Ellerim titriyor şu an Bunu yazarken midem bulanıyor

Restoran çok kalabalıktı. Eski arkadaşlar sarılıyor, çığlık atıyor, kahkaha atıyordu. Ve orada gördüm onu. Selin. Üniversitenin en yakın arkadaşım. Şimdi İstanbul’un en büyük hastanesinde ortopedi bölümünün başkan yardımcısı. Türkiye’nin en genç ortopedi uzmanlarından biri. “Elif!” Beni görünce koşarak geldi. Sımsıkı sarıldı. “Seni özledim be!” “Ben de” dedim. “Evlendikten sonra kaybolmuşsun!” “Biliyorum, Kerem’le çok meşgulüz.” Masaya oturduk. Rakılar açıldı. Mezeler geldi. Herkes birbirinin hayatını anlatıyordu. Kocalar, çocuklar, kariyer. Sıra bana geldi. “Elif, anlat bakalım! Kerem nasıl?” “Kerem harika” dedim. “Herkesin hayalindeki koca.” Gülüyordum. Gerçekten gülüyordum. “Hatta biliyor musunuz” dedim, seslerin arasından. “Kerem kemik düzeltme bile biliyor.” Masadakiler şaşırdı. “Ne?” “Evet! Kalça kemiklerim hafif kaymış diye her Cuma gecesi bana düzeltme yapıyor.” Gururla anlattım. Banyoyu nasıl hazırladığını. Beni yatağa nasıl yatırdığını. Ellerini nereye koyduğunu. Nasıl yavaşça bastırdığını. O “çıt” sesini. “Yedi yıldır yapıyor” dedim. “Belim artık hiç ağrımıyor.” “Muhteşem bir adam.” Masadakiler hayranlıkla bağırdı: “Allah, ne koca!” “Ben böyle adam bulsam başımın üstüne koyarım!” “Elif çok şanslısın ya!” Herkes beni kıskanıyordu. Ben de mutluluktan uçuyordum. Ama Selin… Selin hiç gülmüyordu. Yüzündeki renk saniye saniye çekiliyordu. Çatalı masanın üstünde durdu. Gözlerini kısarak bana baktı. “Elif.” Sesi değişmişti. Tamamen değişmişti. “Ne oldu?” dedim. “Bana tam olarak anlat.” “Ellerini nereye koyuyor?” “Nasıl bir kuvvet uyguluyor?” “O ses tam olarak nereden geliyor?” İçimde bir şey buz gibi oldu. Bilmiyorum neden. Ama Selin’in o bakışı… O bakış bir doktorun bakışıydı. Bir arkadaşın bakışı değil. “Belime ve kalça kemiğimin üstüne” dedim. “Kuvvet hafif.” “Ses… kalçamın ortasından geliyor galiba.” Selin’in yüzü bembeyaz oldu. Dudakları titredi. Elindeki çatal yere düştü. Çınnn. Herkes döndü baktı. Ama Selin sadece bana bakıyordu. Ve o bakışta hem korku vardı. Hem acıma. Hem de öfke. Birden ayağa kalktı. Bileğimi tuttu. Eli buz gibiydi. Ve titriyordu. “Benimle gel” dedi. “Şimdi.” Beni masadan kaldırdı. Restoranın tuvaletine doğru sürükledi. Arkamızdan “ne oluyor?” sesleri geliyordu ama Selin duymadı bile. Tuvalete girdik. Kapıyı kilitledi. Bana döndü. Ve yüzündeki ifade… Hayatım boyunca unutamayacağım o ifade… “Elif” dedi. Sesi titriyordu. “Kalça kemiklerinin kayması diye bir şey…” “O şekilde düzeltilmez.” “Hiçbir fizyoterapist, hiçbir ortopedist, hiçbir doktor…” “O anlattığın hareketi yapmaz.” Dünya durdu. “Ne… ne demek istiyorsun?” dedim. Sesim çıkmıyordu. “Elif, dinle beni.” Selin omuzlarımdan tuttu. “O anlattığın pozisyon, o el yerleşimi, o baskı…” “Bunlar kemik düzeltme değil.” Nefesim kesildi. “O zaman ne?” diye fısıldadım. Selin gözlerinin içine baktı. Ve söylediği cümle beni duvara yapıştırdı. Bacaklarım kesildi. Yere çöktüm. Selin’in sözleri kulaklarımda çınlıyordu. “Elif, kocan sana kemik düzeltme yapmıyor.” “O hareketler… kalça kemiklerini genişletme hareketleri.” “Doğum öncesi hazırlık tekniği.” “Yani kocan yedi yıldır senin bedenini hamilelık için hazırlıyor.” “Ve sen farkında bile değilsin.” Tuvaletin soğuk fayanslarının üstüne çökmüştüm. Dizlerimi göğsüme çektim. Titriyordum. “Bu… bu mümkün değil” dedim. “Kerem öyle biri değil.” “O beni seviyor.” Selin yere çömeldi karşıma. Ellerimi tuttu. “Elif, ben bu alanda on yıldır çalışıyorum.” “Anlattığın her detayı biliyorum.” “El pozisyonu, baskı noktası, o çıt sesi…” “Bunlar sakroiliak eklemi zorlamak için yapılıyor.” “Yani pelvik kemiklerini açmak için.” “Ve bunu haftada bir, yedi yıl boyunca yaparsan…” Durdu. Yüzünü çevirdi. Sanki söyleyeceği şey onu da hasta ediyordu. “Ne olur?” diye bağırdım. “Söyle!” “Pelvik taban kasların zayıflar.” “Kemik yapın kalıcı olarak değişir.” “Ve en önemlisi…” “Bunu bilinçli yapıyorlar.” “Bilinçli.” “Biri sana öğretmeden bu hareketleri bilemezsin.” İçimde bir şey kırıldı. Cam gibi. Paramparça. “Biri mi?” dedim. “Kim öğretmiş olabilir?” Ve o anda aklıma geldi. Hacer Hanım. Kayınvalidem. Her Cuma gecesi odamıza girmesi. Kalçalarıma bakması. “Maşallah, güzelce açılmış” demesi. “Torun müjdesi yakındır” demesi. O kemik suyu çorbaları. O bitkisel çaylar. O hurmalı sütler. Her şey birbirine bağlandı. Bir puzzle gibi. Ve tamamlanan resim o kadar korkunçtu ki kusacak gibi oldum. “Selin” dedim. “Kayınvalidem…” “Her Cuma gelip bakıyor.” “Kalçalarıma bakıyor.” “Memnun kalınca gülüyor.” Selin’in gözleri fal taşı gibi açıldı. “Allah kahretsin” dedi. “Bu bir aile projesi.” “Elif, seni dinle.” “Bu sadece kocanın işi değil.” “Kayınvaliden de biliyor.” “Belki de fikir ondan çıkıyor.” Midem bulandı. Gerçekten bulandı. Tuvaletin lavabosuna koştum. Kustum. Selin arkamdan geldi. Sırtımı sıvazladı. “Sakin ol” dedi. Ama kendi sesi de titriyordu. “Elif, sana bir şey daha söylemem lazım.” Lavaboya tutunarak doğruldum. Aynada kendime baktım. Gözlerim kıpkırmızıydı. Yüzüm bembeyazdı. “Bu teknik” dedi Selin. “İnternetten öğrenilecek bir şey değil.” “Bunu ya bir fizyoterapist öğretir, ya ebe, ya da…” “Eskiden köylerde yaşlı kadınlar yapardı.” “Gelinlerin ‘kalçalarını açmak’ için.” “Çoğu zaman gelinin haberi bile olmazdı.” “Koca yapar, kayınvalide kontrol ederdi.” Dünya başıma yıkıldı. “Yani Kerem…” “Yedi yıldır…” “Benim haberim olmadan…” “Bedenimi değiştiriyordu?” “Ve annesi bunu kontrol ediyordu?” Selin başını salladı. “Ve daha kötüsü var.” “Ne?” “O bitkisel çaylar, kemik suyu çorbaları…” “Bunların içine doğurganlığı artıran bitkiler konmuş olabilir.” “Elif, sana ilaç veriyorlar.” “Haberin olmadan.” Bacaklarım tutmadı. Yere düştüm. Selin beni tutmaya çalıştı ama ben zaten çökmüştüm. Tuvaletin zemininde oturmuş, titreyerek ağlıyordum. Yedi yıl. Yedi yıl boyunca ben mutlu bir evliliğim var sanıyordum. Yedi yıl boyunca kocam beni tedavi ediyor sanıyordum. Yedi yıl boyunca kayınvalidem beni kızı gibi seviyorum sanıyordum. Ama gerçek? Gerçek şuydu: Ben bir deney faresiydim. Bir üreme projesiydim. Ve en acı kısmı? Yedi yılda hamile kalamamıştım. Ve her ay reglim geldiğinde Hacer Hanım’ın yüzündeki hayal kırıklığını hatırladım. O yüz ifadesi… Şimdi her şeyi açıklıyordu.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.