65 Yaşındayım. Beş Yıl Önce Boşandığım Kocam
BEŞ YIL BOYUNCA DOKUNMADIĞIM BANKA KARTININ ARDINDAKİ SIR "Ekranda yazan ismi gördüğüm anda elimdeki zarf yere düştü. Çünkü o isim, beş yıldır bir kez bile karşılaşmadığım eski kocama ait değildi. Ve o kişinin bu hesapla nasıl bir bağlantısı olabileceğini aklım almıyordu..." Bilgisayar ekranında gördüğüm isim, yirmi üç yıl önce trafik kazasında kaybettiğim küçük kardeşim Rıdvan'a aitti. Nefesim kesildi. "Bu imkânsız!" diye fısıldadım. "Kardeşim yıllar önce öldü!" Banka müdürü Seçil Hanım şaşkınlıkla bana baktı. "Hanımefendi, sakin olun. Belki bir isim benzerliğidir." Başımı iki yana salladım. "Hayır! Adı, soyadı, hatta ikinci adı bile aynı. Bu bir tesadüf olamaz!" Seçil Hanım ekrandaki bilgileri tekrar kontrol etti. Sonra yüzündeki ifade değişti. "Bu para doğrudan kardeşinizin hesabından gönderilmemiş. Rıdvan adına kurulmuş bir yardım vakfının hesabından aktarılmış." Sandalyeye çöktüm. Rıdvan henüz otuz iki yaşındayken ölmüştü. Aramızda beş yaş vardı. Çocukluğumuz boyunca birbirimizin en yakın arkadaşıydık. Onun ölümünden sonra yıllarca kendimi toparlayamamıştım. Peki, ölmüş kardeşimin adını taşıyan bir vakıf neden benim hesabıma para gönderiyordu? Seçil Hanım yerdeki zarfı alıp bana uzattı. "Sanırım cevap burada." Zarfı açtım. İçinden üç sayfalık bir mektup ve eski bir fotoğraf çıktı. Fotoğrafta Turgay, Rıdvan ve ben vardık. Yirmi beş yıl önce köydeki baba evimizin bahçesinde çekilmişti. Fotoğrafın arkasında Turgay'ın el yazısıyla tek bir cümle yazıyordu: "Gerçeği öğrendiğinde beni affetmeni beklemiyorum." Ellerim titreyerek mektubu okumaya başladım. "Sevgili Necla, Bu satırları okuyorsan sonunda bankaya gitmişsin demektir. Umarım bunu yapmak için çok geç kalmamışsındır. Sana hayatımın en büyük haksızlığını yaptım. Ama senin bilmediğin başka bir haksızlığım daha var. Yirmi üç yıl önce kardeşin öldüğünde sana gerçeği söylemedim. Çünkü o gün yaşanan kazada benim de payım vardı." Gözlerim karardı. Mektubu masaya bıraktım. Rıdvan'ın ölümünü dün gibi hatırlıyordum. Yağmurlu bir akşamdı. Kardeşim işten dönüyordu. Virajda kontrolünü kaybetmiş, aracı uçuruma yuvarlanmıştı.Bize anlatılan buydu. Ama Turgay'ın mektubundaki sonraki satırlar her şeyi değiştirdi. "O akşam Rıdvan benimle buluşmaya geliyordu. Çünkü ortak olduğumuz küçük nakliye şirketinde bazı usulsüzlükler yaptığımı öğrenmişti. Şirketin hesaplarından izinsiz para çekmiş, borçlarımı kapatmaya çalışmıştım. Rıdvan beni polise bildireceğini söylemişti. O gece onunla telefonda tartıştık. Konuşmamız sırasında aracını kullandığını biliyordum. Sinirle üzerine gittim. Sonra telefon kapandı. Kazadan sonra aramızdaki tartışmayı kimseye anlatmadım. Kardeşinin ölümüne doğrudan benim sebep olduğumu söyleyemem. Ama o gece yaptıklarımın vicdan azabını yirmi üç yıl taşıdım." Mektubu okumayı bıraktım. Gözyaşlarım masanın üzerine damlıyordu. Demek kardeşimle son konuşan kişi kocamdı. Üstelik bunu benden gizlemişti! Otuz yedi yıllık evliliğimizde Turgay'ın gözlerimin içine bakarak söylediği bütün sözler bir anda anlamını yitirdi. Ama mektup bitmemişti. "Beş yıl önce doktorlar bana ciddi bir kalp hastalığı teşhisi koydu. Ameliyat olmam gerekiyordu. Ölüm ihtimaliyle yüzleşince yıllardır sakladığım her şey üzerime çöktü. Sana gerçeği anlatmaya karar verdim. Ama her defasında korktum.