OĞLUMUN YENİ KARISININ, İLK EVLİLİĞİNDEN OLAN ÇOCUKLARI

Oğlum Tolga’nın iki harika çocuğu var; dokuz yaşında bir kızı ve yedi yaşında bir oğlu. Dört yıl önce çocukların annesi hayatını kaybetti. Gelinim gerçekten neşe dolu, sıcacık bir kadındı; çocukların salonun ortasına minderlerden dev kaleler kurmasına bile gülerek yardım ederdi. Tolga’nın bu kaybın ardından kendisini toparlaması uzun sürdü. Ancak altı ay önce Melis adında bir kadınla evlendi. Melis’in çocuklara karşı en ufak bir annelik duygusu taşıdığını düşünmüyorum. Annelerini kaybetmiş iki çocukla yakınlaşmaya çalışmak yerine, onlara aynı evde yaşamak zorunda olduğu iki yabancı gibi davranıyordu. Sosyal medyada paylaşmak için evin her köşesini kusursuz, bembeyaz ve gösterişli tutmaya takıntılıydı. Son zamanlarda çocukların annelerinden kalan renkli hayatlarını hatırlatan oyuncaklar, fotoğraflar ve eşyalar da birer birer kutulara konulup çatı katına kaldırılıyordu. Geçen hafta sonu yeni evleri için bir davet verdiler. Tolga arka bahçede arkadaşlarıyla sohbet ediyordu. Ben ise salonda torunlarımla birlikteydim. İkisi de yerde sessizce oturmuş, eski bir kutunun içindeki rengârenk Legolarla oynuyordu. “Bak babaanne,” diye fısıldadı torunum, yaptığı oyuncağı bana kaldırarak. “Bu bir kurtarma gemisi.” “Ben de fırlatma yerini yaptım,” diye ekledi ablası gururla. Daha onlara cevap veremeden Melis, yanında iki arkadaşıyla salona girdi. Çocukları görür görmez durdu ve rahatsızlığını gizleme gereği bile duymadan derin bir nefes verdi. “Ben bu halıyı daha yeni süpürdüm,” diye söylendi arkadaşlarına. Sesini alçaltmaya bile çalışmamıştı. Doğruca çocukların yanına yürüdü, torunumun elindeki gemiyi çekip aldı ve ayağıyla küçük kızın yaptığı fırlatma alanını dağıttı. “Ama!” dedi torunum titreyen bir sesle. “Ben sadece babaanneme gösteriyordum…” “Umurumda değil,” diye çıkıştı Melis, herkesin önünde iki çocuğa da öfkeyle bakarak. “Bu plastik çöpleri hemen yukarı götürün. İkiniz de benim evimin bütün görüntüsünü bozuyorsunuz.” Torunum olduğu yerde donup kaldı. Yüzündeki heves bir anda silinmişti. Ablası ise hiçbir şey söylemedi. Sessizce kardeşine sarıldı ve yere saçılan renkli parçaları yeniden kutuya toplamaya başladı. Kahve fincanımı masaya bıraktım ve ayağa kalktım. Artık susmaya hiç niyetim yoktu. Ama daha ağzımı açamadan dış kapı sertçe açıldı. İçeri giren kişiyi gören Melis’in yüzündeki bütün renk bir anda kayboldu. Elindeki Lego kutusunu yere bıraktı ve sadece: “Senin burada ne işin var?” diyebildi.Melis.Kapıda duran kadın yaklaşık altmış yaşlarındaydı. Saçları kısa kesilmiş, yüzü sert ama yorgun görünüyordu. Üzerinde sade bir trençkot vardı ve elinde kahverengi bir dosya taşıyordu. Onu daha önce hiç görmemiştim. Ama Melis’in onu gördüğü anda verdiği tepki, bu kadının sıradan bir misafir olmadığını anlamama yetti. Kadın kapıyı arkasından kapattı. “Bence asıl soru şu,” dedi sakin bir sesle. “Sen burada ne yaptığını sanıyorsun, Melis?” Salondaki konuşmalar bir anda kesildi. Melis’in arkadaşları birbirlerine baktı. Ben ise torunlarımın önünde durarak onları fark ettirmeden arkama aldım. “Bu benim evim,” dedi Melis. Kadın acı acı gülümsedi. “Hayır. Değil.” O iki kelime odanın içine taş gibi düştü. Melis’in yüzü değişti. “Saçmalama.”Tam o sırada arka bahçeden Tolga içeri girdi. “Ne oluyor burada?” Kapıdaki kadını görünce o da şaşırdı. “Affedersiniz, siz kimsiniz?” Kadın dosyayı göğsüne doğru kaldırdı. “Ben Gülay. Melis’in annesiyim.” Tolga birkaç saniye ne diyeceğini bilemedi. Altı aylık evlilik boyunca Melis’in annesini hiç görmemiştik. Bize annesiyle yıllardır konuşmadığını, kadının onu çocukken terk ettiğini söylemişti. Tolga sonunda: “Melis bize annenizin yurt dışında yaşadığını söyledi,” dedi. Gülay’ın yüzündeki ifade daha da sertleşti. “Demek size bunu anlattı.” Melis birden öne çıktı. “Buraya gelip ailemin önünde rezalet çıkarmana izin vermeyeceğim.” Gülay bu kez sesini yükseltmedi. Sadece salondaki çocuklara baktı. Yerdeki Legoları, torunumun gözlerindeki yaşları ve küçük kızın hâlâ kardeşinin omzuna sarılmış elini gördü. “Ben rezalet çıkarmadım,” dedi. “Sanırım bunu zaten sen yapmışsın.” Melis’in bakışları bir anda çocuklara çevrildi. O sırada Tolga, oğlunun gözlerinin dolu olduğunu ilk kez fark etmişti. Yanına eğildi. “Ne oldu?” Torunum cevap vermedi. Ablası ise beklemedi. “Melis kurtarma gemisini elimizden aldı,” dedi kısık sesle. “Bizi evi bozmakla suçladı.” Tolga ağır ağır ayağa kalktı. Melis hemen savunmaya geçti. “Büyütmeyin. Evin ortasına oyuncakları saçmışlardı.” “Onlar çocuk,” dedim. Sesimin sakin çıkmasına çalışıyordum ama ellerim titriyordu.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.