19 YAŞINDAYKEN KOCAMA, ASKERDEN DÖNENE KADAR
"İnanmadım," dedi Cevdet. "Seni bulmak için defalarca geldim. Ama her seferinde birileri benden önce davranmıştı." O anda Neriman hıçkırarak ağlamaya başladı. "Neden ağlıyorsun?" diye sordum. "Sen bütün bunların neresindesin?" Başını kaldırdı. "Çünkü o mektubu ben yazdım." Odanın içinde derin bir sessizlik oldu. Kız kardeşimin yüzüne bakarken sanki karşımda hayatım boyunca tanıdığım insan değil, tamamen yabancı biri duruyordu. "Neden?" Neriman gözlerini kaçırdı. "Çünkü Hayri'ye âşıktım." Duyduklarımı anlamaya çalışıyordum. Hayri, Neriman'a evlenme sözü vermişti. Ancak Cevdet memlekete dönerse yaşadıkları çatışmayla ilgili bazı gerçeklerin ortaya çıkacağını söylemişti. Meğer çatışma sırasında Cevdet'i yaralı hâlde geride bırakıp kaçan kişi Hayri'ymiş. "Hayri, Cevdet'in dönmesi hâlinde askerlik görevinde yaptıklarının anlaşılmasından korkuyordu," dedi Neriman. "Sen de sevdiğin adamı korumak için benim hayatımı mahvettin, öyle mi?" Cevap vermedi. Babamın da bu plana katıldığını öğrendiğimde içimde bir şeyler koptu. Babam zaten Cevdet'le evlenmemi istemediğinden Hayri'nin teklifini kabul etmişti. Hayri ise Neriman'ı kullanarak mektupları hazırlamıştı. Peki, Hayri'nin ölümü? Bu soruyu sorduğumda Cevdet cebinden başka bir fotoğraf çıkardı. "Hayri ölmedi." Gözlerim büyüdü. Cevdet, yıllarca başka şehirlerde çalışmıştı. Bir süre sonra yeniden evlenmiş olduğumu düşünerek beni aramaktan vazgeçmişti. Ancak iki yıl önce eski askerlik kayıtlarını araştırırken Hayri'nin başka bir kimlikle yurt dışında yaşadığını öğrenmişti. Onun izini sürmesi, bütün gerçeği ortaya çıkarmıştı. "Geçen ay Hayri'yi buldum," dedi. "Ölümünden önce vicdanını rahatlatmak istediğini söyledi." "Ölümünden önce mi?" "Çok hastaydı. Bana her şeyi anlattı ve elindeki belgeleri verdi. Üç hafta sonra da gerçekten hayatını kaybetti." Neriman birden ayağa kalktı. "Abla, ben senin hâlâ onu beklediğini bilmiyordum!" Öfkeyle ona döndüm. "Her doğum günümde yanımdaydın! Her yıl dönümünde ağladığımı gördün! Bana başka biriyle evlenmem gerektiğini söyleyen de sendin!" Neriman gözyaşları içinde dizlerimin önüne çöktü. "İlk başta her şeyi açıklayacaktım. Ama sonra Hayri ortadan kayboldu. Babam beni tehdit etti. Sana anlatırsam ailemizi dağıtacağımı söyledi." "Sen ailemizi elli beş yıl önce dağıtmışsın!" Sözlerim üzerine başını eğdi. O gece Neriman'ı evimden gönderdim. Onu affedebilecek durumda değildim. Ancak Cevdet'in anlatacakları henüz bitmemişti. "Bir şey daha var," dedi. Korkuyla yüzüne baktım. "Sen yeniden evlenmedin, değil mi?" Başını salladı. "Hayır. Ama bir kızım var." Sanki kalbime ikinci kez bir bıçak saplanmıştı. Cevdet gözlerimin dolduğunu görünce elimi tuttu. "Onu yıllar önce evlat edindim. Annesi, birlikte çalıştığım bir hastanede hayatını kaybetti. Küçücük bir bebekti. Kimsesi yoktu." Cevdet, kızına benim yıllarca anlattığım küçük bahçeli evimizin hayalini aktarmıştı. Kızının adı Sevgi'ydi ve şimdi kendisinin de iki çocuğu vardı. "Onlar da seninle tanışmak istiyor." O gece sabaha kadar konuştuk. Kaybettiğimiz gençliğimizi, hiç doğmamış çocuklarımızı ve yaşayamadığımız bütün yılları düşündük. Ertesi sabah Cevdet'le yıllar önce nikâh kıydığımız belediyenin önüne gittik. Cebimden eski yüzüğümü çıkardım. Cevdet de kendi yüzüğünü avucuna aldı. "Biz hâlâ evliyiz," dedim. Cevdet gülümsedi. "Evet. Ama seni yeniden eşim olmaya davet etmek istiyorum." Birkaç hafta sonra küçük bir aile töreni düzenledik. Sevgi ve çocukları da yanımızdaydı. Cevdet'in torunlarından küçük olanı bana sarılıp ilk kez "Babaanne" dediğinde gözyaşlarımı tutamadım. Neriman törene gelmedi. Ona bir mektup yazmış, yaptıklarını henüz affedemediğimi, fakat gerçeği itiraf ettiği için teşekkür ettiğimi söylemiştim. Bir gün yeniden konuşabileceğimizi de eklemiştim. Cevdet'le sonunda küçük bahçeli bir eve taşındık. Her sabah birlikte çay içmeye, akşamları bahçemizde oturmaya başladık. Bir gün ona elli beş yıl beklediğim için pişman olup olmadığımı sordu. Elini tuttum. "Kaybettiğimiz yıllara üzülüyorum," dedim. "Ama seni sevdiğim için değil." Sonra eski metal yüzüklerimizi küçük bir kutuya yerleştirdik. Kutunun üzerine Cevdet kendi elleriyle şu cümleyi yazdı: "Bizi birbirimizden ayıranlar geçmişimizi çaldı. Ama kalan hayatımızı nasıl yaşayacağımıza yalnızca biz karar vereceğiz." O gün anladım ki sevgi yalnızca birini yıllarca beklemek değildi. Bazen geçmişin acısını kabul edip kalan zamanı birlikte güzelleştirmekti. Artık kaybettiğimiz elli beş yılı saymıyorum. Çünkü her sabah gözlerimi açtığımda Cevdet'in yanımda olduğunu görüyorum. Ve hayatımda ilk kez, geçmişte yaşayamadığım günlerin yasını tutmak yerine önümdeki günlerin kıymetini biliyorum.