Kocamın metresi öldü

Sadece: “Onlarla konuşma.” Kalbim deli gibi çarpmaya başladı. “Neden?” “Çünkü acı çekiyorlar.” “Neden korkuyorsun?” Kısa bir sessizlik oldu. Sonra gözlerini kaçırdı. Ve ben o anda anladım. Mesajdaki insanlar yalan söylemiyordu. Yalan söyleyen kişi karşımda duruyordu. Telefon tekrar çaldı. Bu kez aramaydı. Defne’nin annesi. Birkaç saniye ekrana baktım. Sonra kabul ettim. Karşı taraftan ağlayan bir kadın sesi geldi. “Maral…” Kadın adımı söyler söylemez ağlamaya başladı. “Ne oldu?” dedim. “Size ulaşmaya çalışıyorduk.” Emre bağırdı. “Telefonu kapat!” Onu duymamazlıktan geldim. Kadın devam etti. “Kızım ölmeden önce bir mektup bıraktı.” Boğazım düğümlendi. “Ve o mektup senin için.” Dizlerim zayıfladı. Yatağın kenarına oturdum. “Benim için mi?” “Evet.” “Neden?” Kadının cevabı hayatımın yönünü değiştirdi. “Çünkü kızım sana ihanet ettiğini biliyordu.” Sessizlik. Derin. Ağır. Öldürücü bir sessizlik. Sonra kadın fısıldadı. “Ama Emre’nin ona yaptıklarını da biliyordu.” Başımı kaldırdım. Emre bana bakıyordu. Gözlerinde panik vardı. İlk kez gerçek korkuyu görüyordum. “Ne demek istiyorsunuz?” Kadın hıçkırdı. “Emre kızımı yıllarca manipüle etti.” Kalbim sıkıştı. “Nasıl yani?” “Kızım hamile kaldığında bebeği aldırmak istedi.” Şok içinde kaldım. Çünkü Emre bana biraz önce bambaşka bir hikâye anlatmıştı. “Kızım kabul etmedi.” Kadın devam etti. “Sonra Emre ona evleneceğini söyledi.” Yüzüm buz kesti. “Ne?” “Evet.” Odam dönmeye başladı. “Defalarca söz verdi.” Emre bağırdı. “Yeter artık!” Kadın onun sesini duyunca daha da öfkelendi. “Sus!” İlk kez onun da bağırdığını duydum. “Kızım öldü!” Sessizlik oldu. “Ve ölmeden önce bütün gerçeği yazdı.” Telefon elimden düşecek gibiydi. “Gerçek ne?” Kadın cevap vermeden önce ağladı. Sonra fısıldadı. “Emre hiçbir zaman Sofya’yı istemedi.” O an salondan küçük bir kahkaha sesi geldi. Sofya çizgi film izliyordu. Masumca. Hiçbir şeyden habersiz. Benim gözlerim doldu. Kadın devam etti. “Defne yıllarca yalnız kaldı.” “Hayır…” dedim. “Emre sadece para gönderdi.” Her kelime bir bıçak gibiydi. “Doğum günlerinin çoğuna gelmedi.” “Yalan.” “Doktor randevularının yarısını kaçırdı.” “Yalan.” “Ve son bir yıldır kızımla evlenmeyi tamamen reddetti.” Başımı Emre’ye çevirdim. Bu kez inkâr etmiyordu. Konuşmuyordu. Sadece susuyordu. Ve suskunluğu her şeyi anlatıyordu. Telefon görüşmesi bittikten sonra odada ölüm sessizliği vardı. Dakikalar geçti. Kimse konuşmadı. Sonunda Emre derin bir nefes aldı. “Onlar abartıyor.” Gözlerime baktı. “Defne beni seviyordu.” Gülmeye başladım. Ama bu normal bir gülüş değildi. İnsan bazen o kadar fazla acı çeker ki ağlayamaz. Ben de öyle gülüyordum. Kırılmış bir insan gibi. “Dışarı çık.” “Maral…” “Dışarı çık.” “Dinle beni.” “Dışarı çık!” Bu kez bağırdım. Emre aşağı indi. Valizini aldı. Sofya’yı kucağına aldı. Kapıya yöneldi. Ama tam çıkarken küçük kız bana baktı. Kocaman gözleri vardı. Defne’nin gözleri. Bir saniye boyunca bana baktı. Sonra minicik sesiyle konuştu. “Anne?” Dünya durdu. Gerçekten durdu. Ben nefes almayı unuttum. Emre dondu. Küçük kız gülümsedi. “Anne.” Bir kez daha söyledi. Çünkü Defne ona fotoğraflar göstermişti. Benim fotoğraflarımı. O an gözlerimden yaşlar boşaldı. Çocuk hiçbir şey bilmiyordu. Hiçbir suçu yoktu. Ama yine de onun varlığı canımı yakıyordu. Emre hızla kapıyı açtı. Ve gitti. Ben yere çöktüm. Saatlerce ağladım. O gece uyumadım. Ertesi sabah Defne’nin ailesiyle buluşmaya karar verdim. İzmir’e gittim. Yol boyunca midem düğüm düğüm oldu. Onların evine vardığımda yaşlı çift beni kapıda karşıladı. İkisi de yıllarca yaşlanmış gibiydi. Beni içeri aldılar. Defne’nin annesi bana bir zarf uzattı. “Eğer hazır değilsen okuma.” Ama hazır olup olmamamın önemi yoktu. Artık gerçeği bilmek zorundaydım. Zarfı açtım. Mektubu çıkardım. Defne’nin el yazısıydı. Titreyen satırları okumaya başladım. “Maral…” İlk satırı görünce boğazım düğümlendi. “Bu mektubu okuyorsan, muhtemelen ben artık hayatta değilim.” Gözlerim bulanıklaştı. “Öncelikle senden özür dilerim.” Sayfalar ilerledikçe nefes almak zorlaştı. Defne her şeyi anlatıyordu. Nasıl pişman olduğunu. Nasıl yıllarca suçluluk duyduğunu. Nasıl benim yerimde olmak istemediğini. Ama sonra mektubun son kısmına geldim. Ve orada yazan şey beni yerimden kaldırdı. Çünkü Defne son sayfada bambaşka bir sırrı açıklıyordu. Öyle bir sır ki… Ben bile buna hazır değildim. Mektupta şöyle yazıyordu: “Maral, Sofya hakkında bilmediğin bir şey var.” Kalbim hızlandı. Sayfaya yaklaştım. Ve sonraki cümleyi okuduğum anda elimdeki mektup yere düştü. Çünkü Defne’nin yazdığı şey şuydu: “Emre’nin yıllardır sakladığı tek çocuk Sofya değil.” Odam dönmeye başladı.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.