ÜÇ OĞULDAN SONRA KOCAM SONUNDA KUCAĞIMA BİR KIZ BEBEK VERDİ

Üçüncü oğlumuz doğduktan sonra, yıllar önce büyük bir umutla aldığım küçücük pembe battaniyeyi dolabın en arkasına kaldırdım. Oğullarımı her şeyden çok seviyordum. Ama kocam Oktay, hayatım boyunca içimde bir kız çocuğu özlemi taşıdığımı biliyordu. Tam on yedi yıl sonra, sabah saat 06.20’de telefonum çaldı. Arayan Oktay’dı. Hastanedeydi. “Çabuk gel. Ama çocukları yanında getirme.” Hastaneye ulaştığımda doğum servisinin önünde bekliyordu. Kucağında yeni doğmuş bir kız bebek vardı. Olduğum yerde kalakaldım. “Oktay... bu bebek kimin?” Gözleri doldu. “Bizim.” Bebeği dikkatlice kollarıma bıraktı. Koyu renk saçları, minicik parmakları ve insanın içine işleyen gri gözleri vardı. Onu kucağıma aldığım anda ağlamaya başladım. Oktay alnımdan öptü. “Adı Lalin.” Ne olduğunu, bu bebeğin bir anda hayatımıza nasıl girdiğini anlayamıyordum. Tam soru soracaktım ki beyaz önlüklü bir doktor yanımıza geldi. “Sevil Hanım? Sizinle yalnız konuşmam gerekiyor.” Oktay’ın yüzü bir anda gerildi. “Gerek yok doktor bey.” Doktor onu dinlemedi. Odasına geçtiğimizde kapıyı kapattı. “Kocanız size Lalin’in buraya nasıl geldiğini anlattı mı?” “Hayır.” Doktorun yüzündeki ifade değişti. Sonra masasının üzerindeki bir dosyayı bana doğru itti. İçinde bir DNA raporu vardı. Oktay’ın adını hemen tanıdım. Babalık olasılığı: %0. Şaşkınlıkla doktora baktım. “O zaman neden bu bebeğin bizim olduğunu söyledi?” Doktor sessizce diğer sayfayı çevirdi. Bu kez raporun üzerinde benim adım yazıyordu. Biyolojik akrabalık olasılığı: %99,8. Parmaklarımın uyuştuğunu hissettim. “Bu mümkün değil. Ben 54 yaşındayım.” “Biliyorum.” “Peki... annesi kim?” Doktor birkaç saniye boyunca cevap vermedi. Sonra gözlerini benden kaçırıp dosyanın içindeki son belgeye baktı. Tam konuşmak üzereydi ki kapıya sert sert vurulmaya başlandı.Yerimden sıçradım. Doktor ayağa kalktı ama kapıya doğru ilerlemeden önce bana dönüp alçak sesle, “Ne olursa olsun sakin kalmaya çalışın,” dedi. Bu söz beni daha çok korkuttu.Kapı bir kez daha yumruklandı. “Doktor bey! Açın kapıyı!” Sesi tanımıyordum. Genç bir kadındı. Doktor kapıyı açtığında koridorda yirmili yaşlarının başında, yüzü bembeyaz olmuş bir kız duruyordu. Üzerinde hastane kıyafeti vardı. Saçları dağınıktı. Bir eliyle duvara tutunuyor, diğer eliyle karnını kavrıyordu. Gözleri doğrudan bana kilitlendi. Sonra ağlamaya başladı. “Özür dilerim,” dedi. Ne diyeceğimi bilemedim. “Sen kimsin?” Genç kadın dudaklarını ısırdı. Doktor araya girdi. “Sevil Hanım, bu İdil.” Adını hayatımda ilk kez duyuyordum. “Bebeğin annesi mi?” İdil gözlerini kapatıp başını salladı. Boğazım düğümlendi. “Peki benimle ne ilgisi var?” Doktor masanın üzerindeki dosyayı tekrar önüme çekti. “İdil’in de DNA testi yapıldı.” İçime kötü bir his çöktü. Doktor devam etti. “İdil sizin biyolojik kızınız.” Sanki odanın içindeki bütün sesler bir anda yok oldu. Doktorun dudakları hareket ediyordu ama birkaç saniye boyunca hiçbir şey duyamadım. “Hayır,” diyebildim sonunda. “Benim üç oğlum var. Hiç kız çocuğu doğurmadım.” İdil hıçkırarak sandalyesine oturdu. “Biliyorum.” Oktay kapıda belirdi. Yüzüne baktığım anda her şeyi anladım. Adamın rengi gitmişti. Ayağa kalktım. “Sen biliyordun.” Oktay cevap vermedi. “Biliyordun!” diye bağırdım. Doktor kapıyı kapattı. Oktay gözlerini yere indirdi. “Üç gündür biliyorum.” “Elindeki bebeği bana verip ‘bizim’ dedin.” “Sana nasıl anlatacağımı bilmiyordum.” Sinirimden ellerim titriyordu. “En başından anlat.” Oktay derin bir nefes aldı. Gerçek, on yedi yıl önceki bir geceye uzanıyordu.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.