MEZUNİYET TÖRENİNDE KUCAĞINDA BİR BEBEKLE SAHNEYE YÜRÜDÜ

“Bu dosyada Nisan'ın devamsızlık kayıtları yok,” dedi. “Bu dosyada onun başarısızlığı da yok.” Kısa bir süre sustu. “Bu dosyada hastane kayıtları, sosyal hizmet değerlendirmeleri ve Nisan'ın son bir yıldır verdiği mücadelenin belgeleri var.” Salon sessizdi. Artık kimse gülmüyordu. Tayfun Bey başka bir kâğıt çıkardı. “Ve bugün sabah bana ulaşan son belgeye göre, mahkeme bu bebeğin kalıcı velayetini Nisan Acar'a verdi.” Salonda bir uğultu yükseldi. Nisan şaşkınlıkla başını kaldırdı. “Ne?” Tayfun Bey gülümsedi. “Evet, Nisan. Sanırım bunu sen de ilk kez duyuyorsun.”Nisan'ın dudakları titredi. Aylardır karar bekliyordu. Her telefon çaldığında kalbi hızlanıyordu. Fakat mahkemenin sonucu bu kadar erken açıklayacağını bilmiyordu. Bebeğine baktı. Küçük kız hâlâ hiçbir şeyden habersiz uyuyordu. Nisan'ın gözlerinden yaşlar süzüldü. Tam o sırada salonun arka tarafından biri alkışlamaya başladı. Nisan dönüp baktığında bunun, aylar boyunca onunla alay eden sınıf arkadaşlarından Bora olduğunu gördü. Ardından başka biri alkışladı. Sonra bir başkası. Birkaç saniye içinde bütün salon ayağa kalkmıştı. Nisan'ın biraz önce duyduğu kahkahaların yerini uzun bir alkış almıştı. Fakat Tayfun Bey'in söyleyecekleri henüz bitmemişti. “Nisan'ın not ortalaması,” dedi, “bütün bu yaşadıklarına rağmen bölümünün en yüksek üç ortalamasından biri.” Salonda yeni bir alkış koptu. Nisan artık gözyaşlarını saklamaya çalışmıyordu. Tayfun Bey masasından diplomayı aldı. “Bu yüzden bugün ona yalnızca mezuniyet diplomasını vermiyoruz.” Bir kutu daha çıkardı. Nisan kutuya şaşkınlıkla baktı. “Üniversite yönetim kurulu ve mezunlar derneği ortak kararıyla Nisan'a yüksek lisans eğitimini tamamen karşılayacak bir burs verilmesine karar verildi.” Nisan eliyle ağzını kapattı. “Ben…” Sesi çıkmadı. Tayfun Bey yanına yaklaşarak diplomayı uzattı. “Bazen,” dedi, “insanların başarı dediği şey sadece sınavlardan yüksek not almak değildir. Bazen başarı, herkes sana bırakmanı söylerken bir insanın elini bırakmamaktır.” Nisan diplomasını aldı. Tam o sırada bebeği uyandı. Küçük kız gözlerini açıp Nisan'a baktı. Nisan onu alnından öptü. Salondan inerken öğrenciler yol açtı. Biraz önce onu telefonlarıyla kaydeden kişiler şimdi utançla ekranlarını indiriyordu. Bora yanına yaklaştı. “Nisan…” Nisan durdu. Bora gözlerini kaçırdı. “Ben… senin hakkında konuşanlardan biriydim.” Nisan cevap vermedi. “Özür dilerim.” Nisan birkaç saniye ona baktı. Sonra sakin bir sesle, “Bir daha birinin hikâyesini bilmeden onun hakkında karar verme,” dedi. Bora başını eğdi. Nisan yürümeye devam etti. Tören bittikten sonra kampüsün bahçesinde tek başına bir banka oturdu. Cübbesinin üzerine düşen güneş ışığına baktı. Bebeği kucağında yeniden uyumuştu. Bir yıl önce aynı çocuğu hastane odasında ilk kez kucağına aldığında hayatının dağıldığını düşünmüştü. Arkadaşlarını kaybetmişti. Geceleri uyuyamamıştı. Parasız kalmıştı. Bazen ders çalışırken bebeğin ağlamasıyla birlikte o da ağlamıştı. Defalarca yapamayacağını düşünmüştü. Ama her sabah yeniden kalkmıştı. Çantasından mahkeme kararının kopyasını çıkardı. Belgenin üzerinde artık resmî olarak kızının adı yazıyordu: Lina Acar. Nisan parmağını ismin üzerinde gezdirdi. “Artık gerçekten benim kızımsın,” diye fısıldadı. Lina uykusunda küçük parmaklarıyla onun cübbesini tuttu. Nisan gülümsedi. O anda üniversitenin girişinde asılı büyük mezuniyet pankartına baktı. Üzerinde tek bir cümle vardı: “Bugün bir son değil, yeni bir başlangıç.” Nisan o sözün ilk kez gerçekten ne anlama geldiğini hissetti. Çünkü o gün sahneden yalnızca bir diploma alarak inmedi. Bir yıl boyunca ona acıyanların, onu küçümseyenlerin ve hakkında konuşanların bilmediği şeyi sonunda kendisi de anlamıştı: Hayat bazen insana seçmediği bir sorumluluk verirdi. İnsan isterse ondan kaçabilirdi. Ya da onu sevgiyle kabul edip kendi yoluna dönüştürebilirdi. Nisan ikinci yolu seçmişti. Ayağa kalktı, diplomasını çantasına yerleştirdi ve kızını göğsüne yasladı. Sonra kampüs kapısından dışarı doğru yürümeye başladı. Arkasında dört yıllık üniversite hayatını bırakıyordu. Önünde nasıl bir hayat olduğunu ise bilmiyordu. Ama bu kez bundan korkmuyordu. Çünkü artık başarının herkesin alkışladığı anda değil, hiç kimsenin görmediği gecelerde vazgeçmemek olduğunu biliyordu. Ve yıllar sonra Lina ona o mezuniyet fotoğrafını gösterip, “Anne, o gün neden herkes sana bakıyordu?” diye sorduğunda Nisan sadece gülümseyecekti. Çünkü kızına anlatacağı hikâye, insanların ona neden güldüğüyle değil… bir annenin onu neden hiç bırakmadığıyla ilgili olacaktı.