Kapı ana giriş kapısı yavaşça açıldı
“İyi biri ama biraz kontrolcü” derdim. “Annesi sert ama aileci” derdim. Kendime yalan söylerdim. Mert yaklaştı. — Elif, bu kontrolden çıkıyor. Evet konuştum, evet araştırdım ama senin için. Bu kadar büyük bir oteli— — Hayır. Baktım. — Senin hırsını benim iyiliğim gibi anlatmana izin vermeyeceğim. Fatma burun kıvırdı. — Ne çabuk öğrendi büyük laf etmeyi. Büyükannem ona döndü. — Fatma, on dakika içinde bu evden çıkıyorsun. — Ne? — Mert, sen de yarına kadar kişisel eşyalarını alırsın. Kullanım sözleşmesi Elif adına. Bundan sonra bu eve kimin girip çıkacağına o karar verir. Mert’in yüzü kızardı. —Ben onun eşiyim. —Şimdilik —dedim. Herkes bana baktı. Ben bile kendimi farklı duydum. Şimdilik. Mert sesini alçalttı. —Beni küçük bir tartışma yüzünden boşayamazsın. —Bu bir tartışma değildi. Bir ifşaydı. —Elif, iyi düşün. Ben olmadan o dünyada nasıl hareket edeceğini bilmiyorsun. Büyükannem gülümsemeyi bıraktı. —Yanılıyorsun Mert. Elif oteli senden daha iyi tanıyor. Mert alaycı bir kahkaha attı. —Affedersin? Büyükannem bana baktı. —Benimle geçirdiğin yazları hatırlıyor musun? Başımı yavaşça salladım. Tabii ki hatırlıyordum. On, on iki, on beş yaşlarımda… Boğaz Grand Oteli’nin koridorlarında koşardım. Büyükannem mutfakları, çamaşırhaneyi, rezervasyonları, çiçekleri, maaşları, odaları kontrol ederdi. Resepsiyon şefi Ramazan’la oturup Fransız misafirlerin şikâyetlerinin nasıl çözüldüğünü izlerdim. Etkinliklerde Sibel’e peçete katlamada yardım ederdim. Büyükannemin zeytinyağı, şarap ve çarşaf tedarikçileriyle yaptığı görüşmeleri dinlerdim. Ben bunun oyun olduğunu sanırdım. —Tatil değildi —dedi büyükannem—. Eğitimdi. Boğazım düğümlendi. —Ne? —Sana öğrettiğimi söylemeden öğrettim. Daha çarpmayı doğru yapmayı bilmeden doluluk oranını okurdun. Bir şikâyetin sahte olduğunu sadece ses tonundan anlardın. On altı yaşında çiçek sözleşmesinde bir hata bulup masrafların iki kez yazıldığını fark etmiştin. İrem gülümsedi. —O sözleşme hâlâ arşivde. Mert bana sanki ilk kez görüyormuş gibi baktı. Ama sevgiyle değil. Öfkeyle. Çünkü evindeki “bilgisiz” kadının aslında hiçbir zaman bilgisiz olmadığını yeni anlamıştı. —Benim torunum eksiklerini öğrenebilir —dedi Ayşe— ama Mert’in öğrenemeyeceği şey dürüstlüktür. Fatma bağırdı: —Oğluma hakaret ettirmem! Büyükannem bir adım yaklaştı. —Ben içeri girdiğimden beri siz de torunuma hakaret etmekten başka bir şey yapmadınız. Fatma elini bana doğru kaldırdı. —O bu soyadı olmasa hiçbir şey değil. Büyükannem hafifçe güldü. —Fatma, yüz elli milyon euroluk oteli alan soyadı zaten benimki. Oda sessizleşti. Avukat Demir saatine baktı. —Ayşe Hanım, güvenlik aşağıda. Mert’in gözleri büyüdü. —Güvenlik mi? —Evet —dedim. Söz ağzımdan istemsiz çıktı. Herkes bana döndü. Derin bir nefes aldım. —Evet. Yukarı çıksınlar. Mert bir adım attı. —Elif. —Hayır. —Ben senin eşinim. —Sen, mirasımı vermediğim için beni boşamakla tehdit eden adamsın. —Anlık bir sinirdi. —Hayır. Gerçeğin aceleye uğramış haliydi. Cümle onu vurdu. Fatma ağlamaya başladı. Ama pişmanlıktan değil. Öfkeden. —Evliliğini büyükannenin kaprisi yüzünden mahvediyorsun. Ona baktım. —Hayır Fatma. Evliliğim, sizin çantanızı masama koyup oğlunuzla hayatımı paylaşmaya karar verdiğiniz anda bitti. Güvenlik geldi. İki siyah giyimli, sakin adam. Mert kıpırdamadı. —Ben buradan çıkmam. Demir ona bir kâğıt uzattı. —O zaman izinsiz işgal olarak kayda geçer ve yasal süreç başlar. Ayrıca salonda kameralar var. Söylenen her şey kayıt altında. Fatma dondu. —Kameralar mı? Büyükannem kaşını kaldırdı. —Ev güvenlik sistemli. Girdiğiniz gün söylemiştim. Güç bende sananlar dinlemez. Mert etrafa baktı. İlk kez kendi sözlerinden korktu. —Elif, konuşabiliriz. —Yarın. Avukatlarla. —Bunu bana yapma. —Sen bana ya itaat ya boşanma seçeneğini sundun. Ben seçtim. Yutkundu. —Peki otel? —Otel tartışma konusu değil. —Biz? Büyükanneme baktım. Sonra ona. Sevdiğim adama. Beni küçülten adama. Beni koruduğunu söyleyen ama beni her gün biraz daha görünmez yapan adama. —Biz de değiliz —dedim. Mert bembeyaz oldu. Fatma koluna yapıştı. —Gidelim. Bu kız delirmiş. Mert bir an hareket etmedi. Bir şey söylemek istedi. Bir tehdit. Bir rica. Ya da eski alışkanlığıyla bir üstünlük cümlesi.