rahatlattı. Ertesi sabah zarf bulundu. Çekici alanındaki envanter görevlisi, yolcu koltuğunun altına sıkışmış kahverengi zarfı tespit etmişti. Dış kısmı ezilmişti ama içindekiler sağlamdı. Murat Bey fotokopi düzeni bozulmadan teslim alındığını ve bana hastane kasasında muhafaza ettiklerini bildirdi. Belgin, belgeleri güvenli biçimde avukatıma ulaştırmam için yardımcı olacağını söyledi.Aynı gün kazayla ilgili ilk somut bilgiler de gelmeye başladı. Yakındaki bir benzin istasyonunun güvenlik kamerası, benim aracımdan birkaç saniye sonra aynı yönde geçen koyu renkli bir SUV’yi göstermişti. Bir başka kavşaktaki belediye kamerasında da benzer araç, benim arkamdan çok yakın seyrediyor görünüyordu. Ancak çarpışmanın tam anını net veren görüntü yoktu. Ayrıca yolun ilerisinde ani şerit değişikliği yapan başka bir aracın da etkisi olabileceği belirtiliyordu. Yani biri beni bilerek sıkıştırdı mı, yoksa tehlikeli bir yakın takip kazaya mı zemin hazırladı, o aşamada kimse kesin konuşmuyordu.Bununla birlikte, Murat Bey avukatın sekreterinden de bilgi almıştı. Annem Süheyla, ben ofisten ayrılmadan yaklaşık yarım saat önce arayıp “Nihan bugün size uğradı mı?” diye sormuş, bilgi verilmeyince sinirlenmişti. Bu durum kazayı doğrudan açıklamıyordu ama zarfın varlığından haberdar olabileceklerini düşündürüyordu. Olağanüstü bir kanıt değildi; sadece resme eklenen bir parçaydı. Öğleden sonra Feride ve annem tekrar gelmek istedi. Bu kez aşağıdan güvenlik aradı. “Kabul ediyor musunuz?” diye sordular. Hayatım boyunca ilk refleksim, olay büyümesin diye “evet” demek olurdu. Ama babamın mektubundaki cümle aklıma geldi. “Hayır,” dedim. “Şimdilik görüşmek istemiyorum.” Akşamüstü telefonuma peş peşe mesajlar düştü. Feride, “Monitör yüzünden beni suçlu çıkardın,” yazmıştı. Süheyla ise, “Aile içinde bunlar olur, yabancıları araya sokman çok ayıp,” diyordu. Mesajları sosyal hizmet uzmanına gösterdim. O da bunları saklamamı, ama cevap vermek zorunda olmadığımı söyledi.Üç gün sonra biraz toparlandığımda avukatım Ceren Hanım geldi. Zarfı birlikte açtık. Dökümlerde gerçekten de benim payıma düşen meblağın büyük kısmının, “geçici aile desteği” ve “acil işletme masrafı” gibi ifadelerle Feride’ye aktarıldığı görülüyordu. Ancak tüm işlemlerin hukuken usulsüz olduğunu söylemek için erkendi; annemin o tarihte hesap üzerinde imza yetkisi vardı. Yani bu bir gecede çözülecek basit bir dolandırıcılık hikâyesi değildi. Fakat bana söylenenlerle resmi kayıtların çeliştiği açıktı.Babamın mektubu ise daha ağırdı. Benden özür diliyordu. “Seni korumaya çalışırken bazen seni yalnız bıraktım,” diye yazmıştı. Feride’nin sınır tanımayan davranışlarını, annemin bunu hafife alışını yıllarca yeterince durduramadığını kabul ediyordu. Ve mektubun sonunda, bir gün gerçeği öğrenirsem, hakkımı ararken suçluluk duymamam gerektiğini söylüyordu. O mektubu okurken ağladım. Kaburgalarım sızladı ama yine de ağladım. Çünkü ilk kez biri çocukluğumdan beri hissettiğim şeyi kelimelere dökmüştü. Taburcu olacağım gün Belgin yanıma son kez uğradı. Eve yalnız dönmeyecektim; yakın arkadaşım Suna beni alacaktı. Ayrıca hasta hakları birimi dosyama not düşmüştü: yalnızca benim onayladığım kişiler ziyaret edebilecekti. Bu hastane sürecinin sonunda bana en çok iyi gelen şeylerden biri, sınırların ilk kez kağıt üzerinde de görünür olmasıydı. Eve döndükten sonra annem ve ablamla hemen yüz yüze görüşmedim. Ceren Hanım aracılığıyla, bundan sonra benimle yalnızca yazılı ve saygılı biçimde iletişim kurulacağını bildirdik. Zarf içeriğindeki mali konular için de resmi bir hesap dökümü ve açıklama talep edildi. Annem ilk tepki olarak “Babanız bunu istemezdi,” dediyse de, ben artık bu cümleyi bir emir gibi duymuyordum. Sadece eski bir alışkanlığın yankısıydı.Kazayla ilgili soruşturma haftalar sürdü. Son raporda, yakın takip eden aracın kazaya katkısı olabileceği, ancak kasıt konusunda yeterli doğrudan delil bulunmadığı yazıyordu. Yani o farların arkasında kimin niyeti vardı, bunu kesin öğrenemedim. Belki hiçbir zaman da öğrenemeyeceğim. Ama ben artık her belirsizliği çözmeden de karar verebileceğimi biliyordum.Aylar sonra, bacağım hâlâ tam iyileşmemişken, annem bir e-posta gönderdi. İlk kez savunma yapmadan yazmıştı. Özür demiyordu, ama “O gün hastanede olanları düşündüm” diyordu. Feride’den ise daha kısa bir mesaj geldi: “Fişi çekmek şakaydı ama sınırı aştım.” Eskiden bunlara hemen koşar, kırıntıları tamir sayardım. Bu kez yalnızca Ceren Hanım’a ilettim ve yanıtı birlikte hazırladık: “İletişim ancak sorumluluk alındığında ve saygı sürdüğünde devam eder.” Benim için gerçek değişim tam da buydu. Annemin sonunda beni seçmesi değil. Ablamın birden bire değişmesi de değil. Asıl son, ben seçim hakkım olduğunu anladığımda geldi. Monitörün fişi çekildiği o an, yıllardır beni hayatta tutacağını sandığım yanlış umudun da fişi çekilmişti. Ama onun yerine daha sağlam bir şey bağlandı: kendimi koruma hakkım. Şimdi hâlâ ara sıra geceleri farlardan irkilerek uyanıyorum. Kaburgalarım soğukta sızlıyor. Kaza dosyası tamamen kapanmış değil. Fakat babamın mektubu çalışma masamın çekmecesinde duruyor ve ben her zorlandığımda o son cümleyi hatırlıyorum. Kapıyı kapatmak bazen sevgisizlik değildir.Bazen, sonunda kendin için açtığın tek güvenli kapıdır.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.