BABAM BENİ AKŞAM YEMEĞİNE DAVET ETTİ

“Artık sana gerçekte kimin kızı olduğunu anlatmam gerekiyor,” dedi babam. O an restoranın içindeki bütün sesler sanki bir anda kesildi. Çatal bıçak seslerini, uzaktan gelen müziği, yan masalardaki konuşmaları artık duymuyordum. Sadece babamın yüzüne bakıyordum. “Ne demek gerçekte kimin kızı olduğumu anlatman gerekiyor?” Sesim sandığımdan daha sert çıktı. Babam cevap vermeden önce derin bir nefes aldı. Sonra gözlerini masanın karşı tarafında oturan beyaz saçlı Vedat’a çevirdi.Ama fotoğrafın arkasında yazan isim Vedat değildi. Selçuk. Masadaki dört adamdan, o ana kadar tek kelime etmeyen, gri ceketli adamın adıydı. Başımı yavaşça ona çevirdim. Selçuk gözlerini benden kaçırmıyordu. Ve ağlıyordu. Bir anda sandalyemi geriye ittim. “Sen benim babam mısın?” Selçuk dudaklarını araladı ama tek kelime söyleyemedi. Babam hemen araya girdi. “Hayır.” Bu cevap beni daha da şaşırttı. “Fotoğrafın arkasında neden onun adı yazıyor o zaman?” Elimdeki fotoğrafı masaya bıraktım. Babam ellerini birbirine kenetledi. “Çünkü o gece yaşananların başlangıcı Selçuk’tu.” Selçuk başını öne eğdi. Babam anlatmaya başladı. Yirmi iki yıl önce annem Jale, babamın arkadaş grubuyla aynı mahallede büyümüş. Babam onu gençliğinden beri seviyormuş ama Jale’nin kalbi başka birine aitmiş. Selçuk’a. Selçuk o yıllarda nişanlıymış. Üstelik nişanlısı, babamın öz kız kardeşiymiş. Bunu duyduğum anda gözlerim büyüdü. “Yani halamla mı nişanlıydın?” Selçuk başını kaldırdı. “Evet.” Babam devam etti. Jale ile Selçuk’un gizli ilişkisi kısa sürmüş. Selçuk ilişkiyi bitirmiş ve evlenmek üzere olduğu kadına dönmüş. Ama birkaç hafta sonra Jale hamile olduğunu öğrenmiş. “Ben mi?” diye sordum. Babam başını salladı. “Evet.” Mideme ağır bir taş oturdu. Selçuk’un yüzüne baktım. “Yani biyolojik babam sensin.” Bu kez kimse inkâr etmedi. Selçuk gözlerini kapattı. “Bunu söylediğim için utanıyorum ama o zaman korktum, Melis. Çok korktum.” “Benden mi?” “Sorumluluktan.” Cümlesi içimi acıttı. Selçuk, Jale’ye çocuğu aldırması için baskı yapmış. Jale bunu reddetmiş. Durumu öğrenen tek kişi ise babammış. Babam o gece Jale’yi ağlarken bulmuş. Ve ona tek bir şey söylemiş. “Çocuğunu doğur. Ben yanında olurum.” Babam gözlerini bana çevirdi. “Annen seni doğurduğunda ben hastanedeydim.” “Selçuk neredeydi?” Kimse cevap vermedi. Selçuk’un sessizliği yeterliydi. “Demek gelmedin.” “Gelemedim.” “Hayır,” dedim. “Gelmedin.” Selçuk gözlerini yere indirdi. Babam anlatmaya devam etti. Annem beni doğurduktan sonra ağır bir depresyona girmiş. Doğumdan birkaç hafta sonra bir gece beni babamın kapısına getirmiş. Elinde küçük bir çanta, birkaç bebek bezi ve o fotoğraf varmış. Babam kapıyı açtığında annem beni onun kucağına vermiş. “Ben bunu yapamıyorum,” demiş. Babam onun peşinden koşmuş ama annem gitmiş. “Sonra?” Babam uzun süre sustu.