Kolumu kırdım ve eşimden beş aylık ikizlerimize
“Kolumu kırdım ve eşimden beş aylık ikizlerimize bakarken bana yardım etmesini istedim. Ancak bunu reddedip soğuk bir şekilde, ‘Annelerin hastalık izni olmaz!’ dedi. Ben de ona unutamayacağı bir ders vermeye karar verdim.” O akşam salondaki masanın üzerinde duran şeyi gördüğünde Baran’ın neden yüzünün bembeyaz olduğunu çok iyi biliyordum. Masanın üzerinde çocukların mama saatlerinden doktor randevularına, gece uyanmalarından alt değiştirme düzenine kadar her şeyi tek tek yazdığım kalın bir dosya vardı. Dosyanın hemen yanında da evin yedek anahtarı, annemin telefon numarası ve Baran’ın hiç beklemediği bir not duruyordu. Baran birkaç saniye hiçbir şey söylemeden dosyaya baktı. Sonra bana döndü. “Bu ne?” Sesindeki öfke açıkça duyuluyordu. “Okursan anlarsın.” Dosyanın ilk sayfasını açtı. En üstte büyük harflerle şunu yazmıştım: “İKİZLERİN BİR GÜNLÜK BAKIM PLANI” Baran alaycı bir kahkaha attı. “Bana çocuk bakma talimatı mı hazırladın?” “Hayır.” Çantamı omzuma takmaya çalışırken kırık kolum sızladı. “Sen zaten çocuk bakmanın hiçbir şey yapmak olduğunu söyledin. Ben de düşündüm ki bunu benden daha kolay yaparsın.” Baran bir anda sustu. Sonra gözleri çantama kaydı. “Nereye gidiyorsun?” “Annemlere.” Kaşları çatıldı. “Çocuklarla mı?” Başımı iki yana salladım. “Hayır. Çocuklar seninle kalacak.” İşte o an yüzündeki ifade değişti. Az önce beni küçümseyen adam gitmiş, yerine ne yapacağını bilemeyen biri gelmişti. “Şaka yapıyorsun.” “Hayır.” “İki bebekle beni yalnız mı bırakacaksın?” Bu kez ben ona, günler önce bana baktığı şekilde baktım. Omuz silktim. “Senin deyiminle, bütün gün evde oturup hiçbir şey yapmayacaksın.” Yüzü gerildi. “Ben yarın işe gideceğim!” “Ben de doktora gideceğim. Sonra dinleneceğim. Çünkü doktorun verdiği talimatlara uymadığım için kolumun daha kötü iyileşme riski var.” Baran masaya yumruğunu vurdu. “Hayır! Bunu bana yapamazsın! Buna nasıl cesaret edersin?” O anda şaşırtıcı şekilde sakin olduğumu fark ettim. Belki de insan yeterince yorulduğunda bağıracak gücü bile kalmıyordu. “Ben sana hiçbir şey yapmıyorum, Baran. Bunlar senin çocukların.” Tam o sırada bebeklerden biri ağlamaya başladı. Ardından diğeri de ona katıldı. Baran gözlerini tavana kaldırdı. “Şimdi ne istiyorlar?” Bu soru içimde bir şeyleri kopardı. Beş aydır her ağlamalarının tonundan bile neye ihtiyaçları olduğunu anlayacak hale gelmiştim. Ama babaları, kendi çocuklarına bakıp “Ne istiyorlar?” diyordu. “Dosyada yazıyor.” Kapıya yürüdüm. Baran arkamdan seslendi. “Gerçekten gidecek misin?” Durdum. Arkamı dönmeden cevap verdim. “Evet.” “Ne kadar kalacaksın?” “İki gece.” Bu kez sesi yükseldi. “İki gece mi?” “Evet.” “Ben bunu yapamam!” Yavaşça ona döndüm. “Ben kırık kolla yaptım.” Bir şey söyleyemedi. Kapıyı kapatıp çıktığımda ilk kez aylardır omuzlarımdaki ağırlığın bir kısmı kalkmış gibi hissettim. Ama bu bir intikam değildi. Baran’ın düşündüğü gibi onu cezalandırmak da istemiyordum.