KOCAM DÜN TELEFONUNU KAYBETTİ

Hatırladıkça midem bulanıyordu. Tam o sırada kendi telefonum çaldı. Arayan Demir'di. Telefonu açtım. "Hayatım, bir gelişme var mı? Telefonumu bulan olmadı mı?" Sesindeki endişe artık bana bambaşka geliyordu. "Hayır," dedim. "Henüz kimse aramadı." Derin bir nefes verdiğini duydum. "Peki. Ben birazdan telefon hattımı kapattıracağım. Bulunursa bana haber ver." Ardından hiç beklemediğim bir soru sordu. "Bu arada, bugün dışarı çıkacak mısın?" "Neden?" "Öylesine sordum. Akşam biraz geç gelebilirim." Telefonu kapattığımızda kararımı vermiştim. Mesajları gönderen kadınla görüşecektim. Numarayı aradım. Telefon üçüncü çalışta açıldı. "Alo, Demir?" Kadının sesi heyecanlıydı. "Hayır," dedim. "Ben Demir'in karısıyım." Karşı tarafta uzun bir sessizlik oldu. Sonra kadının nefesinin değiştiğini duydum. "Sanırım artık konuşmamızın zamanı geldi," dedi. Bir saat sonra küçük bir kafede buluştuk. Kadının adı Selin'di. Otuzlu yaşlarının sonlarındaydı. Karşıma oturduğunda ellerinin titrediğini fark ettim. "Demir'le ne zamandır birliktesiniz?" diye sordum. Selin gözlerini masaya indirdi. "Dokuz yıldır tanışıyoruz." Dokuz yıl! Sanki biri göğsümün ortasına ağır bir taş bırakmıştı. "Defne sizin kızınız mı?" Başını salladı. "Peki, Demir onun babası mı?" Gözleri doldu. "Evet." Söylediği kelimeyi duymama rağmen birkaç saniye boyunca anlamını kavrayamadım. Demir'in başka bir kadından çocuğu vardı. Üstelik küçük kız altı yaşındaydı. "Her şeyi anlatacaksınız," dedim. "Hiçbir şeyi saklamadan." Selin derin bir nefes aldı. Dokuz yıl önce Demir'le çalıştıkları bir şirketin düzenlediği toplantıda tanışmışlardı. İlişkileri başladığında Demir kendisine evli olmadığını söylemişti. Altı ay sonra gerçeği öğrenmişti. Ancak o zamana kadar Demir'e âşık olmuştu. "Onu terk etmeye çalıştım," dedi. "Ama sürekli boşanacağını söylüyordu. Bana biraz zaman vermemi istedi." Selin hamile kaldığında Demir'in hayatının değişeceğine inanmıştı. Ancak kızları doğduktan sonra bile hiçbir şey değişmemişti. Demir iki ayrı hayat yaşamaya devam etmişti. Bir tarafta benimle kurduğu evlilik, diğer tarafta Selin ve Defne vardı. "Öyleyse dün neden hastanedeydiniz?" Selin'in yüzü bir anda değişti. Çantasından katlanmış bir kâğıt çıkardı. "Defne'nin ameliyat olması gerekiyor." Kâğıdı bana uzattı. Küçük kızın doğuştan gelen bir sağlık sorunu vardı. Doktorlar uzun süredir takip ediyorlardı. Ancak son muayenede ameliyatın daha fazla ertelenmemesine karar verilmişti. "Dün Demir'i bu yüzden çağırdım. Artık kızımızın yanında gerçekten bir baba olmasını istiyorum." Bir süre ikimiz de konuşmadık. Sonra Selin ağlamaya başladı. "Size bunları söylemek istemezdim. Ama artık yoruldum. Kızım her akşam babasının neden bizimle yaşamadığını soruyor. Demir ise ona sürekli çalıştığını söylüyor." O anda içimdeki öfkeye başka bir duygu karıştı. Karşımda oturan kadın da yıllardır aynı adamın yalanlarıyla yaşamıştı. Ancak bu, yaşadıklarımızı değiştirmiyordu. "Benim çocuk sahibi olamadığımı biliyor muydunuz?" diye sordum. Selin şaşkınlıkla yüzüme baktı. Başını iki yana salladı. "Demir bana sizin çocuk istemediğinizi söyledi." Acı acı güldüm. Hayatımın en büyük üzüntüsünü bile başka bir kadına yalan söylemek için kullanmıştı. Kafeden ayrıldığımda artık ağlamıyordum. Demir'le konuşmadan önce yapmam gereken son bir şey vardı. Eve döndüm ve çalışma odasındaki dolabın kilitli çekmecesini açtım. Anahtarın nerede olduğunu biliyordum. Çekmecede şirket evrakları, birkaç eski fotoğraf ve kalın bir dosya vardı. Dosyayı açtım. İçinde Selin adına yapılmış banka havaleleri, Defne'nin okul kayıtları ve özel hastane faturaları bulunuyordu. Ancak en altta gördüğüm belge karşısında yeniden sarsıldım. Demir, üç yıl önce benim adıma düzenlenmiş sahte bir imzayla ortak birikim hesabımızdan büyük miktarda para çekmişti. O tarihte bana kötü bir yatırım yaptığımızı söylemişti. Meğer yıllarca birlikte biriktirdiğimiz paranın bir bölümünü ikinci ailesi için kullanmıştı. İhanetin büyüklüğünü o anda anladım. Demir yalnızca kalbimi kırmamıştı. Bana ait olan hayatın kontrolünü de elimden almıştı. Akşam eve geldiğinde beni salonda beklerken buldu. Elimde telefonunu tutuyordum. Demir kapının önünde hareketsiz kaldı. "Telefonumu bulmuşsun." "Evet," dedim. "Çınar Sokak'taki klinikte bulunmuş." Yüzündeki bütün renk çekildi. "Ben açıklayabilirim." Telefonu masaya bıraktım. "Defne altı yaşında, değil mi?" Gözlerini kapattı. O an her şeyi bildiğimi anlamıştı. Önce özür diledi. Ardından beni kaybetmekten korktuğu için yalan söylediğini anlattı. Selin'le ilişkisinin çoktan bittiğini iddia etti. Ancak artık söylediklerinin hiçbir önemi yoktu. "Sen beni kaybetmekten korkmadın Demir," dedim. "Sen iki hayatından birini seçmek zorunda kalmaktan korktun." Önüne banka evraklarını koydum. "Üstelik benim imzamı da taklit etmişsin." İlk kez verecek bir cevap bulamadı. O gece bavulunu hazırlamasını istedim. Gitmeden önce kapıda durdu. "Bunca yılı gerçekten çöpe mi atacaksın?" Yüzüne baktım. "Hayır. Bunca yıldan geriye kalan kendimi kurtaracağım." Sonraki haftalarda bir avukata başvurdum. Boşanma işlemlerini başlattım ve hesabımızdan iznim dışında çekilen parayla ilgili gerekli belgeleri teslim ettim. Kolay olmadı. Bazı sabahlar uyandığımda hâlâ Demir'in mutfaktan gelen sesini duymayı bekliyordum. Bazı akşamlar ise yıllarca paylaştığımız evin sessizliği dayanılmaz geliyordu. Ancak zamanla başka bir şey fark ettim. Artık kimsenin eve neden geç geldiğini düşünmüyordum. Kimsenin telefonunu saklamasından şüphelenmiyordum. Ve en önemlisi, kendimi başka bir kadının hayatıyla karşılaştırmıyordum. Birkaç ay sonra Selin'den bir mesaj aldım. Defne'nin ameliyatı başarılı geçmişti. Küçük kız iyileşiyordu. Mesajın sonunda bana teşekkür etmişti. Çünkü ayrılmadan önce Demir'e tek bir şey söylemiştim: "Benimle nasıl bir hayat yaşadığını unutabilirsin. Ama kızının babası olduğunu asla unutamazsın." Selin'in mesajını okuduktan sonra uzun süre pencerenin önünde oturdum. O küçük kızın hiçbir suçu yoktu. Benim de yoktu. Bir adamın yalanlarının bedelini ikimizin de ödemesi gerekmiyordu. O gün eski fotoğraf albümlerimi çıkardım. Demir'le çekildiğimiz fotoğraflara bakarken ilk defa öfke yerine hüzün hissettim. Çünkü fotoğraflardaki kadın gerçekten mutluydu. Sevdiğine inanmıştı. Geleceğine güvenmişti. O kadına kızmadım. Albümü kapatıp yeni aldığım boş defteri açtım. İlk sayfasına yalnızca bir cümle yazdım: "Bazen kaybolan bir telefon, insanın yıllardır kaybettiğinin farkında bile olmadığı kendisini bulmasını sağlar." Demir'in telefonunun bulunduğu gün evliliğim bitmişti. Ama benim hayatım, işte o gün yeniden başlamıştı.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.