Kocam içimde tam dün gece saat 22:00’de, kendi ellerimizle seçtiğimiz o koltukta öldü
Kocam içimde tam dün gece saat 22:00’de, kendi ellerimizle seçtiğimiz o koltukta öldü.Kan yoktu, silah sesi yoktu ama ekrana baktığımda göğüs kafesim binlerce parçaya ayrıldı.O korkunç sır gözlerimin önünde patladı ve 5 yıllık evliliğimizi bir göz kırpma süresinde kül etti.Oturma odasında oturmuş, sıcak elma çayımı yudumluyordum. Kocam Ömer banyodaydı. Sehpanın üzerindeki telefonu birden aydınlandı. Facebook’tan bir bildirim gelmişti. Kocasını kıskanan, eşyalarını karıştıran kadınlardan asla olmamıştım. Ama içimden bir ses bir şeylerin ters gittiğini fısıldadı. Telefonu elime aldım. Yer ayağımın altından kaydı. Bu, Ömer’in geçen hafta Kadıköy’de çektiği bir sel fiyidi. Ve hemen yorum kısmında, “Selin_Gül” isimli bir hesap şunları yazmıştı: “Seni seviyorum, benim yakışıklı tombişim benim.Başım döndü. Kalbim göğüs kafesimden fırlayacak gibi delicesine atmaya başladı. Ama en korkunç, beni nefessiz bırakacak kadar canımı yakan şey, Ömer’in hemen altındaki cevabı oldu: “Ben de seni daha çok, kraliçem.Herkesin gözü önünde alenen cevap vermişti. Ailemin, arkadaşlarımın, İstanbul’daki komşularımızın gözü önünde. Bir erkek olarak haysiyeti, bu karısına olan saygısı, hepsi bir anda yok olmuştu. Hatta Marta teyzem bile çoktan görüp şaşkınlık içinde bir yorum bırakmıştı: “Bu kim ki?Yok olmak istedim. Toprak yarılsın da içine gireyim istedim. Aşağılanmışlık, acı ve öfke boğazımda düğümlendi. Banyodaki su sesinin kesildiğini duydum. Kapı açıldı. Ömer, saçlarını havluyla kurulayarak dışarı çıktı; evliliğinin idam fermanının az önce imzalandığından tamamen habersizdi. Ayağa kalktım, ellerim titreyerek telefonu doğrudan yüzüne doğru uzattım. “Bu ne?” diye kükredim, sesim öfkeden çatallanmıştı. “Ömer, ne demek bu?!” Ömer’in yüzü anında pembeden bir ceset gibi bembeyaz bir renge döndü. Kekeledi, elindeki havlu yere düştü. Ve sonra, dünyadaki tüm hainlerin o klasik, ucuz tiyatrosunu oynamaya başladı: “Gül, sakin ol aşkım! Düşündüğün gibi değil!” “Bir hata! Sadece anlık bir hataydı!” “Vallahi billahi seni seviyorum Gül!” Gülünç. Herkesin önünde onurumu ayaklar altına aldıktan sonra yemin ediyordu. Karşısında ağlamadım. Ona zayıflığımı göstermek istemedim. Telefonu üzerine fırlatıp arkamı döndüm. Sonraki üç gün boyunca evimiz buz gibi bir cehenneme döndü. Yalnız kaldığımda ağladım, çığlık attım, eşyaları yumrukladım. Ama hayat devam ediyordu. Bir yandan ağlıyor, bir yandan Sezen Aksu’nun hüzünlü şarkılarını dinleyerek mutfağı temizliyordum. Bir kadın acıdan ölse bile o kirli bulaşıklar yıkanmak zorundaydı. Hayatın en acı verici cilvesi buydu.