Kocamla birlikte tam 40 yıl sonra
“Gerçeği gerçekten öğrenmek istiyor musun?” Kanım dondu. Yavaşça arkamı döndüm. Taner birkaç metre arkamızda duruyordu. Ama beni asıl korkutan onun orada olması değildi. Elinde tuttuğu eski fotoğraftı. Fotoğraftaki genç kadının yüzünü gördüğüm anda dizlerimin bağı çözüldü. Çünkü o yüzü hayatımda daha önce yalnızca bir kez görmüştüm… Ve o kişinin 40 yıl önce öldüğünü sanıyordum. Fotoğrafa bakarken ağzımdan tek bir kelime çıktı. “Selma…” Taner gözlerini kapattı. Garson ise neye tanık olduğunu anlamaya çalışır gibi ikimize bakıyordu. Selma benim kız kardeşimdi. Benden üç yaş küçüktü. Kırk yıl önce, Taner’le evlendiğimiz yıl hayatını kaybetmişti. En azından ben öyle biliyordum. Balayından döndükten yalnızca iki hafta sonra ailem beni aramıştı. Babamın sesi hâlâ kulaklarımdaydı. “Selma’yı kaybettik.” O dönemde başka bir şehirde yaşıyordu. Ailem, geçirdiği ağır bir trafik kazasının ardından hastanede öldüğünü söylemişti. Ben cenazesine bile yetişememiştim. Annem, “Onu o halde görmeni istemedik.” demişti. Kapalı tabutla yapılan cenazede saatlerce ağlamıştım. Şimdi ise Taner’in elindeki fotoğrafta kız kardeşim vardı. Üstelik fotoğraf eski değildi. Selma, yaklaşık yirmili yaşlarının sonunda değil, altmışlarında görünüyordu. Ellerim titremeye başladı. “Bu fotoğraf ne zaman çekildi?” Taner cevap vermedi. Üzerine yürüdüm. “Bu fotoğraf ne zaman çekildi, Taner?” “Üç yıl önce.” Dizlerimdeki gücün çekildiğini hissettim. Duvara yaslandım. “Selma… yaşıyor mu?” Taner yavaşça başını eğdi. “Evet.” Sanki biri göğsümün ortasına ağır bir taş bırakmıştı. Kırk yıldır kardeşime yas tutmuştum. Doğum günlerinde onu düşünmüştüm. Annem öldüğünde mezarının başında Selma’yla tekrar kavuşacağına inanarak teselli bulmuştum. Ve şimdi kocam bana onun yaşadığını söylüyordu. Birden öfkem korkumun önüne geçti. “Sen bunu biliyordun.” Taner başını kaldırdı. “Evet.” “Ne zamandır?” Cevabını duymaktan korkuyordum. “Yaklaşık otuz sekiz yıldır.” Elimi kaldırıp ona tokat attığımı ancak avucumdaki acıyı hissedince fark ettim. Garson birkaç adım geri çekildi. Taner ise kıpırdamadı. “Otuz sekiz yıl mı?” Sesim çatladı. “Ben kardeşimin mezarına çiçek götürürken sen onun yaşadığını biliyor muydun?” “Biliyordum.” “Annem her ölüm yıl dönümünde ağlarken biliyor muydun?” “Evet.” “Peki neden sustun?” Taner başını eğdi. “Çünkü Selma bana söz verdirdi.” Acı acı güldüm. “Ne kadar güzel. Demek kırk yıllık karından sakladığın sırrın bahanesi buydu.” Arkamı dönüp gitmeye çalıştım. Taner koluma dokundu. Elini sertçe ittim. “Dokunma bana.” “Olay sandığın gibi değil.” “O zaman anlat!” Sesim otelin arka bahçesinde yankılandı. Taner derin bir nefes aldı. “Balayımızdan birkaç ay önce Selma beni buldu.” Şaşkınlıkla ona baktım. “Neden?” “Çünkü büyük bir hata yapmıştı.” Taner cebinden katlanmış eski bir mektup çıkardı.