2000 YILINDA SOKAKTA YAŞAYAN GENÇ BİR ADAM

"Naciye Hanım, kutuya bakmadan önce size söylemem gereken çok önemli bir şey var. Sarp, o gün sizinle karşılaştığında sandığınız gibi tesadüfen orada değildi!" Adamın bu sözleri üzerine nefesim kesildi. Elimde tuttuğum kutuya, ardından yüzüne baktım. Yirmi altı yıldır zihnimin bir köşesinde yaşayan o genç adamla ilgili ne saklıyor olabilirdi? "Ne demek istiyorsunuz? Sarp nerede? Neden kendisi gelmedi?" Adam beni kolumdan tutarak salondaki koltuğa oturttu. Mutfağımızdan sesleri duyan kocam ve kızım da yanımıza gelmişti. "Benim adım Arda. Sarp Bey'in avukatıyım. Aynı zamanda yirmi yıldır en yakın arkadaşıyım." Kalbim hızla çarpmaya başladı. "Sarp'a bir şey mi oldu?" Arda başını eğdi. "Üç hafta önce geçirdiği bir trafik kazasında hayatını kaybetti." Duyduklarımla sarsıldım. Yalnızca birkaç dakika tanıdığım bir insanın ölüm haberi neden bu kadar canımı yakmıştı? Belki de Sarp, benim için daima oğlumun montunu giyen o çaresiz genç olarak kalmıştı. Arda, gözyaşlarımı silmem için bana bir mendil uzattı. "Sarp, sizinle tanıştığı günü hayatının dönüm noktası olarak anlatırdı. Ancak size söylemediği çok önemli bir şey vardı." Çantasından eski bir fotoğraf çıkardı. Fotoğrafa baktığım anda ellerim titremeye başladı. Oğlum Tufan, tanımadığım genç bir adamla yan yana duruyordu. İkisi de gülümsüyordu. Fotoğrafın arkasında oğlumun el yazısıyla yazılmış bir tarih vardı. Ölümünden yalnızca iki ay öncesi! "Bu genç Sarp mı?" diye fısıldadım. Arda başını salladı. Meğer oğlum, hastalanmadan önce haftada birkaç gün bir yardım kuruluşunda gönüllü olarak çalışıyormuş. Sokakta yaşayan gençlere yemek dağıtıyor, iş bulmalarına yardımcı olmaya çalışıyormuş. Sarp'la da orada tanışmış. Sarp henüz on dokuz yaşındaymış. Babasını küçük yaşta kaybetmiş, annesi tarafından terk edilmiş ve uzun süredir sokaklarda yaşıyormuş. Tufan ona yalnızca yemek vermekle kalmamış. Okula devam etmesi için cesaretlendirmiş, iş başvurularında yardımcı olmuş ve kendi harçlığından para biriktirerek ona ayakkabı almış. Bütün bunları bana neden anlatmadığını düşündüm. Arda sanki aklımdan geçenleri anlamıştı. "Tufan, yaptığı iyiliklerin bilinmesinden hoşlanmazmış. Sarp'a da annesinin kendisini böyle yetiştirdiğini söylermiş." Gözlerim yeniden doldu. Ancak asıl şaşkınlığı henüz yaşamamıştım. Arda, oğlumun hastaneye kaldırıldığı gün Sarp'ın da hastaneye geldiğini söyledi. Oğlum, durumunun ağırlaştığını öğrendiğinde Sarp'la yalnız konuşmak istemiş. O konuşmada ona bir ricada bulunmuş. "Eğer bana bir şey olursa annemi bul. Onun çok iyi bir insan olduğunu biliyorum ama bazen kendisini düşünmeyi unutuyor. Bir gün kendisini tamamen yalnız hissederse yanında ol." Tufan'ın son günlerinde böyle bir konuşma yaptığından hiç haberim olmamıştı. "Demek o gün beni özellikle arıyordu!" Arda başını salladı. "Sarp, oğlunuzun ölümünden sonra sizi bulmaya çalışmış. Ancak yardım kuruluşundan yalnızca çalıştığınız iş yerinin adresini öğrenebilmiş." O gün işten kovulduğum için binanın önünde saatlerce beni beklemiş. Üzerinde oğlumun kendisine bağışladığı mont varmış. Akşam olduğunda umudunu kaybederek yürümeye başlamış. Tam o sırada karşısına çıkmışım. "Bu montu nereden buldun?" diye sorduğumda neden korktuğunu şimdi anlıyordum. Arda konuşmasını sürdürdü. "Sarp, size gerçeği anlatmaya cesaret edememiş. Çünkü oğlunuzun ölümünden hemen sonra, onunla ilgili anıları hatırlatarak acınızı artırmaktan korkmuş." Kutunun üzerindeki monta dokundum. Oğlumun ellerini bir kez daha tutabilmek için neler vermezdim! Ancak hâlâ anlayamadığım bir şey vardı. "Ben ona sadece on lira verdim. Bu kutunun içinde ne var?" Arda derin bir nefes aldı.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.