MEZUNİYET TÖRENİNDE KUCAĞINDA BİR BEBEKLE SAHNEYE YÜRÜDÜ

Nisan zarfı gördüğü anda yüzünün rengi değişti. Çünkü o zarfı daha önce görmüştü. Hem de tam on bir ay önce. O gün hastanenin yeni doğan servisinde, kucağında henüz birkaç saatlik bir bebekle tek başına otururken sosyal hizmet uzmanı aynı renkte bir zarfı önüne bırakmıştı. “Bunu sakla,” demişti kadın. “Bir gün ihtiyacın olabilir.” Nisan o günden sonra zarfı hiç açmamıştı. Açmaya cesaret edememişti. Şimdi ise üniversitenin müdürü Tayfun Ergin, yüzlerce kişinin önünde o zarfa benzeyen başka bir dosyayı elinde tutuyordu. Nisan birkaç saniye nefes alamadı.Salondaki fısıltılar yeniden başlamıştı. “Ne olmuş acaba?” “Bebekle mi ilgili?” “Kesin disiplin meselesi.” Arka sıralarda oturan gençlerden biri alaycı bir sesle, “Belki de diplomayı iptal edecekler,” dedi. Yanındakiler güldü. Tayfun Ergin başını kaldırdı. “Birazdan,” dedi sert bir sesle, “gülmek için ne kadar yanlış bir an seçtiğinizi anlayacaksınız.” Salon sessizleşti. Nisan sahnenin ortasında, bebeğini göğsüne bastırmış halde bekliyordu. Müdür zarfı açtı. “Geçen yıl ekim ayında,” diye başladı, “üniversitemizin son sınıf öğrencilerinden biri derslere düzenli devam etmemeye başladı. Bazı öğretim üyeleri bunun ilgisizlik olduğunu düşündü. Bazı öğrenciler onun okulu bıraktığını söyledi. Hatta hakkında türlü söylentiler çıkarıldı.” Nisan gözlerini yere indirdi. Hepsini duymuştu. Hamile kaldığı söylenmişti. Evli olmadığı için bebeğini sakladığı söylenmişti. Sorumsuz olduğu, dersleri önemsemediği ve bebeğini kampüse getirerek ilgi çekmeye çalıştığı bile söylenmişti. Gerçek ise bunların hiçbirine benzemiyordu. Tayfun Bey dosyadan bir belge çıkardı. “Bu öğrencinin adı Nisan Acar.” Salonun tamamı ona döndü. “Nisan geçen yıl ekim ayında üniversiteden eve dönerken otobüs durağında genç bir kadınla karşılaştı. Kadının fenalaştığını görünce ambulans çağırdı ve hastaneye kadar onunla birlikte gitti.” Nisan'ın zihninde o gece yeniden canlandı. Yağmur yağıyordu. Otobüs durağındaki bankta oturan kadının yüzü bembeyazdı. Adı Melda'ydı. Yirmi altı yaşındaydı ve sekiz aylık hamileydi. Ambulans gelene kadar Nisan onun elini tutmuştu. Hastaneye geldiklerinde doktorlar acil doğuma karar vermişti. Ama işler beklenildiği gibi gitmemişti. Melda bebeğini sağlıklı bir şekilde dünyaya getirmişti fakat doğumdan kısa süre sonra ağır bir komplikasyon yaşamıştı. Nisan o gece hastane koridorundan ayrılamamıştı. Çünkü Melda'nın yanında hiç kimse yoktu. Ailesine ulaşılamıyordu. Bebeğin babası ise aylar önce ortadan kaybolmuştu. Melda ameliyata alınmadan hemen önce Nisan'ın elini yakalamıştı. “Bebeğim yalnız kalmasın,” demişti. Nisan o anda bunun bir annenin korkuyla söylediği geçici bir cümle olduğunu sanmıştı. Fakat Melda sabaha çıkamamıştı. Salonda bazı insanların yüzündeki ifadeler değişmeye başlamıştı. Tayfun Bey devam etti. “Melda Hanım'ın yakınlarına ulaşılması günler sürdü. Annesi ve babası yıllar önce hayatını kaybetmişti. Kardeşi ise yurt dışında yaşıyordu ve bebeğin sorumluluğunu üstlenemeyeceğini bildirdi.” Nisan'ın gözleri doldu. O günleri unutması mümkün değildi. Hastaneden çıktıktan sonra günlerce bebeği düşünmüştü. Sonunda sosyal hizmetlere başvurmuştu. Önce koruyucu aile olmayı istemişti. Fakat öğrenciydi. Geliri yok denecek kadar azdı. Bir bebeğe bakabilecek şartlara sahip olmadığı düşünülüyordu. Nisan vazgeçmemişti. Geceleri bir kafede çalışmaya başlamıştı. Hafta sonları özel ders vermişti. Derslerini uzaktan takip edebilmek için hocalarıyla tek tek konuşmuştu. Bazıları yardım etmişti. Bazılarıysa “Bu senin sorumluluğun değil,” demişti. Belki de değildi. Ama Nisan, küçücük bebeği ilk kez kucağına aldığı gün başka türlü düşünememişti. “Birinin sorumluluğu olmak için aynı kanı taşımamız gerekmiyor,” demişti. Aylar süren değerlendirmelerden sonra bebeğin geçici bakım sorumluluğu Nisan'a verilmişti. Tayfun Bey elindeki belgeyi havaya kaldırdı.