Patronumun Herkesin Alay Ettiği Kızıyla Evlenmeyi Kabul Ettim
“Çünkü bazen adalet, insanın bütün imparatorluğunu yakar.” Döndük. Faruk Bey kapıda duruyordu. Yüzü bembeyazdı. Demek düşündüğümüzden erken dönmüştü. Nermin ayağa kalkmaya çalıştı. “Baba…” Faruk Bey içeri girdi. Bana değil, kasaya baktı. “Onu açmamanız gerekiyordu.” Ben dayanamadım. “Kızınızı öldürmeye çalışmışlar. Siz kasaya kilitlemişsiniz.” Gözleri bana döndü. “Sen haddini bil.” Eskiden bu bakış beni sustururdu. Ama artık o ofisteki yoksul işçi değildim. En azından o an değildim. “Ben haddimi dün gece öğrendim,” dedim. “Bir insanın yarasını para karşılığında görmezden gelmemekmiş.” Faruk Bey’in yüzü sertleşti. Nermin ilk kez babasına karşı dik durdu. “Vedat hâlâ şirkette mi?” “Bu işler düşündüğün kadar basit değil.” “On yıl geçti baba.” “Ben seni korudum.” Nermin’in sesi kırıldı. “Hayır. Beni sakladın.” O cümle odada yankılandı. Faruk Bey’in yüzünde bir anlık pişmanlık belirdi. Ama hemen kayboldu. “Vedat yalnız değil,” dedi. “Onun arkasında belediyeden, bankadan, ihalelerden insanlar var. Ben bir hamle yaparsam sadece o batmaz. Şirket batar. Binlerce kişi işsiz kalır.” Ben güldüm. “Biz işçiler hep patronların suçlarına kalkan oluruz zaten. ‘Şirket batmasın’ diye bizim canımız sayılmaz.” Faruk Bey bana öldürecek gibi baktı. Ama bir şey diyemedi. Çünkü şantiyelerin gerçeğini biliyordum. Nermin elini masaya koydu. “Ben artık susmayacağım.” Faruk Bey ona döndü. “Ne yapacaksın?” “Savcılığa gideceğim.” “Vedat seni bitirir.” “Zaten bitirdi sandınız. Ama bitmemişim.” O an Nermin’i ilk kez gerçekten gördüm. O yorganın altında saklanan yaralı kadın değil. İçinde on yıl boyunca diri kalmış, sesi elinden alınmış ama tamamen ölmemiş bir kadın. Faruk Bey yorgun şekilde koltuğa oturdu. Kalbini tuttu. Nermin bir an panikledi. “Baba…” “Tamam,” dedi Faruk Bey zor nefes alarak. “Bir dosya daha var.” Kasanın arka panelini açtı. Bizim fark etmediğimiz gizli bölmeden daha küçük bir zarf çıkardı. İçinde Vedat’ın imzaladığı bazı belgeler, para transferleri ve bir ses kaydı vardı. “Bunu yıllardır sakladım,” dedi. “Kızımı korumak için zamanı bekledim.” Nermin acıyla baktı. “On yıl mı?” Faruk Bey gözlerini kapattı. “Ben korktum.” Bazen büyük adamların en küçük cümlesi budur: Ben korktum. Ama onların korkusu başkalarının hayatına mal olur. O gün savcılığa gitmedik. Önce bir avukat bulduk. Bu kez Faruk Bey’in avukatı değil. Nermin’in kendi avukatı. Ben de yanında gittim. Niye gittim bilmiyorum. Belki artık kaçamayacağımı hissettim. Belki o gece yorganı kaldırınca sadece onun sırrını değil, kendi sınavımı da görmüştüm. Avukat dosyaları görünce yüzü ciddileşti. “Bu sadece aile içi mesele değil,” dedi. “Cinayete teşebbüs, sahte rapor, ihaleye fesat, iş güvenliği ihlali… Bunlar çok ağır.” Nermin’in eli masanın altında titriyordu. Ben elimi uzattım. Bu kez o tuttu. Üç gün sonra ilk başvuru yapıldı. Bir hafta içinde Vedat’ın adamları harekete geçti. Önce telefonlar geldi. “Kerem, karışma.” “Sen kimsin de büyüklerin işine burnunu sokuyorsun?” “Bir ev, bir kamyonet için girdin; canından olma.” Sonra şantiyedeki eski arkadaşım Cem beni aradı. “Abi dikkat et. Vedat bugün sahaya gelmiş. Seni sormuş.” Nermin bunları duyunca yüzü soldu. “Vazgeçebilirsin,” dedi. “Sen vazgeçecek misin?” “Hayır.” “Ben de vazgeçmem.” “Bunu bana borçlu değilsin.” “Biliyorum.”