Anneannemi salonda yerde baygın yatarken buldum

BÖLÜM 1.Bir perşembe günü saat neredeyse öğleden sonra ikiydi. Bir gelinin prova randevusunu son anda iptal etmesi yüzünden atölyeden eve erken dönmüştüm. — Anneanne, neler dönüyor burada? — Murat onun getirdiği damlaları içtiğimi sanıyor. Canan’a hemen buraya gelmesini söylediğini kendi kulaklarımla duydum. Dediğimi yap, çabuk! Garaj kapısının paslı gıcırtısı duyuldu. Cep telefonumu masanın üzerinde açıkta bırakıp koltuğun arkasına boylu boyunca uzandım ve yanağımı soğuk zemine yasladım. Kadıköy Moda’da, eski ahşap detayları olan iki katlı geniş bir köşkte yaşıyorduk. Rahmetli dedem, buralar henüz gökdelenler ve lüks kafelerle dolup taşmadan çok önce satın almıştı bu mülkü. Dedem vefat ettiğinde köşkün yarı hissesini Emine Anneanneme, diğer yarısını da bana bıraktı. Ben o evde büyümüştüm; on bir yıllık eşim Murat ile orada oturuyorduk ve gelinlik dikim atölyemi de bu köşkün giriş katında yürütüyordum. Sekiz yaşındaki kızımız Zeynep ise o saatte okuldaydı. Aylardır Murat evi satmamız için başımın etini yiyordu. — Bu köşke en az yirmi milyon lira verirler. Ataşehir’den yepyeni, modern bir daire alırız; bu viranenin patlayan borularına, çatısına masraf yapmaktan kurtuluruz, deyip duruyordu. Anneannemle benim cevabımız ise her zaman aynı ve netti: Bu ev kesinlikle satılık değildi. Tam o günlerde Murat’ın kız kardeşi Canan sık sık çat kapı bize gelmeye başladı. Daha önce emlakçılık yapmış, fakat temelden girdiği birkaç inşaat projesinde batınca ofisini kapatmak zorunda kalmıştı. Her gelişinde torbalar dolusu erzak, çiçekler ve anneannemin rahat uyuması bahanesiyle “bitkisel damlalar” getiriyordu. Anneannem öğle yemeklerinden hemen sonra derin, ağır uykulara dalmaya ve kendisini yatağa kimin taşıdığını hatırlamamaya başladı. Bunun yanı sıra bir süredir aklımın bir köşesine takılan ama birleştiremediğim tuhaf şeyler oluyordu. Murat, deprem ve konut sigortasını yenileyeceği bahanesiyle kimlik kartlarımızın arkalı önlü fotoğraflarını çekti. Bir gün rutubet keşfi yapacağını iddia eden yabancı bir adam bahçede lazer metreyle dolaştı, ancak tamirat keşfinden çok evin her köşesini fotoğrafladı. Bir gece de dedemin vasiyetnamesini, emlak vergisi makbuzlarını ve tapu senedi fotokopilerini sakladığımız kilitli çekmeceyi ardına kadar açık buldum. Bunu Murat’a sorduğumda hemen savunmaya geçip üste çıktı. — Ben bu aile için gece gündüz demeden köpek gibi çalışıyorum, sense kalkmış bana hırsız muamelesi yapıyorsun! Beni öyle bir suçluluk psikolojisine soktu ki, Canan’ın anneanneme her gün o özel çayları hazırlamasına bile bir daha ses çıkaramadım. Salonun kapısı gürültüyle açıldı. Canan’ın o ağır, geniz yakan şekerli parfümünü ve kocamın telaşlı ayak seslerini anında tanıdım. — İkisi de zıkkımlandı mı çayı? diye sordu Murat. — Seninkinin bardağına daha az damlattım ama ikisine de yeter de artar bile, dedi Canan buz gibi bir sesle. — Git bak bakalım, numara yapmadığından emin ol. Murat hemen yanıma çömeldi. Boynumda iki parmağını ve ardından yüzüme düşen saçlarımı kenara çeken soğuk elini hissettim. Daha bir gece önce aynı yatakta koyun koyuna uyumuştuk. Oysa şimdi hiç tereddüt etmeden başparmağımı kavradı, ıstampa mürekkebine buladı ve önündeki dört ayrı resmi kâğıdın üzerine sırayla bastırdı. — İz kaydı, net çıkmadı, dedi Murat panikle. — Bir daha bas, bastır iyice! Noter kâtibi Baeza işi halledecek, tasdiki ve sahte şahitleri ayarlayacak. Özel vekâletnameyle satış vaadi sözleşmesi bağlandığı an, Arista İnşaat ikinci ön ödemeyi pazartesi günü hesabımıza geçer. Aynı iğrenç işlemi yerde yatan anneanneme de uyguladılar. Ardından Canan T.C. kimlik fotokopilerimizi, emlak vergisi makbuzunu ve mührü vişneçürüğü rengindeki kalın bir dosyanın içine özenle yerleştirdi. — Ya Elif Tapu Müdürlüğü sisteminden durumu erken fark ederse? diye sordu Murat tedirginlikle. — O ne olduğunu anlayana kadar biz çoktan bir milyon sekiz yüz bin lirayı cebe indirmiş oluruz. Anneannesinin yaşı gereği bunadığını, Elif’in de atölyesi borç batağında olduğu için köşkü satmaya bizzat razı geldiğini söyleriz. — Atölyesi batmadı ki, işleri gayet iyi. — Hesabından çektiğin o paraları görünce zaten batmış olacak. Üstelik şirketin bütün banka hesaplarına erişimin var. İçimdeki nefesin tükendiğini hissettim, kalbim göğüs kafesimi parçalayacak gibi çarpıyordu; tam o anda anneannem kıpırdamamam gerektiğini hatırlatmak için ayak bileğime hafifçe dokundu. — Peki kızım ne olacak? Zeynep nerede kalacak? diye sordu Murat. — Elif beş parasız ve evsiz sokakta kalınca ortalığı ayağa kaldırır, Zeynep mecburen sende kalır. Ne bir evi ne de tek kuruşu kalmış bir kadın velayet için fazla direnemez zaten. Murat tek bir kelimeyle bile itiraz etmedi. Sadece kâtibin eve ne zaman geleceğini sordu. Garaj kapısının kapanma sesini duyana kadar nefesimizi tutup kıpırdamadan bekledik. Dışarıdaki sesler kesilir kesilmez hızla doğruldum. — Zeynep’i derhal okuldan alıp hemen karakola gitmemiz lazım! Anneannem sehpada duran fincanını bir bez yardımıyla tutarak delil torbasına koydu ve haftalardır kitaplığın en üst rafında duran küçük seramik kuşu işaret etti. Salonun dekorasyonuna hiç uymadığı için defalarca oradan kaldırmak istemiştim ama bana asla izin vermemişti. Kuşun içinden internete bağlı minik bir gizli kamera çıkardı. Telefondaki kayıt, az önce salonda basılan her parmak izini, o kâğıtları ve aralarında geçen her cümleyi saniye saniye kaydetmişti. Ardından bir önceki gecenin video kaydını açtı: Murat mutfakta yapayalnızdı ve her sabah kahvaltıda yediğim bal kavanozunun içine kehribar renkli bir damlalıktan sıvı boşaltıyordu. Anneannem yalnızca bayılma numarası yapmamıştı. Hayatımı paylaştığım, kocam dediğim adama karşı tam on iki gündür adım adım delil topluyordu. Okumaya devam edin; çünkü o gizli kamera, kurulan bu devasa ihanet çemberinin yalnızca ilk perdesini kaydetmişti. — Sakın ambulansı arama. Hemen yere uzan ve onlar kapıyı açmadan önce gözlerini kapat. Yetmiş iki yaşındaki Emine Anneannem, o yaşta bir kadından hiç beklenmeyecek bir güçle bileğime asılmıştı. Saniyeler önce onu yemek masasının hemen yanında hareketsiz bir halde bulmuştum; kırılmış bir fincan ve şalı fayansların üzerine savrulmuştu.