İKİZ KIZLARIMDAN BİRİNİ KAYBETTİKTEN SONRA
İkiz kızlarım Nisan ve Ekin 5 yaşındayken, Ekin bir anda çok ağır hastalandı. Ambulansla hastaneye yetiştirildi ve birkaç saat sonra bir doktor yanıma gelip Ekin’i kurtaramadıklarını söyledi. O an hayatıma nasıl devam edeceğimi bilmiyordum. Ama ardından başka bir şey daha oldu. Ekin’in cenazesinden sonra kocam Cemal yanıma geldi ve: “Özür dilerim ama artık bunu yapamıyorum,” dedi. Sonra çekip gitti. Beni ve kızımız Nisan’ı terk etti. Acım beni tamamen içine çekmişti. Kızımı kaybetmiştim ve Cemal’le birbirimize tutunarak bu korkunç günleri atlatacağımızı sanıyordum. Ama öyle olmadı. Yanımdan hiçbir zaman ayrılmayan tek kişi babamdı. Her zaman oradaydı. Kızlar doğduğunda da yanımızdaydı. Onlara sık sık bakar, iş çıkışında sadece torunlarını birkaç dakika görebilmek için bile bize uğrardı. O kızları gerçekten çok seviyordu. Ekin’in ölümü onu da neredeyse yıkmıştı. Bu yüzden birbirimize tutunduk ve yaşadığımız acıyı birlikte aşmaya çalıştık. Benim için her şey inanılmaz derecede zordu ama babam, Nisan’ı büyütmeme yardım etti. O olmasaydı bütün bunların altından nasıl kalkardım gerçekten bilmiyorum. Aradan on üç yıl geçti. Bu yılların hiçbirinde Cemal’den tek bir haber almadım. Bu onun seçimiydi. Bir süre sonra bizi nasıl bu kadar kolay bırakıp gidebildiğini düşünmeyi bile bıraktım. Ta ki düne kadar. Dün Nisan’ın doğum günüydü. Ailece onun 18. yaşını kutladık ve uzun zamandır geçirdiğimiz en güzel günlerden biriydi. Gece geç saatlerde Nisan odasına çekilmişti. Ben hâlâ mutfakta kalan tabakları toplarken babam yanıma geldi. Yüzü bembeyazdı. Bir şey olup olmadığını sordum. Başını öne eğdi ve: “Kızım, sana korkunç bir şey yaptım. Lütfen beni affet,” dedi. Ne demek istediğini anlayamadan yüzüne baktım. “Baba, neden bahsediyorsun?” Elindeki eski kutuyu bana uzattı ve titreyen bir sesle: “Cemal bana, Nisan on sekiz yaşına gelene kadar sana hiçbir şey söylemeyeceğime yemin ettirdi. Kızım… Cemal sizi sebepsiz yere terk etmedi. Senin yıllardır bilmediğin bir şey var,” dedi. Dizlerimin titrediğini hissedince sandalyeye oturmak zorunda kaldım. “Neler oluyor?” Babam kutuyu masanın üzerine bıraktı. “Bunu açınca anlayacaksın. Çünkü Ekin’e o gün gerçekte ne olduğu… sana anlatılanlardan çok farklıydı.” Nefesimi tutarak kutunun kapağını kaldırdım. İçinde yıllar öncesine ait hastane belgeleri, Cemal’in el yazısıyla doldurulmuş birkaç sayfa ve üzerinde Ekin’in adı bulunan kapalı bir zarf vardı. Ama beni olduğum yerde donduran şey bunların hiçbiri değildi.Kutunun en altında, Ekin’in öldüğü söylenen tarihten tam üç ay sonra çekilmiş bir fotoğraf vardı. Fotoğraftaki küçük kız kameraya gülümsüyordu. Ve yüzü, kaybettiğimi sandığım kızımın yüzüydü. Fotoğrafı elimde öyle sıkı tutuyordum ki parmaklarımın titrediğini bile fark etmiyordum. Ekin’in saçları omuzlarına kadar uzamıştı. Üzerinde daha önce hiç görmediğim bir hırka vardı. Arkasında ise beyaz duvarlı, küçük bir bahçeye açılan pencere görünüyordu. Fotoğrafın köşesinde bir tarih vardı. Yanlış görmüş olmayı diledim. Tekrar baktım. Hayır. Ekin’in cenazesinden tam doksan iki gün sonraydı. Babamın yüzüne döndüm. “Bu ne?” Sesim bana ait değilmiş gibi çıkmıştı. Babam dudaklarını birbirine bastırdı. “Önce mektubu oku.” Masadaki zarfı aldım. Üzerinde Cemal’in el yazısıyla yalnızca benim adım vardı. Zarfı yırtarken içimde on üç yıldır susturduğum her şey yeniden ayağa kalkıyordu. Cemal’e duyduğum öfke, Ekin’in mezarının başında geçirdiğim geceler, Nisan’ın çocukken “Babam neden gelmiyor?” diye sorduğu anlar… Mektubu açtım. İlk cümleyi okuyunca nefesim kesildi. “Eğer bunu okuyorsan Nisan artık on sekiz yaşında ve sana verdiğim söz sona ermiş demektir.” Devamında yazılanlar hayatım boyunca öğrendiğim bütün gerçekleri paramparça etti. Ekin o gün hastanede ölmemişti. Gerçek bundan çok daha karmaşıktı. Ekin ve Nisan doğduğunda doktorların bize söylemediği genetik bir durumdan söz ediliyordu. İkizlerin hastane kayıtlarında doğumdan hemen sonra yapılan bazı testler karışmıştı. Beş yıl sonra Ekin hastalandığında yapılan ayrıntılı incelemede, kızların biyolojik olarak Cemal’in çocukları olmadığı ortaya çıkmıştı. Ama asıl korkunç olan bu değildi. Cemal mektubunda, hastanedeki eski kayıtların incelenmesiyle doğum sırasında iki bebeğin başka bir ailenin çocuklarıyla karıştırılmış olabileceğinin anlaşıldığını yazmıştı. Başımı kaldırıp babama baktım. “Bu saçmalık.” Babam ağlamaya başladı. “Keşke öyle olsaydı.” Mektuba geri döndüm. Ekin’in ani hastalığı sırasında doktorlar onun acil ve özel bir tedaviye ihtiyacı olduğunu söylemişlerdi. Fakat tedaviye başlanmadan önce biyolojik ailesinin tıbbi geçmişine ulaşılması gerekiyordu. Hastanenin araştırması sonunda başka şehirde yaşayan bir aileye ulaşılmıştı. Cemal o aileyle gizlice görüşmüş. Ekin’in biyolojik annesi yıllar önce aynı genetik hastalıktan bir çocuğunu kaybetmişti. Bu yüzden tedavi için gerekli bilgileri verebilmişti.