Babaannemi Yemeğe Götüreceklerdi, Bakım Evinde Bıraktılar

Babaannemin zihinsel yeterliliğini kaybettiği iddia edilirse, tek bir aile ferdinin beyanı yeterli olmayacaktı. Bağımsız iki uzman doktorun raporu ve mahkeme kararı gerekiyordu. Daha da önemlisi, babaannem vefat ettikten sonra ev doğrudan babama kalmayacaktı. Benim de içinde bulunduğum 4 toruna eşit paylaştırılacaktı. Başımı kaldırdım. “Babam bunu biliyor muydu?” “Bilmiyordu.” “Nasıl bilmez?” “Çünkü deden söylemedi.” “Niye?” Babaannem acı bir gülümsemeyle baktı. “Baban gençken de parayla ilgili bazı sorunlar yaşamıştı.” Şaşırdım. “Ne tür sorunlar?” “Borç.” “Ne kadar?” “Çok.” Babaannem gözlerini adliye girişine çevirdi. “Deden birkaç kez kapattı. Bir kere arabasını sattı. Bir kere birikimimizin yarısını verdi.” “Bunu hiç bilmiyordum.” “Bilmen gerekmiyordu.” “Şimdi neden tekrar para lazım?” Babaannem ikinci kâğıdı uzattı. Bu, bankadan alınmış daha ayrıntılı işlem dökümüydü. Para çekimleri yalnızca nakit çekim değildi. İki transfer bir şirkete gitmişti. Şirket adı tanıdık değildi. Kuzey Yapı Danışmanlık Ltd. “Bu kim?” dedim. “Bilmiyorum.” “Babamın şirketi mi?” “Hayır.” Tam o sırada babaannemin telefonu çaldı. Ekranda komşusunun adı yazıyordu. Suna Hanım. Babaannem açtı. “Efendim Suna?” Karşı taraftaki sesi duyamıyordum ama babaannemin yüzü bir anda değişti. “Ne zaman?” Ayağa kalktı. “İçeri girdiler mi?” Ben de kalktım. “Polisi ara.” Bir saniye sonra bana baktı. “Ne oldu?” Babaannem telefonu kapattı. “Evin önünde babanın arabası varmış.” “Ne yapıyor?” “Suna, annenle babanın eve girdiklerini görmüş.” “Yedek anahtar.” Babaannem başını salladı. Kaybolan yedek anahtar. Bir anda her şey birleşmeye başladı. “Ne arıyor olabilirler?” Babaannem elindeki tapu zarfına baktı. “Bunu.” “Bulamayacaklar.” “Bulamayınca başka bir şey yapabilirler.” “Ne?” “Bilgisayar.” Babaannemin çalışma odasındaki kameralar. Kayıtlar. Hemen Suna Hanım’ı aradık. Polisi aramasını söyledik. Sonra adliyenin içine girdik. Babaannem doğrudan danışmaya gidip vekâletnamenin iptali için hangi işlemlerin yapılması gerektiğini sordu. Birkaç saat içinde noter işlemleri ve banka bildirimleri başlatıldı. Babamın mali vekâleti resmen kaldırıldı. Ayrıca banka hesapları güvenlik incelemesine alındı. Ancak asıl bomba yaklaşık 2 saat sonra geldi. Suna Hanım aradı. Polis eve ulaşmıştı. Annemle babam hâlâ içerideydi. Babam, annesinin evine girdiğini ve bunun suç olmadığını söylemişti. Ancak polisler çalışma odasında açık çekmeceler, yere saçılmış belgeler ve sökülmeye çalışılmış bir kamera sistemi bulmuştu. Üstelik kameraların kayıt kutusu hâlâ çalışıyordu. Babaannem bana baktı. “Eve gidiyoruz.” Yaklaşık 1 saat sonra evin önündeydik. Polis arabası hâlâ kapının önündeydi. Babam verandada duruyordu. Beni görünce öne doğru yürüdü. “Bunu sen mi yaptın?” “Ben ne yaptım?” “Polisi çağırdın.” “Komşu çağırdı.” Babam babaanneme baktı. “Anne, bu rezalet yeter.” Babaannem sakince cevap verdi. “Rezalet bugün başlamadı.” Annem kapıda ağlıyordu. “Biz sadece yardım etmeye çalıştık.” Babaannem ona döndü. “Beni bakım merkezine bırakıp giderken de mi?” Annem sustu. Babam sinirle ellerini beline koydu. “Tamam. Para aldım.” O cümle havada asılı kaldı. “Borçlarım vardı.” Babaannem gözlerini kapattı. Babam devam etti. “İşler kötü gitti. Yatırım yaptım, battı. Bankalar peşimdeydi.” “Kuzey Yapı?” Babamın yüzü değişti. Demek ki doğru yere dokunmuştuk. “Ortak olduğum şirket.” “Benim paramla mı?” “Geri koyacaktım.” Babaannem acı bir şekilde güldü. “Bunu bana baban da zamanında söylemişti.” Babam bir an durdu. “Babam ne?” Babaannem ilk kez ona doğrudan baktı. “Raymond’un neden sana evle ilgili hiçbir yetki bırakmadığını şimdi anlıyor musun?” Babamın yüzü dondu. Babaannem çantasından dedemin belgesini çıkardı. Babam okudukça rengi değişti. “Bu gerçek değil.” “Noter onaylı.” “Ev benim olacaktı.” “Hayır.” “Ben senin oğlunum.” “Evet.” Babaannemin sesi titremedi. “Ve galiba bu yüzden sana bu kadar uzun süre fazla güvendim.” Babam elini saçlarının arasından geçirdi. “Beni mahvedecek misin?” “Ben mi?” Babaannem bir adım yaklaştı. “Sen benim hesabımdan para çektin.” “Geri öderim.” “Beni aklım yerinde değilmiş gibi göstermeye çalıştın.” “Çünkü başka türlü kabul etmeyecektin.” “Beni bir bakım merkezine bırakıp gittin.” Babam sustu. İşte o an babaannemin yüzündeki kırgınlığı gördüm. Öfke değildi. İnsan bazen öfkelenince hâlâ karşısındakinden bir şey bekler. Babaannem artık beklemiyordu. Polislerden biri kayıt cihazını bize gösterdi. “Kameralarda önemli görüntüler olabilir. Bunları incelememiz gerekecek.” Babamın gözleri aniden o cihaza kaydı. Bu hareketi hepimiz fark ettik. Polis memuru da. “Ne var kayıtlarda?” diye sordum. Babam cevap vermedi. O gece babaannem benimle kaldı. Sabaha karşı 02.00’de polis aradı. Kamera görüntülerinde babamın defalarca çalışma odasına girdiği görülüyordu. Ama yalnız değildi. Bazı geceler yanında hiç tanımadığımız bir adam vardı. Bu adam daha sonra Kuzey Yapı’nın müdürü olarak tespit edildi. Görüntülerden birinde masaya belgeler açıyorlardı. Bir diğerinde annem kapıda nöbet tutuyordu. En önemli görüntü ise 3 hafta öncesine aitti. Babam elinde evraklarla kameranın görüş alanına giriyor ve yanındaki adama şöyle diyordu: “Annemin akli dengesiyle ilgili raporu halledersek evi teminat gösterebiliriz.” İçimde bir şey koptu. Babaannem ise sessizce oturdu. Bir süre sonra yalnızca, “Demek plan buydu,” dedi. Sonraki haftalarda soruşturma başladı. Banka transferleri incelendi. Sahte sağlık raporu hazırlığına ilişkin yazışmalar bulundu. Babam hakkında güveni kötüye kullanma ve dolandırıcılık iddialarıyla işlem başlatıldı. Annem de bildiklerini sakladığı için ifadeye çağrıldı. Babaannem kaybolan paranın büyük kısmı için hukuk yoluna başvurdu. Ama en önemlisi, kendi hayatının kontrolünü yeniden eline aldı. Mali vekâlet tamamen kaldırıldı. Yeni bir avukat tuttu. Banka hesaplarını değiştirdi. Evin kilitlerini değiştirdi. Kameraları yeniledi. Ben de artık 300 kilometrelik mesafeyi bahane etmemeye başladım. Her hafta sonu yanına gittim. Bazen sadece çay içtik. Bazen alışveriş yaptık. Bazen dedemin eski fotoğraflarına baktık. Bir akşam verandada otururken ona sordum: “Babamı affedecek misin?” Uzun süre cevap vermedi. Sonra, “Affetmek başka şey, yeniden güvenmek başka,” dedi. “İnsan affederse her şeyi eski haline getirmek zorunda değil.” Bu cümleyi hiç unutmadım. Aylar sonra mahkeme süreci devam ederken babaannem beni yine adliyeye çağırdı. Bu kez korkmuş değildi. Yanında avukatı vardı. Yeni vasiyetini imzaladı. Evi yine torunlara eşit bıraktı. Ama bir şart eklemişti. Ev satıldığında payların küçük bir bölümü, ailesi tarafından terk edilen yaşlılara ücretsiz hukuki destek sağlayan bir vakfa bağışlanacaktı. “Niye böyle yaptın?” diye sordum. Babaannem gülümsedi. “Çünkü o bakım merkezinde otururken en çok ne düşündüğümü biliyor musun?” Başımı salladım. “Sen gelmeseydin ne olurdu?” Boğazım düğümlendi. Elimi tuttu. “Benim telefon açabileceğim biri vardı. Bazı insanların yok.” Aradan yaklaşık 2 yıl geçti. Babaannem hâlâ o evde yaşıyor. Merdivenleri daha yavaş çıkıyor. Artık uzun mesafe araba kullanmıyor. Ama hâlâ kendi faturalarını kendi ödüyor. Hâlâ doğum günlerimizi ezbere biliyor. Hâlâ pazar sabahları perdeleri erkenden açıyor. Ve her ziyaretimde bana aynı şeyi söylüyor: “İnsan yaşlanınca en çok parasını değil, söz hakkını korumalı.” Babamla ilişkileri hiçbir zaman eski haline dönmedi. Zaman zaman konuşuyorlar. Ama babaannem ona yeniden mali yetki vermedi. Bir daha da vermeyeceğini biliyorum. Ben de o gün, bakım merkezinin otoparkında yaşadığımız anı hiç unutmadım. Babaannem emniyet kemerini takıp beni durdurmuştu. “Arama. Bunu neden yaptıklarını biliyorum.” O zaman onun kırgın ve çaresiz olduğunu sanmıştım. Meğer yanılmışım. O çaresiz değildi. Sadece yıllarca sevdiği oğlunun kim olduğunu kabul etmeye hazırlanıyordu. Ve bana o gün hayatım boyunca unutmayacağım bir şey öğretti: Bazen aile olmak, birine sınırsız güvenmek değildir. Bazen gerçek sevgi, yanlış yapan kişiyi korumak yerine doğru olanı koruyabilmektir. Babaannemin 79 yaşında yaptığı da tam olarak buydu. Evini değil. Parasını değil. Kendi iradesini kurtardı. Ve belki de o gün adliyeye sürdüğümüz yol, onun hayatındaki en önemli yolculuktu. Çünkü bazı insanlar yaşlandıkça güçsüzleşmez. Sadece artık kimi yanlarında istemediklerini daha iyi görürler.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.