Evlatlık kızımın beni huzurevine götürdüğünü sandım
“Nasıl yani?” Elvan dosyadaki diğer evrakları gösterdi. Sahte vekaletnameler. Tapu işlemleri. Banka başvuruları. Hepsinde benim adım vardı. Ama hiçbirinden haberim yoktu. “Kim yaptı bunu?” dedim. Elvan cevap vermeden önce gözleri doldu. “Dayım.” Murat’ın yıllardır görüşmediğimiz kardeşi Nihat. Onu en son cenazede görmüştüm. Sonrasında birkaç kez para istemiş, vermeyince de ortadan kaybolmuştu. Meğer kaybolmamış. Sessizce bekliyormuş. Yaşlandığımı, yalnız kaldığımı, hatırlama sorunları yaşadığımı duyunca fırsat kollamış. Bir emlakçıyla anlaşmış. Sahte belgeler hazırlatmış. Evin satış işlemlerini başlatmaya çalışmış. Benim ise hiçbir şeyden haberim yokmuş. Başımı ellerimin arasına aldım. “O yüzden mi son zamanlarda sürekli bir yerlere gidiyordun?” Elvan başını salladı. “Avukatlarla görüştüm. Savcılığa gittim. İmzaları incelettim. Seni korkutmak istemedim.” O an kızımın son aylardaki bütün sessizlikleri anlam kazandı. Benden uzaklaşmıyordu. Beni koruyordu. Hem de ben onun beni terk edeceğini düşünürken. Gözyaşlarımı tutamadım. “Ben sana ne kadar haksızlık etmişim.” Elvan sarıldı bana. Çocukken korktuğunda nasıl bana sığınıyorsa, şimdi ben ona sığınıyordum. “Hayır anne,” dedi. “Sen sadece korktun.” O sırada salondaki kadınlar yanımıza geldi. Sevim elini omzuma koydu. “Artık yalnız değilsin.” Başka bir kadın konuştu. “Yıllarca sen bizim yanımızda oldun.” Bir diğeri ekledi: “Şimdi sıra bizde.” O gece açılış töreni bittiğinde, bahçeye çıktım. Gökyüzünde yıldızlar vardı. Rüzgâr hafif hafif esiyordu. Binanın girişindeki tabelaya tekrar baktım. “Gülbahar Kadın Yaşam ve Eğitim Evi.” Hayatım boyunca büyük işler yaptığımı hiç düşünmemiştim. Ben sadece elimden geldiğince insanlara yardım etmiştim. Bir tabak yemek. Bir gece sığınacak oda. Bir harçlık. Bir omuz. Bir dua… Meğer insanın bıraktığı iz, sandığından çok daha büyük oluyormuş. Elvan yanıma geldi. Koluma girdi. “Ne düşünüyorsun anne?” Gözlerimi tabeladan ayırmadan gülümsedim. “Murat beni şimdi görseydi çok gurur duyardı.” Elvan da gökyüzüne baktı. “Bence görüyor.” İkimiz de bir süre sessiz kaldık. Sonra ilk kez aylar sonra içimde gerçek bir huzur hissettim. Çünkü anladım ki… İnsan yaşlanınca değerini kaybetmiyormuş. Sadece yıllarca ektiği iyiliklerin çiçek açtığını görmeye biraz daha yaklaşıyormuş.