Boşanma sonrası hamilelik

Üç gün sonra Eylül, küçük bir özel kliniğe adım attı. Onay formlarını imzaladı. Her bir imzada eli titriyordu. Bir hemşire ona bir hastane önlüğü uzattı. "Beni takip edin." Koridor sanki hiç bitmeyecekmiş gibi uzuyordu. Işıklar gözünde bulandı. O soğuk ameliyat masasına uzandığında, eli refleks olarak karnına gitti. Bir şey hissetti. Hafif bir kıpırtı. Çok küçük. Ama yetti. Gözyaşları o an boşaldı. "Özür dilerim…" diye fısıldadı. Kimden özür dilediğini kendisi de bilmiyordu. Bebeklerinden mi? Annesinden mi? Yoksa eskiden olduğu o kadından mı? Doktor, "Kararınızı verdiniz mi?" diye sordu. Eylül gözlerini kapattı. "Evet." Doktor başıyla onayladı— Fakat tam işleme devam edeceği sırada kapı gürültüyle açıldı. "Durun." Bir erkeğin sesi odada yankılandı. Soğuk. Emredici. Herkes buz kesti. Eylül gözlerini açtı. Siyah takım elbiseli, uzun boylu bir adamın içeri girdiğini gördü; arkasında asistanları ve hastane başhekimi vardı. Doktor sertçe sordu: "Siz kimsiniz?" Başhekim aceleyle araya girdi: "İşlemi hemen durdurun." Adam masaya doğru yaklaştı. "Eylül Yılmaz." Eylül şaşkınlıkla ona baktı. "Sizi tanımıyorum." Adam duraksadı. Ardından şöyle dedi: "Ben Karan Sancaktar." Oda ölüm sessizliğine büründü. Bu isim güç demekti. Kontrol demekti. Korku demekti. Eylül’ün kalbi göğüs kafesini yırtacak gibi çarpmaya başladı. "Ne istiyorsunuz?" diye sordu. "Bir hata yapmanı engellemek istiyorum," dedi adam sessizce. Ona gerçekleri gösterdi. Aylar önce, bir iş davetinde Eylül’ün içeceğine ilaç katılmıştı. Karan onu bulmuştu. Ona yardım etmeye çalışmıştı. Ama sonrasında her şey manipüle edilmişti. Demir, çocuk sahibi olamayacağını biliyordu. Ve hamilelikten şüphelendiğinde her şeyi planlamıştı; boşanmayı, aşağılamayı, sessizliği. Eylül titremeye başladı. "Yani her şey bir plan mıydı…" "Evet." Gerçekler ona sert bir dalga gibi çarptı. Evlilik. Terk ediliş. Yalanlar. Hepsi. Karan onun yanına diz çöktü. "Bana güvenmeni istemiyorum," dedi yumuşak bir sesle. "Ama bu kararı çaresizlikten verme." "Korkuyorum," diye fısıldadı Eylül. "Ben de." Bu cevap, Eylül’ün içindeki bir şeyleri kırdı. İki elini birden karnının üzerine koydu. Üç can. Üç kalp atışı. Gözlerini kapattı. Sonra tekrar açtı. "Ameliyatı istemiyorum." Karan derin bir nefes verdi. "O halde gidiyoruz." Götürüldüğü yeni hastanede doktorlar durumu doğruladı: "Üç bebek de hayatta." Eylül onların kalp atışlarını dinledi. Bir. İki. Üç. İlk defa, üzerindeki o karanlık bulutlar dağıldı. Aylar sonra hayat tamamen değişti. Demir’in imparatorluğu yürütülen bir soruşturma neticesinde çöktü. Gücü yok oldu gitti. Ama Eylül bunu kutlamadı. Onun zaferi intikam almak değildi. Onun zaferi iyileşmekti. Her sabah çocuklarının kalp atışlarını duyabilmekti. Yeniden nefes almayı öğrenmekti. Çocuklarının doğduğu gün— Odayı üç bebek çığlığı doldurdu. Bir kız. Bir oğlan. Bir kız daha. Eylül onları kucağına alırken ağlıyordu. Karan, gözleri yaşlarla dolu bir şekilde onun yanında duruyordu. Bir aile doğmuştu. Yıllar sonra, insanlar Eylül’e her şeyin nasıl değiştiğini sorduklarında, o hiçbir zaman zenginlikten bahsetmedi. Ya da güçten. Her zaman aynı hikayeyi anlattı: Küçük bir dairede yapayalnız kalan bir kadını. Soğuk bir ameliyathaneyi. Açılan bir kapıyı. Ve "Durun," diyen bir sesi. Sonra çocuklarının koşup oynamasını izleyerek gülümsedi. "Çünkü o gün," dedi fısıldayarak, "kimse beni kurtarmadı…" "Ben kendimi kurtarmayı seçtim."
Copyright © 2015. All Rights Reserved.